Erbakan: Sistem içi muhalif

01.03.2011 08:20

Akif Emre

Erbakan'ı ilk gördüğüm günü çok iyi hatırlıyorum. Henüz lise örgencisi iken anonsları dikkatimi çekmişti. İsmini evdeki Büyükdoğu koleksiyonlarından hatırlıyordum. Hocanın Odalar Birliği'nden zorla atılmasını ele alan kapaktaki Erbakan resimleri zihnimde yer etmiş olmalı ki, ürkek adımlarla taş sinemasındaki Milli Görüş konferansını dinlemeye gitmiştim. Salon dolmamıştı bile ama izleyicilerin profili dikkatimi çekmişti. Sol görüşlü bildiğim lise hocalarından bazı tanıdığım simaların olmasına fazla anlam verememiştim. Aklımda kalan ilk resim, son derece şık ve kibar görüntü içinde ama söze " esselamu aleyküm" diyerek başlayan biri...

Toplum karşısına Müslüman kimlikle çıkmaktan utanan kesim için bu tavrın psikolojik anlamı, etkisi daha sonra anlaşılacaktır.

Aynı mekanı paylaşma anlamında bir arada bulunduğum çok nadir sahnelerden biri, belki de ilki, üniversite yıllarında gençlik sorunlarıyla ilgili bir toplantıda olmuştu. Sokağın hareketlendiği o dönemde Tayyip Erdoğan da MSP gençlik kolları başkanı olarak Hocanın yanında duruyordu. Üniversite ve yurtlarından gelen temsilcilerden oluşan en fazla 20-24 kişilik toplantıda gençlerin olanca heyecan ve öfkelerini, eleştirilerini dinlerken en küçük kızgınlık emaresi göstermeyişi aklımda kalan bir diğer husus. Ve sonunda, sabırla gençlik temsilcilerini dinlemiş ve gayet kibarca teşekkür ederek son derece kıvrak bir manevrayla kendi gündemine taşımıştı toplantıyı.

Erbakan'ın Türkiye İslamcılığına ne kattığı ile neler götürdüğü tartışması bugünün konusu değil şüphesiz. Türkiye İslamcılığının anlaşılmasında en önemli kavşak noktalarından biri Erbakan'ın anlaşılması, yerli yerine oturtulması ile alakalıdır. Bu da yaptıklarının hakkını teslim etmek kadar nasıl yaptığının kritiğini de getirir.

Erbakan çizgisi ile yüzleşmek hem Türkiye'nin kendisiyle hem de özelde İslamcıların kendileriyle yüzleşmeleri anlamına gelir.

Benim zihnimde kalan Erbakan imajının hatırlattığı iki boyut var; onun şehirli yanı ile en radikalize tavırlar karşısında sistem içi kalmayı bilinçli olarak tercih edişidir.

Şehirli yanıyla, Anadolu'daki muhafazakar kitlelerin müslümanlıklarıyla özgüven duymalarını sağlayan bir alanın siyasetini yürütmüştür. Odalar Birliği sürecinden itibaren ekonomik ve sosyal olarak bastırılmış kitleleri bir yandan iktisadi anlamda destekleyip cesaretlendiren bir strateji izlerken İslamcılığa da yeni bir söylem yüklemeye çalıştı. İçerik tartışması bir yana; önce ahlak diyen, İslam birliğine vurgu yaparak "lider ülke", " yeniden büyük Türkiye" gibi söylemleri yükselten ve geniş Anadolu kitlesine özgüven veren bir tarihi derinlik aşılamaya çalıştı.

Daha önce de bir kaç kez vurguladım; Erbakan'ın en önemli işlevi, 70'li yıllardan itibaren muhafazakar, İslami hassasiyeti olan kitleleri sağ siyasetin içinde erimekten kurtarmasıdır. Erbakan faktörü olmasaydı bu kitlenin Demirel siyasetinin içinde himayeye muhtaç temsili azınlık işlevinden öte bir anlamı olmayacaktı. Bugün siyasal İslam denilen siyasal aktörden bahsediliyorsa bu durum Erbakan faktörü olmadan açıklanamaz. Erbakan İslamcılığının içeriğini, ideolojik temellerini tartışmak ayrı bir yazı konusu. Genel çerçevesi ve ütopyaları bakımından Türkiye'de yeni bir ufuk geliştirdiğini kimse inkar edemez. Ve bu ütopya soğuk savaş koşullarında bile İslam dünyasında hatırı sayılır bir yankı buldu.

Diğer tarafta biraz öfke, biraz isyan havasında gençleri büyük bir nezaketle dinleyişinin göstergesel karşılığı ise; sağ siyasetten bağımsızlaşan İslamcılığın radikalize edilmesini engelleyerek, bir bakıma onları sistem içi mücadele sınırları içinde tutmasıdır. 28 Şubat sürecinde, "bu tarihin akışı içinde bir noktadır" sözü bu çerçevede anlamlıdır.

Gelinen noktada İslami düşüncenin politik alanda ne kadar temsil edildiği sorusu da ayrıca önemsenmelidir; İslamcı siyasetin tekrar muhafazakarlaşmaya evrilmesinde bu çizginin rolü konusu meselenin odak noktasıdır ve bu konu Erbakan tartışmasından çok bir çizgi sorunu olarak yeniden ele alınmayı beklemektedir.

Erbakan'ın siyaset tarzı bir yana, yola çıkarken ortaya koyduğu sloganların içi doldurulmasa da bugün gelinen noktada yolun başına dönüldüğü de söylenebilir. Eski kuşak sağcılık yerine sağcılaşmanın neoliberal versiyonunun teslim aldığı bir ortamda Erbakan çizgisi yeniden tahlil edilmeyi bekliyor.

Kendine ve davasına bu denli "kesin inançlı" liderliği ile şunu teslim etmekte yarar var: Erbakan'ın Müslümanlığı pek çok kimseye fazla geldi.

Cenazesine resmi tören istememesinin sembolik anlamı onun hayat çizgisinde sürdürdüğü muhalif tavrının ifadesi olarak okunmalıdır.

Allah'tan rahmet diliyorum.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim