1. YAZARLAR

  2. Süleyman Ceran

  3. Emre Can Uslu’yu Konuşalım
Süleyman Ceran

Süleyman Ceran

Yazarın Tüm Yazıları >

Emre Can Uslu’yu Konuşalım

A+A-

Down Sendromu yaşayan bir çocuktu Emre Can Uslu. Tüm Dawn Sendromu yaşayan çocuklar gibi Moğollara benziyordu. Mongoldu. Çorum’da yaşıyordu, Kunduzhan Caddesi’nde. Zarif Hoca denen sokakta, bir evde, babası Samet Uslu ve üvey annesi Züleyha Uslu ile birlikte, nefes alıp veriyordu. Savaşlardan, işgallerden, darbelerden, balyozlardan, yasaklardan uzak, dünya ile ahiret arasında masumiyetinin koynunda yaşıyordu. Bir çiçek gibi. Zübeyde Hanım Eğitim Uygulama Okulu’nda okuyordu. 5. sınıftaydı. Kocaman bir çocuktu. Tam 12 yaşındaydı Emre.

Kimseye zararı yoktu ama yükü çoktu. Altı temizleniyordu, üstü başı giydiriliyordu, yemeği yediriliyordu. Yükü, bir kediden biraz fazlaydı işte.

26 Mart 2010 günü babası ekmek almaya çıktığında, o, altına henüz yapmıştı. Üvey annesi, onu, banyoya yıkamak için götürdü. Ne olduysa oldu, baba eve geldiğinde kanlar içindeki Emre’yi buldu. Düşmüştü, öyle iddia ediliyordu. Ambulans geldi. Çorum Devlet Hastanesi’ne kaldırdılar. Beyin kanaması geçiriyordu Uslu Emre. Dayandı, direndi bir hafta. Hayatta kalmak için çırpındı. 4 Nisan Pazar günü, sabaha karşı can verdi. Yapılan otopsisinde vücudunun değişik bölgelerinde ve kafasında darp izlerine rastlandı. Dayak yemişti, hem de ne dayak. Emre, uzun süreden beri dayak yiyordu. Çocuk, dayak yediğinin dahi farkında bile olmayabilirdi, belki sadece belli belirsiz ama derinden bir acı hissediyordu o kadar. Üvey annesi, yoğun suç ihtimali ile çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Mustafa Akkanat, Emre’den daha şanslı, çünkü hâlâ hayatta. O da 12 yaşında. Zihinsel engelli. Yıldırım ilçesi Yavuzselim Mahallesi'nde oturuyor. Üvey annesinden sürekli dayak yiyen Mustafa, Polis Merkezi'ne sığınmış. Polis ekiplerine derdini anlatmak isteyen çocuk, "Üvey annem beni sürekli dövdüğü için evden kaçtım. Sırtıma vuruyor. O eve gitmek istemiyorum. Bana sahip çıkın.” dediği medyaya yansıdı. İfadeden de anlaşılacağı gibi polisler, çocuğun dediklerini ancak bu şekilde çevirebilmişlerdi.

Emre Can Uslu, sinema salonunda uykuya dalmış bir çocuk gibiydi. Dünyada müthiş bir film oynuyordu ve O kaçırdı, göremedi, gördüyse de algılayamadı. Ama masumdu. Temizdi. Hiç birimizin olmadığı kadar saftı. Öldüğünde/öldürüldüğünde yaşadığı sorunlar insan hakları bağlamında değerlendirilmedi, atlanıp gitti. Mazlumder’in 5 Nisan tarihli raporunda, “Türkiye haberleri” başlığında haber olarak geçen bu olayın; Özgür-Der’in Nisan Ayı Hak İhlalleri raporunda geçmesini bekliyoruz. Zira çocuk hakları babında görülecek hak ihlalleri, yalnızca taş atan çocuklara yapılan haksızlıklar değildir. Bu ülkede yaşam hakları, eğitim hakları, şefkat hakları ellerinden alınarak onurları hiçe sayılan masum yavruların da hal-i pür melalleri bu raporlara yansımalı ve Müslümanlar sokaklara inerek inisiyatif almanın derdini taşımalıdır.

Binlerce yüz binlerce çocuk var aynı durumu yaşayan. Ama 3. sayfadan, manşetlere bir türlü terfi edemiyorlar. Belki de bu yüzden sorunları giderek büyüyor. Bu ülkede, en az ırk ayrımından yahut başörtüsünden kaynaklanan ayrımcılık nedeniyle zulüm görenler kadar özürlüler de fakir fukara da sıkıntı çekiyor. Ama kimse/hiçbirimiz oralı olmuyoruz. Gazze’deki çocukların -elbetteki haklı olarak- seslerini duyan bizler, yanı başımızda daha geçen gün boğularak öldürülen ve daha sonra betona gömülen 2 günlük bebeğin feryadını duymuyoruz/duymazdan geliyoruz. Emre Can Uslu’yu döve döve öldüren zihniyetle uğraşmayı, devlete bırakacak kadar olaylara üstünkörü bakıyoruz.

Müslümanların sosyal adaleti sağlayıcı organizasyonların içine girmesi gerekiyor. Hayatla bağları tamamen açlık-tokluk yahut soluk alıp verme mesabesinden öteye gidemeyen insanların elinden tutacak yapılanmalar oluşturulmalı. Sosyalist İslam tartışmalarının çok ötesinde, tamamen reel bir durum bu. Peygamberimizin “Komşusu açken tok yatmama” sünnetini, yaygınlaştırarak, yalnızca açlıkla değil şefkatle de örtüştürerek okuyup uygulamamız gerekiyor. Komşumuz dayak yerken, hiç uğruna boğazlanırken, sıkıntı çekerken, sükûnet içinde uyumamalıyız. Dergilerimizle, derneklerimizle, cemaatlerimizle hayatın içine dönük çözümler üretmeli ya da var olan projelere omuz vermeyi sorumluk addetmeliyiz.

Emre Can Uslu, sessiz sedasız bir şekilde aramızdan ayrıldı. Gittikçe büyüyen, geçirdiği devinimlerle korkunç ebatlara ulaşan, “vicdansızlık” denen illetin kurbanı oldu. Bu illet, dalga dalga yayılıyor ve fark etmeden kuşatıyor bizi. Bir şeyleri değiştirmeye belki de buralardan başlanmak gerekli.

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum