1. YAZARLAR

  2. Reşat Petek

  3. EMASYA sonrası da önemli
Reşat Petek

Reşat Petek

Yazarın Tüm Yazıları >

EMASYA sonrası da önemli

A+A-

Sincan'da tankların yürütülmesinden 13 yıl sonra EMASYA Protokolü kaldırıldı. 1997 yılının 4 Şubat'ında Sincan'ın caddelerinde yürütülen tankların ne anlama geldiğini 28 Şubat'la adı anılan bir general 'demokrasiye balans ayarı' yapıldığı sözleriyle açıklamıştı.

Aradan 13 yıl geçtikten sonra aynı gün Sincan caddelerinde bu defa tank yerine avukatlar yürüyordu. Darbelere karşı hukuku ve demokrasiyi savunan pankartlarla yürüdüler. Cuntalara hayır dediler. Darbeciler cezalandırılsın dediler. Hukuk devletine ve demokrasiye sonuna kadar sahip çıkacaklarını açıkladılar.

Askerî darbelerle sık sık yolu kesilen Türkiye demokrasisine 28 Şubat postmodern darbesiyle yeniden format atılmıştı. Zamanın Genelkurmay Başkanı'nın yıllar sonra internete düşen ses kayıtları darbenin nasıl yapıldığını açıklamaya yetiyordu. O ses 'Hoca çekilsin dedik ve çekildi' derken demokrasi havariliği yapan devrin Cumhurbaşkanı Demirel'in darbecilerle nasıl işbirliği yaptığı da artık apaçık ortaya çıktı. Hatırlayalım; Erbakan-Çiller arasında Refahyol iktidarının oluşturulması için düzenlenen protokol gereği Erbakan'dan sonra Çiller'in Başbakanlığında koalisyon iktidarının devam etmesi öngörülmüştü. Baskı ve dayatmalar sonucu Erbakan süresi dolmadan bu gerekçeyle istifasını açıkladı. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının kamuoyu önünde açık destek vereceklerini açıklamalarından sonra güvenoyu sorunu olmayan 2. Refahyol iktidarı beklenirken Demirel demokrasiye darbeyi vurdu. Meclis'te azınlık olmasına rağmen Mesut Yılmaz'ı hükümeti kurmakla görevlendirdi. 'Altın tepside sunulan iktidar' sunulanlar işbaşına ge(tiri)lmişti.

Kaldırılmış Olması Büyük Bir Adım...

EMASYA Protokolü Mesut Yılmaz'ın Başbakan olduğu koalisyon iktidarında İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında imzalanan ve içeriği gizli tutulan bir protokoldü. İl İdaresi Kanunu'ndan hareketle hazırlanıp kılıfına uydurulan protokol ile asayişe müessir olaylarda vali devre dışı bırakılarak askerî makamların doğrudan müdahalesine imkân tanınıyordu. Emniyet, asayiş, yardımlaşma ifadelerinin kısaltılmış ifadesi olan EMASYA ile askerî makamlar ilan edilmemiş sıkıyönetim yetkilerini kullanabilir hale gelmişti. Ergenekon sürecinde ortaya çıkarılan illegal yapılanmalar, cuntalar, darbe girişimlerinde bu protokolden nasıl istifade edeceklerini planlamışlardı. Durumdan vazife çıkarma için EMASYA'nın kullanıldığına şahit oldu Türkiye. Somut örnek Şemdinli davasını hatırlayın. Sivil alanda, ilçenin merkezinde kitabevi bombalayan asker kişiler, vali tarafından görevlendirilmedikleri halde EMASYA'ya göre görevli sayılarak askerî mahkemeye sevk edildiler ve sivil mahkemenin 39 yıl hapis verdiği sanıklar serbest bırakıldılar.

Son olarak ortaya çıkarılan Balyoz harekât planında EMASYA'nın nasıl uygulanacağı ve Meclis'ten sıkıyönetim kararı çıkmaması halinde bile nasıl sıkıyönetim komutanı gibi yetkilerin kullanılacağı anlatılıyordu. Balyoz'da imzası bulunan Çetin Doğan'ın EMASYA Protokolü'nü imzalayan komutan olduğunu da düşündüğümüzde EMASYA'nın asayiş bahaneleriyle darbeye ortam hazırlamak için nasıl kullanıldığı ve nasıl kullanmayı planladıkları daha iyi anlaşılmaktadır.

EMASYA'nın kaldırılması sivilleşme, demokrasi ve hukuk devleti adına çok önemli bir adım. Bu kararı alanları kutlamamız gerekiyor. Ancak askerî vesayetten kurtulma yolunda atılan bu adımı yenilerinin takip etmesi gerekiyor. Başta İç Hizmet Kanunu 35. madde olmak üzere, TSK'nın görev tanımıyla ilgili düzenlemeler yeniden yapılmalıdır. Demokratik hukuk devletlerinde olması gereken çizgiye çekilmelidir. Sınırlarımızı koruma ve dış tehditlere karşı caydırıcı ve güçlü bir ordu gereğine zaten itiraz eden yok. İtiraz iç tehdit belirlemeleriyle silahlı gücün kendi halkına karşı kullanılmasında. Belirli bir kesim, bir anlayış, bir yaşam tarzı iç tehdit olarak görülüp 'düşman unsur' kabul ve ilan edilirse, silahlı güç düşmana karşı türlü mücadele metodunu uygulayacaktır. Fişlemeler, psikolojik harekât yöntemleri, suikastlar, çatışma çıkarılması, kaos oluşturma, EMASYA uygulamasıyla yönetime müdahale ve son safhada askerî darbeler düşman ilan edilen unsurlara karşı meşru görülebilecektir. Darbe bildirilerinde hep Anayasa ve kanunların verdiği yetkilerle yönetime el konulduğu hatırlanınca alınacak önlemlerde nereden başlanması gerektiği de ortaya çıkmaktadır.

Cuntacılar Yargı Önünde Ceza Almalı

EMASYA'nın kaldırılması kararını yargı reformu takip etmelidir. Askerî mahkemeleri sadece askerlerin askerî hizmet ve görevleriyle alakalı alanla sınırlı hale getirerek yargı birliğini sağlayacak bir yargı reformu. Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılarak Yargıtay ve Danıştay da birer ihtisas dairesi haline dönüştürülmelidir. Darbe girişimi gibi en ağır suçu işleyenlere adalet önünde hesap sorulurken ayrıcalıkların kaldırılması, hukuk önünde eşitliğin sağlanması elzemdir. İkinci aşama tümüyle sivil/normal/ demokratik anayasa ihtiyacıdır. Türkiye'nin darbe anayasalarından kurtulma ortamı oluşmuştur. Sorunların kaynağını darbe anayasalarının oluşturduğu hususunda geniş bir mutabakat sağlanmıştır. Bu fırsat değerlendirilmelidir.

Türkiye'deki antidemokratik yapılanmaya son bir örnek; Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türkiye'nin ev sahipliğinde İstanbul'da başlayan NATO Gayri Resmi Savunma Bakanları Toplantısı'na katılmadı. Türkiye'deki protokol sıralamasında Milli Savunma bakanının önünde yer alan Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un, NATO protokol listesine muhatap olmamak için toplantılara katılmadığı konuşuluyor. NATO üyesi ülkelerden Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı olmadığı tek ülke Türkiye. Orgeneral Başbuğ'dan önce görev yapan Genelkurmay başkanlarının da, NATO'nun her yıl düzenlediği savunma Bakanları toplantılarına aynı gerekçe ile katılmadıkları ifade ediliyor. Türkiye, Genelkurmay başkanının NATO savunma bakanları toplantılarına katılabilecek protokole uygun bir düzenleme yapmalı ve Genelkurmay, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmalıdır. NATO üyesi bütün ülkelerin genelkurmay başkanları savunma bakanlıklarına bağlı iken Türkiye'de Başbakanlık makamına bağlı olması garip değil mi?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT