1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. SURİYE

  4. Emperyalistlerin Entrikalarına Şaşırmamalıdır da..
Emperyalistlerin Entrikalarına Şaşırmamalıdır da..

Emperyalistlerin Entrikalarına Şaşırmamalıdır da..

İmam Khomeynî’nin, ’Biz İran’ı İslam istiyoruz, İslam’ı İran için değil.. İslam için olmayacaksa, bize ne güçlü bir İran’dan..’ gibi sözlerini hatırlayanlar, bugün gelinen bu anlayışı kavramakta elbette zorlanacaklardır.

A+A-

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

Ortadoğu yeni doğum sancılarıyla kıvranırken..

Mısır’da General Husnî Mubarek’in -kazı bağırtmadan yolmak metodunu benimseyen- 30 yıllık rejiminin (daha doğrusu, Kral Faruk’un devrildiği, krallığa da son verilen 1952 devriminden beri Cemal Abdunnâsır ile, onun ölümünü takiben iktidarı devralan yardımcısı Enver Sedat ve onun öldürülmesini takiben onun yerini alan yardımcısı Husnî Mubarek dönemini içeren 60 yıllık rejimin) devrilmesiyle sonuçlanan halk ayaklanmasının ikinci yıldönümü münasebetiyle, 25 Ocak günü gösteriler yapılacağı bekleniyordu. Ancak, bu gösterilerin, liberal, nâsırist, solcu, laik ve ülke nüfusunun yüzde 15 kadarını oluşturan qıbtî-hristiyan kesimler ve sair muhalif unsurlarca, diktatörlüğe karşı çıkmak adına, İkhwan-ul’Muslimiyn (Müslüman Kardeşler) Teşkilatı  ve Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî aleyhine bir ayaklanmaya dönüştürülmeye çalışılacağı da herhalde tanmin ediliyordu ya da tahmin edilmeliydi.

Çünkü, 60 yıldır, Mısır’ın müslüman halkına kan kusturan ve toplumu âdetâ sindiren bir rejimin kanunlarının, temel sosyal kurumlarının, iktidarın tadından, menfaat ve lezzetlerinden kolayca vazgeçmiyecekleri açıktı.

Nitekim, o akşam, Kahire’de, iki yıl önceki halk patlamasının başlangıç noktası olan Tahrir Meydanı yeniden savaş alanına döndü ve cumhurbaşkanlığında henüz 7 ayını bile doldurmamış Muhammed Mursî’ye karşı, ‘diktatöre ölüm!’ sloganları yükseltildi.

Bu protestolardan, tabiatiyle ‘İkhwan-ul’Muslimîyn’  de nasibini aldı.

İnsan, halk tarafından seçilmiş olan 7 aylık bir cumhurbaşkanına karşı özgürlük feryadlarını yükseltenlerin geçmiş 60 yıl boyunca nerede olduklarını düşünmeden edemiyor..

Anlaşılıyor ki, Mursî, reylerini ve vekaletlerini aldığı halkın lehine uygulamalar yönünde adımlar attıkça, onların gizli-açık iktidarlarından ve menfaatlerinden bir takım azalmalar oluyor ve onların çırpınışı bunun için..

Tıpkı Türkiye’deki gibi..

Türkiye’de de, bugün, diktatörlük suçlamaları yapmaya yeltenenlerin, mazlûmiyet feryadı yükseltenlerin, bu ülkeye ve halka karşı 90 -100 yıldır en katı ve kanlı jakoben / tepeden inmeci, kemalist yöntemlerle nasıl bir tahakküm sistemi geliştirdikleri ortada iken; bugün onlar ayaklarının altından halılarının çekildiği veya tamamen çekileceği korkusuyla feryad ettiklerini görmemek için kör olmak gerekir, herhalde..

Ama, Mısır’daki bu gelişmelere, başka hadiseler de eklenince, tablo daha bir karışık hale geldi.. 

Çünkü, bir sene önce (Suveyş Kanalı’nın Akdeniz’e birleştiği noktadaki liman şehri olan) Bûr Said / Port Said’de, bir Kahire takımıyla yapılan futbol karşılaşması sonunda meydana gelen ve 80 kadar insanın ölmesiyle sonuçlanan faciaya karışan yüzlerce kişinin yargılanması sonunda mahkeme, 26 Ocak günü, 21 kişiye idâm cezası verildiğini açıklayınca, meydana gelen karışıklıklarda da 24 kişi daha öldü. 27 Ocak günü itibariyle, görülüyor ki, özellikle Suveyş Kanalı sahilinde bulunan Bûr Said, İsmailiye ve Suveyş şehirlerinde üzerinde, onlarca insanın daha hayatını kaybettiği karışıklıklar büyük çapta devam ediyor ve Muhammed Mursî, bu üç şehirde 1 aylık olağanüstü hal / sıkıyönetim ilân etmiş bulunuyor. Mursî’nin, karşılaştığı büyük problemler karşısında soğukkanlılıkla hareket eden birisi olduğunu göstermesi, bu son karışıklıkları da atlatabileceği ihtimalini güçlendiriyor. İnşaallah, bu ihtimal gerçekleşir.

Olup bitenlere bakıp da, diktatörlere sığınmak mı?

İlginç olan şu ki, bu gibi durumları fırsat bilen bazıları, hemen, ’Gördünüz mü, neler oluyor..  Devirir misiniz, filanları.. Sonunuz işte böyle olur..’ lafları akıllılık görüntüsü altında tekrarlıyorlar. Bunu özellikle Libya, Mısır ve Yemen’de yeni rejimlerin işbaşına gelmesinden sonra meydana gelen karışıklıklarda hep gördük, son iki senedir. Halbuki, bir sistem, hele de diktatörlük rejimleri çöktüğünde, bu gibi karışıklıkların olması tabiîdir.  Çünkü, eski rejimden kalanlar direnmektedirler, yeni rejimle işbaşına gelenler de yönetim mekanizmaların nasıl çalıştırılacağını yeni yeni öğrenmektedirler. Çünkü, yeni iktidar sahibleri, geçmiş rejim dönemlerinde, her türlü sosyo-politik faaliyetlerden uzak tutulmuş kimselerdi.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT