Emekçiler Burada Emekçi-ciler Nerede?

29.04.2016 22:31

Mustafa Siel

Bu gün 1 Mayıs Taksim'i Kaptırmayız

Bizim çocukluğumuzda “bu gün 23 Nisan neşe doluyor insan” diye başlayan bir şiir okuturlardı ilkokullarda, hatırladığım kadarıyla (o zamanlar henüz rejim muhalifi olmamama rağmen) hiçte mutlu olmazdım. (Bu şiir şimdi hala okutuluyor mu acaba?)

Bu gün 1 Mayıs Taksimi Kaptırmayız diyen kesimlerde 23 Nisan çocuklarının konumundalar. Her 1 Mayısta (güya) neşe doluyor ve meydanları dolduruyorlar, emekçilere olan aşklarını ifade için, yapmacık bir neşe ve sevinçle.

Elbette bu 1 Mayısta da Taksime girmeye çalışacak, meydanları dolduracak, emekçiler akıllarına bile gelmeyecek ama, İslam’a olan kinlerini bir şekilde ifade etmenin neşe ve sevinciyle etrafı kırıp geçirecek, emek mahsulü ev, cam, otobüs, çerçeve indirecek, böylece emekçilere katkıda bulunacaklar!

En Lüzumlu Yerde Arzı Endam Edemeyen Emekçi-ciler

İdeolojilerini emek ve emekçi eksenine oturan bu emek ve emekçi severler, ne hikmetse en lüzumlu oldukları yerlerde hiç ortalıkta gözükmüyor, adeta arazi oluyorlar. Mesela 7 Haziran Seçimlerinin çok aşırı hararetli gündemi arasında kaynayıp (ya da kaynatılıp) giden çok enteresan bir vakıa söz konusu oldu bu konuyla alakalı olarak.

Türkiye’nin büyük otomobil firmalarında çalışan işçiler, sendikalarının kendilerini sattığını iddia ederek, hakları ve ücret eşitliği talebiyle işi bırakma, iş yerinden çıkmama gibi eylemler yaptılar. Bu işçiler gözlemleyebildiğimiz kadarıyla siyasi ya da ideolojik saiklerle değil, sadece emeklerinin hakkı için eylem yaptılar.

Gel gör ki, varlık sebebi olarak emeğin hakkını korumak olduğunu öne süren emekçi-cilerden, değil destek vermek, çıt bile çıkmadı. O günlerde emekçileri hatırlamayanlar, bu gün 1 Mayıs bahanesiyle emekçi edebiyatı yapmaktan hiç gocunmuyorlar. Adamların yüzlerinin derisi manda derisi sanki, zerre kadar utanma arlanma yok.

Annelerine Kapitalist Olduklarını Söylemeyin, Onları Hala Emekçi-ci Sanıyor

Yeni bir slogan bulmak lazım bunlar için, mesela “anneme kapitalist olduğumu söylemeyin, o benim hala antikapitalist olduğumu sanıyor” gibi, yakışır. İşte bizim bu en - antikapitalist en - emekçi-cilerimiz o esnada Erdoğan’ı devirmek için, o otomobil firmalarının sahipleri olan kapitalistlerle fingirdeşmekte idiler de, ondan konuya müdahil olamadılar herhalde.

Gerçi müdahil olsalardı bile, muhtemelen fabrika sahiplerinin yanında emekçilere karşı göğüslerini siper ederlerdi. Malum mesele İslam düşmanlığı ise, emek dahil gerisi teferruattır. Aslında biz bu tuzu kuruların hiçbir zaman emekçilerin yanındı olduğunu göremedik ya, orasına hiç dokunmayalım.

Meğer bizim antikapitalistlerin hepsi o dönemde kapitalist olmuşmuş ta haberimiz yokmuş! Gerçi gezi eylemleri esnasında bu fingirdeşmelerin ilk işaretlerini görmüştük ama, bu kadarını da tahmin etmiyorduk doğrusu.

Emek Memek Bahane, Tek Dertleri İslam Düşmanlığı

Türkiye de sol ve emekçi hakkını savunanların kahir ekseriyetinin aslında tek dertlerinin İslam düşmanlığı (dikkat edin din düşmanlığı değil, sadece İslam düşmanlığı, zira İslam’dan başka istisnasız tüm dinleri ve hatta şimdilerde aynı kulvarda oldukları için İslam’ın Şii versiyonunu bile seviyorlar) ve bir mezhebin kılıfı olduğunu; tuzu kuru bu kesimin aslında solculukla, işçi hakları ile, emek ve emekçilerle en ufak bir ilgilerinin ve sempatilerinin olmadığını defalarca yazmışsam da, bu  kadarını ben bile tahmin etmiyordum doğrusu.

İnsan en azından zevahiri kurtarmak için bir iki beyanat patlatır, gider işçilerin yanında bir iki resim falan çektirir. Perde arkasından patronları destekleyip, direnişi kırmak için faaliyetlerde bulunurken; en azından perde önünde işçi kardeşleriyle emek ve direniş pozları falan verir, emek nöbetine girer, ne bileyim, kendilerinin alanıdır, benden daha iyi bilirler ne yapacaklarını.

Türkiye Solu Emekçiler İçin Değil, İslam Düşmanlığı İçin Vardır

Başka memleketleri bilmem ama, Türkiye solunun omurgası İslam düşmanlarının ve malum bir mezhebin mensuplarının Truva atıdır. Dertleri ne emek, ne işçi haklarıdır. Solcu geçinenlerin kahir ekseriyetinin mensup oldukları azınlık mezhebin Türkiye’de Alevi azınlık diktatörlüğü kurmak hedefli ideolojik gizli ajandasını solculuk ve emek maskesi altında savunmaya çalışmak, İslam düşmanlığı faaliyetlerini solculuk ve emekçilik maskesi altında gizlemektir.

Bu 12 Eylülden öncede böyle idi, sonrasın da böyledir. Lakin 12 Eylül öncesi bunların maskesi fark edilemediğinden dolayı İslam düşmanı ve malum mezhepten olmayan pek çok kişide solun saflarına katılmışken, zamanla maskelerin fark edilmesiyle bu kişilerin çoğu gerçek adreslerine geri dönmüşlerdir.

 Süreç içinde bu maskeler daha iyi görüldükçe bu geri dönüşler de devam edecek, sol sadece katı İslam düşmanları ile malum mezhebin mensuplarının yuvası olarak gün geçtikçe marjinalleşecektir. Nitekim CHP’nin son seçimlerde milletvekili seçilen kişiler ile Parti Meclisine seçilen kişilerin mezhebi dağılımı, bu durumu ortaya koymaktadır.

Meclis Başkanı Burada, İslamcılar Nerede?

Türkiye yine hararetli ve hareketli 1 Mayıs’a yaklaşırken, Meclis Başkanı İsmail KAHRAMAN’ın bir etkinlikte yaptığı, yeni anayasada laikliğin yer almaması mealinde yaptığı konuşma gündeme bomba gibi düştü.

Ulusolcu Türkçüsünden Kürtçüsüne tüm İslam düşmanı kesimlerin, meclis başkanı yok hükmündedir diye hafif tonda başlayıp, meclisi basmaya varan ve “g.t.n yiyorsa dene” gibi pespaye adice ve çirkin saldırılarına karşı, karşı AK Parti saflarından KAHRAMAN’ı savunmak bir yana, laiklik konusunda kraldan fazla kralcı savunmalara şahit olduk.

Ulusalcı Türkünden Ulusalcı Kürdüne kadar tek saf halinde laikliği aslan gibi savunma (daha doğrusu fırsattan istifade İslam’a ve Erdoğan’a çakma) amaçlı, en iyi savunma saldırıdır kaidesine göre yürüttükleri saldırılara karşı nedense konunun asıl muhatabı İslamcı camiadan, birkaç istisna dışında neredeyse çıt çıkmadı.

Ses Verin İslamcılar!

Takip edebildiği kadarıyla Şimdiye değin sadece TYB Onursal Başkanı Mehmet DOĞAN, ASAM ve HÜDAPAR’ın KAHRAMAN’a açık desteklerine değin basın açıklamaları, Abdurrahman DİLİPAK ve Yusuf KAPLAN’ın destek yazıları söz konusu oldu sadece.

Burada Ak Partiyi Meclis Başkanının arkasında durmamakla suçlayan İslamcılar, öncelikle KAHRAMAN’ın yaptığı şeyin kendi görevlerini olduğunu hatırlamalı ve görevlerini niye yapmadıklarının, en azından Meclis Başkanının arkasında niye durmadıklarının muhasebesini yapmalıdırlar.

Doğrusu konumu gereği aslında üzerine düşmeyen bir konuda gerçekten KAHRAMAN’ca bir çıkış yapan meclis başkanını, Timur’un karşısına filleri geri alması için çıkan Nasrettin hoca gibi yalnız bırakmak gelenekselcisinden radikaline bilumum İslamcılarına hiç yakışmamıştır.

Tevhidin Siyasi Boyutu Birilerinin Gündeminde Niye Yok?

Yeni anayasadaki bu konulardaki taleplerimizin neler olması gerektiğine dair kanaatlerimizi, 25 Mart 2016 tarihinde bu sütunlarda yayınlanan Köprüyü Geçerken Ayılaşmak başlıklı yazımızda ortaya koymuştuk.

Bu yazıda da vurguladığımız gibi, bize göre laiklikten önce Atatürkçülüğün teorik ve pratikte her yönden tamamıyla resmi ideoloji olmaktan çıkarılması gerekmekte olup, buna değin talepler AK Partiye ve meclis başkanına değil, asıl biz İslamcılara düşmektedir.

Uydurulmuş İndirilmiş Din Diye Dövüşürken Kemalizm Dinini Unutmak

Zira İslamcılar olarak varlığımızın en önemli yönlerinden birisi tevhidin siyasi boyutu olup, bazı İslamcıların imsak vakti ile Adem’in babasıyla uğraştığı kadar bu konuyla da uğraşması; sadece yatırlara değil, Ankara’daki yatıra karşı da tevhit söylemini güçlendirmesi, sadece geçmiş Sünni otoritelere karşı değil, rejim otoritelerine karşıda sesini yükseltmesi gerekmektedir.

Uydurulmuş din - indirilmiş din diye birbirimizi yemekten fırsat bulduğumuz zamanlarda birazda rejim dinine karşı sesimizi yükseltsek, tevhidi sadece yatırların ve şeyhlerin değil, anıtkabirin, heykellerin, ritüellerin, yeminlerin ve rejimin kutsal anayasalarının da zedelediğini de hatırlasak daha bütüncül bir mücadele yürütmüş olmaz mıyız acaba?

Yaşasın Şeriat, Kahrolsun …

Fırsattan istifade Ulusolcular kahrolsun şeriat küfürleriyle yine arzı endam ettiler.  Köpekleri salmışlar, taşları bağlamışlar misali, İslam’a ve şeriata her türlü hakaret ve küfür serbest, rejimin tabularını ise eleştirmek bile yasak.

Şimdi bizde aynı üslupla cevap versek, muhtemelen rejim tabularını koruyucu bazı kanun maddelerine takılıp düşer, hatta iki seksen yere kapaklanırız. Bu nedenle bizde kahrolsun şeriat diyenlere tam aksiyle ve misliyle olan mukabelemizi, mecburen kuş diliyle ifade ediyoruz.

1 Mayısta Kahrolsun Şeriat Sloganları İyi Gider

Laiklik meselesi tevafuk oldu, artık 1 Mayısta emekçi-cilerimiz fırsattan istifade ağızlarını köpürdete köpürdete, doya doya kahrolsun şeriat diye meydanları inletecekler, o coşkuyla emek ve emekçileri tamamen unutacaklardır kuvvetle muhtemel.

Böylece bizler bu vesileyle emekçi-cilerin tek dertlerin İslam düşmanlığı olduğu konusunda bir kez daha yakin kazanmış olacağız.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim