1. YAZARLAR

  2. Hilal Kaplan

  3. ‘Entelektüel’ bir semt adı mıdır
Hilal Kaplan

Hilal Kaplan

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Entelektüel’ bir semt adı mıdır

A+A-

Entelektüel, ahlâkî bir otoriteye sahiptir. Sahip olduğu otoritenin ahlâkîliğini belirleyen kıstas, onu “ne için ve nasıl” kullandığıdır. Türkiye’de köşe yazarlığına yüklenen aşırı anlam sonucu köşe yazarları da entelektüel hayatımızın kaçınılmaz bir parçasını oluşturuyorlar. Bu yüzden entelektüel temsili olan köşe yazarlarının mezkûr otoritelerini ne için ve nasıl kullandıklarının hakkıyla sorgulanabilmesini dert ediyorum.

Nuray Mert 28 Şubat dönemindeki duruşu iyi bilinen ve takdirle hatırlanan bir şahsiyet. Ancak bence Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana siyaseti okumakta fena halde çuvallayan ve hatada ısrar eden birisi. Örneğin Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilmesi yüzünden Mert, AKP’yi “iş makama gelince başörtüsünden geri adım atmamak”la suçlamıştı. Hükümetin Mert’i haksız çıkarır biçimde seçimlerden kısa süre sonra başörtüsü yasağını kaldırma çabalarının sonunda ise kapatma davası açıldı. Peki, Mert bu süreçte ne yaptı dersiniz? Açılan kapatma davasının daha dumanı üzerindeyken “AKP’nin sonu” başlıklı bir yazı kaleme aldı ve üstelik ne yapmaya çalıştığının da gayet farkındaydı: “Cumhurbaşkanlığı krizinden bu yana, toplumsal normalleşme ve demokratikleşme sürecini kurban etme pahasına, rövanşist, fetihçi, iktidar mutlakçısı bir yol izlemeyi tercih eden AKP’yi eleştirmekten geri durmadım.”

Yalan yok, televizyonda konukların şaşkın bakışları arasında kaygılı bir ses tonuyla “yarın yazıp yazamayacağımdan emin değilim” diyen Mert’i izlerken bende kendisini teselli etmek ihtiyacı hâsıl oluyor. Ancak sonra susturulma korkusu yaşadığını söyleyen yazarımızın iki ayrı kanalda program yaptığını –ki biri ‘tek parti diktatörlüğü’nün resmî kanalı-, iki ayrı gazetede yazdığını ve ‘kamusal alan’da rahatça varolabildiğini hatırlayıp rahatlıyorum. Ben onun adına rahatlıyorum ama o bir türlü rahatlamıyor. “28 Şubat’tan daha beter bir dönemde yaşıyoruz” diyerek feryadını bir üst perdeye çıkarıyor. Sonra da hakkaniyet ölçüsü iyice şaşmış Mert’e, 28 Şubat’ın mağduru olmuş bazı yazarlarımız ‘vefa borcu’ ödemek zorunda hissediyorlar. Bu sefer de ben rahatsız oluyorum.

Hakkında her an yeniden bir kapatma davası açılabilecek bir iktidar partisi varken ‘sivil istibdat’tan dem vuran, Ergenekon aleyhinde yazan gazetecilere açılmış davaların sayısı 4.000’i geçmişken medyanın hali pür melalini sırf Doğan Grubu ve Ertuğrul Özkök’ün ayrılışı üzerinden yorumlayıp hükümeti baskıcılıkla suçlayan, “tek parti diktatörlüğü” yaygarasının nasıl hükümet ‘götürdüğünü’ iyi bilen bir siyaset bilimci olarak bu yaygaraya öncülük etmekte beis görmeyen Nuray Mert’e çok da yüklenmemek gerektiğini söylüyorlar. Kendinden ve yakın çevresinden önce topluma karşı sorumlu olmayı gerektiren entelektüel ahlâkı ile bağdaştıramadığım nokta burası.

Entelektüel ahlâkı deyince akla ilk gelen isimlerden Edward Said, anti-kolonyalist mücadeleye katkılarına rağmen hayranı olduğu Sartre’ı pro-Siyonist tavrından dolayı eleştirmekten geri durmamıştı. Aynı şekilde, öğrencilerinin ‘çıplak’ protestosuna polisi çağırarak karşılık veren Adorno da en yakın dostlarından olan Marcuse tarafından sert bir biçimde tenkit edilmişti. Entelektüellerin kişisel hayatları bu tür karşı duruşlarla doluyken biz Mert’i mi eleştirmekten geri duracağız?

Sadece entelektüel ahlâk bağlamında değil, “dost acı söyler” minvalinde de Mert’in ‘ama’sız eleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki kendisi, 27 Nisan muhtırasından sonra bile AKP’ye ‘sahip çıkmak’tan imtina edip, “kaygı ve düşüncelerimin samimiyet dışında hiçbir gerekçesi olmadığını bilmenin rahatlığı ile, eğer kaçınılmazsa, ‘dostlukların son günü’nün gelmesine katlanmak durumundayım” diyerek pozisyonunu ilan ettiği için “acı söz”e katlanma kapasitesine sahip olduğuna inanmak gerek sanırım.

Hülâsa, iktidara hakikati söylemenin entelektüelin asli görevlerinden olduğuna inanan biri olarak Mert’in başlattığı sivil istibdat tartışmalarının iktidara hakikati söylemekten çok, özellikle yargıdaki darbe yanlısı odaklara hakikati çarpıtmanın yollarını muştuladığını düşünüyorum. Bu yüzden de kendisine karşı çıkıyorum çünkü ‘entelektüel’ bir semt adı değildir.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT