Erdoğan, Baykal, Bahçeli

13.08.2009 05:52

Ahmet Taşgetiren

İnsan, bazı yazıları, önce kendi pozisyonlarını anlatmadan yazamıyor. Onun için önce bir iki not düşeceğim:

-Baykal'ı ve Bahçeli'yi hem üslup, hem politik muhtevaları açısından birçok kere eleştirmiş bir insanım.

- "Kürt sorunu" konusundaki duruşlarının, sorunun çözümü noktasında çok ümit verici olmadığını düşünürüm.

-Doğu-Güneydoğu'dan hemen hiç oy alamaz hale gelmelerinin bizzat onlar tarafından önemsenmesi gereken bir anlamı bulunduğunu ifade edegeldim.

-DTP'ye yönelik olarak da ciddi eleştirilerde bulundum. DTP'nin de Türkiye'nin bütününe yönelik politikalar geliştirememesinin önemli bir problem olduğunu ifade ettim. İdeolojik planda da DTP ile Kürt halkının büyük çoğunluğu arasında önemli farklar bulunduğunu, bu niteliğiyle DTP'nin Kürt halkının tamamını temsil edemeyeceğini yazarak geldim...

Bu ön hatırlatmalardan sonra gelelim sadede:

Bir: Başbakan'ın DTP Eş Başkanı Ahmet Türk'le görüşmeme tercihini eleştirdim. Görüşmesi gerektiğini yazdım. Görüşmenin, illa onunla aynı paralelde durmak anlamına gelmediğini ama ülkenin Başbakanı olarak çok farklı siyasi çizgide de olsalar, bir siyasi kadroyu dışlamanın doğru olmayacağını, siyasi parti olarak mücadele ettiğiniz bir kadro ile, Başbakan olarak daha farklı bir platformda görüşmeler yapmanın faydalı sonuçlar doğurabileceğini yazdım. Başbakanlığın daha kapsayıcı bir statü olduğunu ve bundan yararlanmak gerektiğini belirttim.

Başbakan, sonunda -Başbakan olarak değil AK Parti Genel Başkanı olarak da olsa- Ahmet Türk ve arkadaşlarıyla görüştü. Bana göre doğru yaptı. Ve yine bana göre, Başbakan olarak da görüşseydi, yanlış olmazdı. Hatta belki, daha bu konudaki ana koordinatları hatırlatmaya müsait bir ortam sağlanabilirdi.

İki: Şu sıra Baykal ve Bahçeli'den "Açılım" konusunda "ihanet" suçlamalarına kadar uzanan sert bir karşı çıkış sergileniyor. Baykal ve Bahçeli'nin sert karşıtlığı, "Açılım"ı çok önemseyen çevreler yanında, AK Parti sözcüleri ve sempatizan çevreler tarafından da büyük tepki ile karşılanıyor. Olaya sırf siyasi mücadele noktasından baktığımızda hem Baykal ve Bahçeli'nin sert karşıtlıklarını hem de AK Parti ve Hükümet cenahının sert mukabelelerini normal görmek mümkün.

Ama bence bu mesele, böyle bir iktidar-muhalefet cedelleşmesini kaldıracak bir mesele değildir.

Şöyle bakalım:

Baykal ve/veya Bahçeli, diyelim işçi hakları ile ilgili bir meselede, toplamı yüzde 40'lara varan bir toplum kesimini muhalefet cephesinde toplamış olsa, iktidar bu toplumsal muhalefeti göze alıp, yine de kendi çözüm yolunda ısrar edebilir. Bu muhalefetin, bir yerde farklı bir alternatifi dile getiriyor olması bakımından sorunun çözümüne ilişkin katkısından da söz edilebilir.

Ama içine kan karışmış, 40 bin can kaybının söz konusu olduğu, etnik ayrışma riski taşıyan, yaraları henüz sarılmamış, neredeyse milyonlarca insanın bir boyutuyla etkilendiği belki de Türkiye'nin en hassas meselesinde, toplumsal muhalefeti en aza indirmek, daha doğrusu, böyle bir muhalefet oluşumuna mümkün olduğu kadar zemin hazırlamamak herhalde en başta düşünülecek bir hassasiyettir.

CHP ve MHP'yi, rakip bir siyasi parti olarak görmek var, bir de, toplumun bir kesiminin hassasiyetini, tepkisini sembolize eden bir yapı olarak görmek var.

Ben, bu sancıda, ikinci boyutun önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Başbakan öncelikle Baykal ve Bahçeli ile görüşseydi diyorum.

Evet, bunu diyorum.

Diyelim, sıklıkla ifade edildiği gibi, bu bir devlet projesi ise bu konuda çok uygun bir zemin oluştuğu açıklamaları doğru ise ortaya, hiç olmazsa olabilecekler ve olmayacaklar konusunda bir

ana çerçeve çıkmışsa, bunu Baykal ve Bahçeli ile paylaşmanın ne mahzuru olabilirdi? Varsa onların da hassasiyet noktaları tespit edilip, kendi projenizle bütünleştirmek düşünülemez miydi? Devletin elindeki bilgiler, uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler birlikte ele alınamaz mıydı? Baykal ve Bahçeli'nin soruna ilişkin önceki hazırlıkları değerlendirilip, müştereklikler üzerinde konuşulamaz mıydı?

Her şeyden önce Sayın Başbakan, bu işte muhalefetle birlikte olmanın öneminden yola çıkıp, "Çözümü birlikte üretelim" dese, mutlaka tepki ile mi karşılaşırdı? Öyle bir "Birlikte çözüm arayışı" çağrısından sonra gösterilecek muhalefet tepkisi daha zor olmaz mıydı?

Şu ana kadar çok şey söylendi.

Söylenmemesi gerekenler de söylendi.

Baykal ve Bahçeli de söyledi, Başbakan da söyledi.

Daha çok da, "hınk deyicilerimiz" vurdu, kırdı.

Ama bu iş, hınk deyicilerin kamplaşma psikolojileri ile sağlıklı yürümez.

Başbakan her şeye rağmen, Baykal ve Bahçeli ile görüşmeli, kendi çizgilerini anlatmalı, onların hassasiyetlerini dinlemeli ve daha geniş uzlaşma imajı beslenmelidir. (Başbakan'ın grup konuşmasında Baykal ve Bahçeli söz konusu olduğunda söze "Onlara buradan cevap vermek istemiyorum" yaklaşımı olumlu. Daha ötesine de geçmemek lazım.

Şunu demek istiyorum:

Cumhurbaşkanı, Başbakan, herhangi bir hükümet üyesi, bu konuda, bir köşe yazarı kadar özgür değildir.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim