Emperyalistler Güvensizlikten İstifade Eder

29.12.2011 06:27
Emperyalistler Güvensizlikten İstifade Eder
Mâlikî, Saddam’ın Baas rejimine karşı 30 yıl mücadele vermiş bir müslüman olarak sivrilmiş iken, bugün, kendisinin de, karşısındakilerin de, veya her iki tarafın destekçilerinin de bir mezheb sarmalına düşmeleri, gerçekten de hayıflanılması gereken bir du

Selahaddin E. ÇAKIRGİL, Amerika’nın askerlerini çekmesinden sonra IRAK’ı içinde olduğu durumu analiz ediyor

Bunca ’güven bunalım’larından, emperyalist-şeytanî güçler niye istifade etmesin?

Amerikan askerî işgalinin resmen sona erdiğinin ve Amerikan askerlerinin çekildiğinin açıklanmasının birkaç gün sonrasında, Irak’da meydana gelen ve giderek daha bir çetrefilleşen ve çözümsüzlüğe doğru ilerleyen buhranın nasıl bir istikamet takib edeceğini kestirmek zor.. Zâhiren Başbakan Mâlikî ve Cumhurbaşkanı Yard. Tarık el’Hâşimî arasında cereyan ettiği varsayılan ve daha derinde ise, yazık ki, şiî-sunnî ayrışmasının etkileri gözlenen iktidar kavgasını halletmek için İİC’nin arabuluculuk teklifinde bulunduğu haberi İran medyasında yer alıyordu, 27 Aralık günü.. (Gerçi, daha sonra bu haberin doğru olmadığı da, -İİC makamları tarafından değil de- Barzanî’ye yakın çevreler tarafından açıklanacaktı..)

El’Hâşimînin Erbil’deki sığıntı durumu devam ediyor.. Irak Kürdistanındaki otonom- özerk hükûmetin, Mâlikînin tehdid dolu taleblerine rağmen El’Hâşimîyi Bağdada iade etmiyeceğine kesin gözüyle bakılabilir... Bu durum, ileride, büyük çapta sünnî mezhebinden olan kürdlerin de, sünnî arablarla birlikte hareket etmesi gibi bir tablo ortaya çıkarabilir ki, o zaman ortaya çıkacak tablo daha da tehlikeli olabilir.. Bağdad’da son günlerde meydana gelen ve 70 kadar insanın ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırıların bu kadar kurbanla yetinmeyeceği de, önceki gelişmelerden anlaşılabilir..

Sünnî arabların temsilcisi olarak Başbakan Yardımcılığı makamında bulunan Salih el’Mutlak da, Mâlikî tarafından azledilmiş bulunuyor. Bu gelişmeler üzerine sünnî bakanlar da Hükûmet toplantılarına katılmıyor, Hâşimî’nin, ’El’Irakıye’ grubu da Meclis çalışmalarına boykot uyguluyor..

Irak Meclisi’nde önemli bir siyasî güç olan ve Muqtedâ es’Sadr’a bağlı olan Ahrar Grubu’ ise, kendilerinin İran’la hiçbir ilgilerinin olmadığını vurgulamaya özel bir dikkat gösteriyor ve buhrandan çıkmak için, erken seçim istiyor..

Daha önce, ’Bu bizim iç mes’elemiz, dışardan kimse karışmasın..’ diyen Başbakan Mâlikî herhangi bir bölge ülkesinden gelecek arabuluculuk önerisini, hele de, İİC veya TC tarafından yapılacak önerileri nasıl karşılayacaktır?

Meselâ, İİC’yi iç mi kabul edecektir, dış mı?

Yani, iki ucu da çamurlu değnek gibi bir durum..

Dünya medyasında dile getirilen bir görüş ise, önümüzdeki günlerde, Amerikan Başkan Yard. Joe Biden (Baydın)’ın, iki hafta kadar önce ayrıldığı Irak’a tekrar giderek duruma müdahale edeceği ve tarafları yeniden bir araya getireceği iddiası.. Hatırlanacağı üzere, seçimler sonrasında yeni Mâlikî hükûmetinin kurulması sırasında yaşanan zorluklar da Joe Biden’ın müdahale ve diktesiyle aşılmıştı.. Ancak, o zaman aradaki mesafe bugünkü kadar keskin değildi..

Şimdi, Amerika bastırsa ve Mâlikî ve Hâşimî bir araya gelseler bile, birbirleri hakkında dile getirdikleri görüşler ve açıkladıkları düşmanlıklar dolayısiyle, nasıl yüzyüze bakacaklar ve aralarındaki güven bunalımı nasıl bertaraf olacaktır?

Sunnî arabların temsilcisi durumunda gözüken ve Mâlikî Hükûmeti tarafından, -bazı terör eylemlerinin ardındaki isim olduğu ithamıyla tutuklanması için, hakkında mahkemeden karar çıkartılan ve bunun üzerine Irak Kürdistanı’ndaki otonom hükûmete sığınan- Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el’Hâşimî, Mâlikî’nin yönetim anlayışını Saddam’ın diktatörlüğüne benzetmiş ve dahası, safdışı edilme sırasının kürd liderlerine de geleceği gibi bir tahrik edici iddiada bulunmuştu. Ki, Mâlikî ile Irak Kürdistanı’ndaki otonom yönetimin başı olan Mes’ûd Barzanî arasında bir parmak ısırma yarışması olduğu, yeni bir durum değil..

Bütün bu olup bitenlerden ve suçlamalardan sonra, bir barışma olursa, taraflar birbirinin yüzüne nasıl bakacaklar.. Birbirleri hakkındaki güven bunalımı sahiden de aşılabilecek midir? Ve diyelim ki, onlar herşeyi yok sayarak, yeniden birlikte çalışmayı kabullenseler bile, önceleri olmayan bir şekilde zihinlere kazınmaya başlanan mezhebî ayrılıkları içlerinde hissetmeye başlayan kitleler, o duygularından nasıl kurtulabileceklerdir?

Böyle bir hassas durumda, Qatar Emiri’nin Diyanet Musteşarı durumunda olan ve Arab dünyasındaki siyasî gelişmelerle ilgili olarak verdiği fetvâlarla son zamanlarda dikkatleri daha bir üzerinde toplayan ünlü Şeyh Yûsuf el’Qardavî’nin, ’asıl suçlanması gereken Hâşimî değil, Mâlikî..’ diye devreye girmesi de, bu gibi buhranlı anlarda uzlaşmaya hizmet etmek yerine, yangına körükle , benzinle gitmek gibi bir etki yapacaktır.. Çünkü, onun karşıtı olan başkaları da, Mâlikî’yi farklı mezhebî kaygularla sahiblenmeye ve Hâşimî’yi suçlamaya çalışacaktır, tabiatiyle..

Mâlikî, Saddam’ın Baas rejimine karşı 30 yıl mücadele vermiş bir müslüman olarak sivrilmiş iken, bugün, kendisinin de, karşısındakilerin de, veya her iki tarafın destekçilerinin de bir mezheb sarmalına düşmeleri, gerçekten de hayıflanılması gereken bir durum..

Mâlikî’nin İİC’yle girdiği ve ümmetin faydasına olacağı umudu veren bir ittifak durumunu gerekçe göstererek, Suriye Baas rejimine de destek verirken geldiği nokta da ayrıca düşündürücüdür..

Şöyle ki, Suriye ve güneyindeki ülkelerle Türkiye arasında sefer yapan TIR’ların -Suriye ağır şartlar uygulayınca-, Ürdün-Irak yolunu tercih etmek istemelerine, Mâlikî Hükûmeti, ’bu durumun Suriye ekonomisine zarar vereceği’ gerekçesiyle karşı çıkmakta..

Yazının Devamı… 

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim