Erbakan mı Takiyyeci İdi Atatürk mü?

12.02.2012 21:04

Nuray Kayacan

Rahmetli Erbakan Hoca laik cenah tarafından sürekli takiyecilikle suçlanırdı. Kelle koltukta siyaset yapılan dönemlerde mücadele veren bir siyasetçiydi. Onu takiyecilikle suçlayanlar kendi önderlerinin can korkusu değil üstelik, yükselme arzusuyla takiyenin alasını yaptığını görmedi, görmek istemedi.

Atatürk'ün Padişah Vahdettin'e Mektubu

Halife Hazretlerinin yüce katına: Halife ve pek kutsal Hakanımız, Efendimiz, İstanbul’un işgali ve bunu izleyen çok acıklı olaylar üzerine durumu inceledik ve yüce saltanatınızın haklarını ve ulusal bağımsızlığımızı savunmak ve sağlamak amacıyla bu kez Ankara’da Büyük Millet Meclisi halinde toplandık… Görkemli Padişahımız… Yücelerin yücesi efendimiz… Yüreğimiz bağlılık ve kulluk duygusuyla dolu olarak tahtınızın çevresinde her zamankinden daha fazla bir bağlılık ile toplanmış bulunuyoruz. Toplantısının ilk sözü Halife ve Padişahına bağlılık olan Büyük Millet Meclisi, son sözünün yine böyle olacağını yüce katınıza en büyük saygı ve gönül eğilmesi ile sunar.

Düşmanlarımız saltanat ve hilafeti birbirinden ayırmak istiyorlar. Bizim amacımız bu iki makamı ayırmanın milli iradeye uygun olmadığını göstermek ve mukaddes makamı esaretten kurtarmaktır… Hilafet ve saltanat makamını kurtarmayı başardıktan sonra meclisimizin düzenleyeceği yasalar çerçevesinde padişahımız da yerini alacaktır. Hilafet makamıyla soylu milletlerinin, hayatımın son noktasına kadar daima koruyucusu ve sadık bir ferdi gibi kalacağımı arz eder, bu hususta teminat veririm. Yüce zatlarının sıhhat ve afiyette bulunmasına dua eder ve her türlü afetlerden korunmanızı Cenab-ı Allah'tan niyaz eylediğimi yüce bilgilerinize sunarım. Kulları…

Mustafa Kemal Paşa(8 Temmuz 1919 Saat 11.45 gece)

Gösterelim İstedik…

21 Nisan günü yapılan açıklamada “Cuma gününün kutsallığından faydalanmak” diye gerekçelendirilen meclis açılışı 23 Nisan günü yapılır. Hacı Bayram Camii’nde toplanan mahşeri kalabalık tekbirler ve dualarla açılışı kutlar. Meclis önünde kurbanlar kesilir. Meclis konuşmasını Sinop milletvekili Şerif Bey yapar. Metni Mustafa Kemal hazırlamıştır. “Tüm Müslümanların halifesi ve padişaha ve saltanata bağlılık ile işgalden kurtulma dilekleri” yer alır.

24 Nisan günü Meclis başkanları seçiminde iki aday yarışır. Celaleddin Arif Efendi’nin aldığı 109 oya karşılık, Mustafa Kemal 110 oyla yani sadece 1 oy farkla başkan seçilir. Ne nankörlerdir, tek başına ülkeyi düşmanlardan kurtaran ulu öndere bu ne saygısızlık, ne kadir kıymet bilmezliktir! Aldığı oyların arkasında Padişaha methiyeleri, doğru zamanda doğru yerlerde olması, sıkı bağlantıları, siyasi dehası etkendir demek çok subjektif bir değerlendirme midir?

Kurtuluş Mücadelesi Topyekûn Bir Milletin Ortak Emeğidir…

Akif Bedr’in arslanlarına benzeterek zorlu mücadelede kıtlık ve dondurucu hava koşullarını azık ederek düşmanla çarpışan gencecik erleri teşvik etmiştir. İlk Meclis halktan insanlarla doludur. Akif, Said Nursi ve diğer milletvekilleri tüm bu mücadelenin akabinde teokratik tek partili bir rejime döneceğini tasavvur dahi edemezlerdi şüphesiz.

19 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal Paşa'nın 9. Ordu müfettişi olarak Anadolu'ya Samsun'dan ayak basması Milli Mücadele'nin başlangıcı olarak kabul ediliyor. 7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi, Eylül 1919 Sivas Kongresi aralarında az bir süre var. Bu da gösteriyor ki o güruh, delegeler onun tarafından toplanmış değildir, Mustafa Kemal Padişah tarafından müfettiş olarak gönderilmiştir.

Buyurun Bir Mektup Daha…

Şevketlûm! Son bildiriniz bütün milletin azmini ve yiğitliğini uyandırmıştır. Vatan yolundaki görevlerime bundan böyle daha açık adımlarla devam edeceğim. Ta ki millet istiklaline kavuşsun, sultanlık ve halifelik yeryüzünden silinip gitmesin. Sarsılmaz sadakatimin daima artmakta olduğuna inanacağınızı dilerim.

(Üçüncü Ordu Müfettişi Onursal Yaveriniz Mustafa Kemal)

Mustafa Kemal Anadolu'da iken padişaha gönderdiği bu telgrafta ömrü boyu saltanatı ve hilafeti koruyacağına dair yemin ediyor ve telgrafın sonunda padişaha "Kulunuz Mustafa Kemal" diyor. Bu belge Mustafa Kemal'in Anadolu’ya padişah tarafından gönderildiğinin kanıtıdır. Mustafa Kemal, Samsun'a çıkmadan, padişah tarafından 300.000 altın tahsisat verilerek ve tam yetkiyle donatılmış. Ne yazık ki Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk, Vahdeddin'i önce vatan hainliğiyle suçlama, daha sonra da Padişah soyunu ülke sınırlarından dışarı çıkarma vefasızlıklarında bulunmuştur.

Bir Zamanlar Türkiye

Bu ülkede her şey birilerinin malıydı, herkes ve her şey kendilerini Yahudi müstekbirliğinde gören feodal derebeylerinin piyonu sayılırdı. Kendini şah sanan ulusal teokratik baronlar atalarının dini üzerine Firavun zulmünü ötekileştirdiklerine reva görmekteydi. Bu ülkede Kürtleri, Alevileri, Ermenileri, Müslümanları ve tüm farklılıklarıyla topyekûn bir milleti müzik aleti sanan saz üstatları zaman zaman yaptıkları akortlarıyla günlerini gün ettikleri zamanları arar oldular. Bir gün gelip o tellerin gerginlikten kopup suratlarına patlayacağını hesap edemediler. Varken yediler, hep gelecek dediler. Biz hep hüküm süreceğiz, ezilenler ezilmekte bir beis görmeyecek dediler. Ezdikçe kendilerini güçlü hissettiler, bu kadarıyla yetinmediler, yetinmeyi bilmediklerinden kaybettiler. Manipülasyonlar, yönlendirmeler yeterin artık dedirten gelişmeler… Hak için halka rağmenci makyavelist bir bilincin çeşitli tezahürleri, kendi kazdıkları kuyuya düşmekten serzeniş eylemekteler.

Demokrasi Ezilenlerin Ağzında Sakız Oldu

Halkın iradesine müdahalenin köklü bir geleneğin ürünü olduğunu anlamak için yakın tarihimize bakmak kâfi. Halkın iradesi, demokrasi, ifade - fikir özgürlüğü gibi terimlere canını yakarcasına sarıldığı, ancak kendi fikirlerinin aksiyle karşılaşınca oksitlendiği bir zümrenin hegemonyasından söz ediyoruz. Egemenliği elinden giden cenahlar, kulak arkası ettiği kavramları adalet kitaplığının tozlu raflarından alıp çevirip çevirip okumaya başladı. Ezen zümreyken aldırış etmediği, hasmı olduğu kavramlardan gücü elinden gidince can havliyle hamilik dilendi.

Makus Talihimizi Yendik Çok Şükür

Neredeyse 100. Yıl yası tutacağımız karanlık zamanlardan bir nebze de olsa nefes alabildiğimiz, sesimizi duyurabildiğimiz zamanlara geldik. Özgürlük çığlıkları atarken mahpushane parmaklıklarına tutunmuş tutuklu imanlarımızla, ulusal piyasanın temiz atlet taşımaya korktukları ve demokrasi istiarelerine yattıkları günlere döndürdü, günleri aramızda çeviren hey kudrete sahip yüce Allah’ım.

28 Şubat kararlarına alnından süzülen ecel terleriyle imza atmak zorunda bırakılan takiyye yapsa da yapmasa da zulüm ehline yaranamayan Erbakan Hoca Dünya çilesini doldurdu. Halkı “koyun sürüsü” kendini çoban sanan jakoben zihniyet avam avam bakınır oldu, takılır oldu sürü liderinin peşine, karanlık kuyulara doğru yol alır oldu.

 

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim