1. YAZARLAR

  2. Bülent Korucu

  3. En büyük andıç bizim andıç!
Bülent Korucu

Bülent Korucu

Yazarın Tüm Yazıları >

En büyük andıç bizim andıç!

A+A-

Andıç kelimesinin hayatımıza girişi 28 Şubat süreciyle oldu. Belki daha önce de yaşanıyordu ama ilk o zaman fark edilmişti. 'Medya yoluyla itibarsızlaştırma operasyonu' olarak özetlenen andıçta, bazı gazeteciler ve sivil toplum temsilcileri hedef alınmıştı.

Suçlama 'para karşılığında PKK'ya yardım ve yataklık'tı. Kuzey Irak'ta yakalanarak Türkiye'ye getirilen PKK'nın önemli ismi Şemdin Sakık'ın ifadelerine eklemeler yapılmıştı. Ülke bir anda 'hainleri' konuşmaya başladı. Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand gibi tanınmış gazeteciler işlerinden oldu, haysiyetleri ayaklar altına alındı. Yetmedi İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal'ın canına kastedildi. Sonradan ortaya çıkan belgeler ve itiraflardan bu tuzağı Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir ile Genel Sekreter Tümgeneral Erol Özkasnak'ın kurduğu anlaşıldı.

Normal bir demokratik ülkede bu kişiler şu suçlamalarla yargı önüne çıkarılır ve cezalandırılırdı: 1) Akın Birdal suikastının azmettiriciliği. İHD Genel Başkanı, andıç gazetelerde yayınlandıktan sonra Uzman Çavuş Cengiz Ersever tarafından kurşunlandı. 2) Evrakta sahtecilik. İfade tutanağı en önemli ve muhafazası elzem evraklardan biridir. Türk Ceza Kanunu'nun, kamu görevlilerinin işlemesi halinde ağırlaştırarak cezalandırdığı bu eylemin karşılığı 204. maddede yer alıyor: "Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 3) İftira atmak. Zamanaşımından muaf olan bu suçtan dört yıla kadar hapis cezası alabilirlerdi. 4) Diğerlerinin yanında basit gibi görünen görevi kötüye kullanma.

Şemdin Sakık'ın ifadesine eklemeler yaparak hem kamuoyunu yanıltan hem de muhatapların ağır maddî-manevî zarara uğramasına sebep olan kişiler maalesef yargılanmadı. Fiilleri askerî suç kapsamında olmamasına rağmen sivil savcılar soruşturmaya yanaşmadı. Görevsizlik kararı ile topu askerî savcıya attı. Askerî savcılar ise mağdurların taleplerine cevap verme gereği bile duymadı. Aslında tam ipin koptuğu yer burası: Yargıdaki çift başlılık ve askerî yargının sivil alana müdahale girişimleri. Asker kişileri yargılamasının antidemokratik bir imtiyaz olduğu eleştirileri ayyuka çıkan askeri yargının, sivillere tersinden 'özel muamele' örneklerini de biliyoruz. Önümüzdeki günlerde bu konuyu daha çok tartışmalıyız. Durduk yerde niye andıçları yazdığımı mı merak ettiniz? Söylememe gerek var mı, siz onu anladınız!

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT