1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Elinizdeki o benzin bidonunu yavaşça yere bırakın…
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Elinizdeki o benzin bidonunu yavaşça yere bırakın…

A+A-

İbrahim Halil Baran, New York’ta dersler vermiş, iyi eğitimli tanınmış bir Kürt milliyetçisi. PKK’lı değil. Partiya Kürdistan adlı bir partinin kurucusu. Birleşik bir Kürdistanı savunuyor. O yüzden çözüm sürecine de şiddetle karşı.

Kobani’den göçmenler gelmeye başladığında Twitter’dan bir yardım kampanyası başlattı. Epey bir yardım da topladı. Arkadaşlarıyla Suruç’taki boş bir okulu tamir edip mültecilere açtılar, malzeme taşıdılar, kamyon boşalttılar. Yaptıkları her şeyin fotosunu da Twitter’dan paylaştılar.

Dün PKK’lı eski Avrupa Parlamentosu milletvekili Feleknas Uca, yine PKK’nın haber ajanslarından DİHA’nın yaptığı bir haberi paylaştı. Haberde şöyle deniyordu:

 “Özellikle sosyal medya üzerinden bireysel hesap numaralarını yayınlayan kimi şahısların, bu yolla haksız kazanç elde ettiği belirtiliyor. Rojava Yardım Koordinasyonu, en son Twitter'de İbrahim Halil Baran ismini kullanan şahsın hesap numarası yayınlayarak para topladığı bilgisi verdi. Koordinasyon, söz konusu şahısla herhangi bir ilişkilerinin olmadığını belirterek, bu tür bireysel hesap numaralarına itibar edilmemesi uyarısı yaptı”

Kobani için geceli gündüzlü yardım toplayan bir Kürt milliyetçisiyle bile birlikte yaşamayı, işbirliği yapmayı reddeden her şey benim diyen narsist bir örgüt PKK.

O yüzden bir hafta önce çözüm sürecinin yol haritasını Resmi Gazetesi’nde yayınlamış Türkiye’yi, bunca emek verilmiş barışı Kobani’deki ali menfaatleri için yakıp yıkmaya başlamasında şaşıracak bir şey yok.

Kobani için Türkiye’nin yakılıp yıkılmasının sebebi ise karışık.

Aynı anda Türkiye’yi hem Kobani’de PYD güçlerine askeri olarak yardım etmemekle suçlayıp, hem de İŞİD’e askeri olarak yardım etmekle suçlamaktalar.

Türkiye’yi kafalarında biraz abarttıkları kesin.

Türkiye, sınırındaki Tel Abyad düşerken orada yaşayan Harran ve Akçakale’de akrabaları olan Türkmen ve Araplara askeri yardım mı göndermişti?  Binlerce Arap, Türkmen mülteci Türkiye’ye kaçtı.

Halep’in doğusundaki Carablus’ta Türkmen ve Arap köyleri İŞİD’in eline geçerken ne yaptı peki Türkiye? Güya Türkiye’nin yakın olduğu Özgür Suriye Ordusu içindeki Türkmenlere İŞİD saldırırken  Türkiye yardım etti mi? Yine sadece mültecilere kapısını açabildi.

Lazkiye’de Özgür Suriye Ordusu’nun elindeki Türkmen köylerini hem İŞİD hem rejim vururken Türkiye’de MHP’liler Türkiye hiçbir şey yapmıyor diye kadın doğum hastanelerine, ATM’ler mi saldırdı?

En son İŞİD, 200 bin  Türkmen’in yaşadığı Türkiye sınırına da çok yakın Irak’ın Telafer şehrini ablukaya aldı. 6 bin Türkmen günlerce İŞİD’le çarpıştı. 150 bin Türkmen şehirden kaçtı.

Şii Türkmenler öldürüldü. Türkiye ve onun Türkmen asıllı Başbakanı, Türkmen asıllı Dışişleri Bakanı ne yaptı peki? Türkmenler şehirleri yaktı mı? Ülkücüler AKP binalarını işgal mı etti? Kızılay O 150 bin mülteciye yardım götürdü sadece.

Tek bir aksi örnek var. Türkiye Tuzhurmatu’daki Bayır Bucak Türkmenlerine MİT tırıyla makarna ve battaniye olmadığını tahmin etmenin zor olmadığı bir yardım göndermeye kalktı, onu da cemaat savcıları durdurup, deşifre ettiler.

Peki, bugün sınırının hemen karşısında Kobani’de olan biteni izliyorsunuz diye Türkiye’yi suçlayan PKK/PYD, bu 3 yıl boyunca aralarında sınır bile olmayan Halep’te, Rakka’daki katliamlar sırasında ne yaptı? Komşusunun evinin yangınında yumurtasını pişirmeye çalıştı.

En son merkezi Brüksel’de bulunan Uluslararası Kriz Grubu’nun raporunda yer aldığı gibi kendisine bir alan açmak, sosyalist-ekolojik toplum fantezilerini gerçekleştirmek için Suriye rejimiyle ittifaklar kurdu. Aynı raporda hala PYD’nin elinde olan Kamışlı ve Haseke’de memur maaşlarının Şam rejimi tarafından ödendiği iddiaları da yer alıyor.

Hadi Suriye’de çatışmalara taraf olmak istemediler, şehirlerini yıkılmaktan korudular, diğer muhaliflerle ortak bir yol bulamadılar, böyle oldu.

PKK’nın krizleri örgütsel büyüme için fırsata çevirme siyasetinden Barzani bile nasibini aldı.

Esad rejiminin çekilip PYD’ye bıraktığı Rojava’da Barzani’ye yakın partiler barındırılmadı. Barzani Nusracı, İŞİD’in Türkiye ile birlikte kurucusu bile ilan edildi. KDP, PKK’yı ve medyasını yalancılıkla, İran etkisinde kalmakla suçlayan bildiri bile yayınladı. Daha kötüsü İŞİD Kürtlere saldırırken Irak ordusunun kaçtığı İŞİD’e karşı Şengal’de direnemedi, Erbil’i ABD desteğiyle zor bela kurtarabildi diye Peşmerge’yle dalga geçtiler. Hem de Mahmur Kampı’nı bile koruyamamışken…

O yüzden Türkiye’yi ve barışı bu kadar kolay harcamaları hiç sürpriz değil.

Hem de Kobani ve çevresinden en son rakam 172 bin Kürt Türkiye’ye sığınmışken. En son önceki gece Kobani hastanesi bile orada tedavi gören yaralı YPG’lilerle Suruç’a taşınmışken.

Halen Türkiye’deki hastanelerde 500’e yakın yaralı YPGli tedavi ediliyor. Kobani’de silahlı YPGliler dışında en fazla 1000 sivilin kaldığı tahmin ediliyor. İsterlerse hepsi hatta YPG'liler de Türkiye’ye geçebilir.

Yani Türkiye’nin PYD’den kurtulmak için Kobani’de bir katliamı izlediği koca bir yalan. Yaşanan bir alan savaşı. Son 3 yıldır Suriye’de, Türkiye sınırlarında onlarcası olmuş savaşlardan biri. Türkiye bu üç yılda Kobani kadar bu çatışmalarda tarafını hiçbir durumda bu kadar net bir şekilde ortaya koymamıştı.

Kobani ve Cezire kantonunun yöneticileri Nisan 2014’te Türkiye’ye gelip yetkilerle görüşmüşler, hatta Süleyman Şah türbesinin korunması konusunda Türkiye’yle anlaşmaya bile varmışlardı.

Bu anlaşma uyarınca Süleyman Şah Türbesi’ne gitmek üzere bir Türk askeri konvoyu 23 Nisan günü  Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan Kobane Kantonu’nun izniyle Rojava’ya girdi ve konvoyu IŞİD kontrolündeki Karakozak Köprüsü’ne kadar YPGliler korudu.

Bu haberlerde yer almış konvoyun görüntüleri aylar sonra PKK medyası tarafından “işte Türkiye’nin İŞİD’e zırhlı silah gönderirken ki görüntüleri” diye kara propaganda için kullanıldı.

Bu apaçık yalanların Kobani konusunda hassas olan Kürtler dışında da müşterisi çok.

Hiçbir çözümün parçası olmamış hep sorunlar üzerinden siyasi aktivizm peşinde koşmuş sinekten devrim çıkarmaya çalışan solcular ve onların fikri tasallutu altındaki Türkiye medyası en başta.

AK Parti’ye yarayan barışa bile karşı çıkacak hale gelmiş, açıktan savaş kışkırtıcılığı yapan öfkeli muhalifler hemen ardından.

Suriye’de yanı başımızda 200 bin insanın katledilmesini, ulusalcılık, anti-emperyalistlik, laikçilik, mezhepçililikle hoş görüp, şimdi Kobani’de olmayan katliamdan AKP’yi sorumlu tutan Esed Muhipleri Cemiyeti üyeleri tabii ki.

O yüzden daha dün Kürtlere ensestçi, pornocu diyenlerden, Büyükanıt’ın servis ettiği fotolarla esas devlet Kürtleri katlederken PKK’ya karşı kara propaganda faaliyetlerinin içinde yer almış gazeteci eskilerine, Kürtçe savunma hakkına bile hayır oyu vermiş CHP’den Kürt meselesinde Sri Lanka formülünü savunan cemaat kalemlerine kadar akbabaların #direnkobane hashtagelerine üşüşmesi şaşırtıcı değil.

PKK/PYD, Kobani’yi korumak için savaşabilir. Türkiye’deki Kürtler Kobani’nin düşmemesi için kendi hükümetlerini yardıma çağırabilir. Bunu sokakta barışçıl gösterilerle zorlayabilir.

Keşke Türkiye komşularındaki bütün insani krizlere müdahale edebilecek güçte bir ülke olsa.

Türkiye’de kamuoyu İŞİD’i destekleyen birkaç marjinal site dışında Kobani’nin yanında. Hükümete yakın, karşı bütün medya İŞİD’e karşı kahraman YPG’li hikayeleriyle dolu.

Ortada hükümetin ve kamuoyunun üzerine titrediği bir çözüm süreci var üstelik. Türkiye koalisyona girmiş.

Şartlar diyalog, müzakere, işbirliği için uygun.

Salih Müslim’in hiçbiri diğeri tutmayan röportajlarından İstanbul’da Dışişleri Bakanlığı bürokrasisiyle görüştüğünü, görüşmelerde kendisine şartsız yardım sözü verildiğini, Kamışlı’dan Kobani’ye Türkiye sınırları içinden bir hattın açılmasını talep ettiklerini de biliyoruz.

Peki PKK ne yapıyor?

Bunları talep ettiği Türkiye’yi yakıyor.

AKP muhaliflerinin çılgın alkışları eşliğinde elinde benzin bidonu “yakarız bu memleketi” tehditleriyle barışın altını oyuyor, hem de esas Türkiye kamuoyunda birkaç yıldır oluşan yeni imajını yerle bir ediyor.

Kafayı koymuş bir kere. PKK, yarın İŞİD Kandil’e saldırsa kurtarmadığı için de Türkiye’yi suçlayacak herhalde.

Tahran’da bile Kobani için Türkiye Büyükelçiliği önünde gösteri yapıldığına göre…

Halbuki Kobani’ye niye müdahale etmiyorsunuz diye Kobani’nin sınırları içinde olduğu, uçakları az ilerdeki Halep’i  vuran Suriye de biraz tehdit edilebilirdi.  Uçakları, askerleriyle Suriye’de zaten savaşın içinde olan İran’da da birkaç ATM’yi yakmak fena bir fikir olmayabilirdi.

Tabii o zaman Rojava Devrimi’nin üzerine oturduğu o sakat, tarihin kaybedenler safında kalmaya mahkum ittifaklar çökebilirdi. Erdoğan’a, Davutoğlu’na efelenmek kadar kolay değil, Esed’e, Kasım Süleymani’ye efelenmek.

Mülteci Kürtlere yardımda bile kıskanç, narsist, her durumda örgüt menfaatlerini Kürtlerin menfaatleri üzerine koymuş devrimci bir örgüt için hiç şaşırtıcı bir performans değil bu.

Şimdi şaşırtıcı olma sırası hükümette tabii Türk ve Kürt kamuoyunda.

Beklenen tepkileri vermeyerek. Sabrederek. Öldürücü yalanlara karşı hakikati arayarak. Kürt-Türk dostluğuna, barışa, Kobani’ye, mültecilere sahip çıkmaya devam ederek…

Kobani yanı başımızda yanıyor ama, Kobanilerin neredeyse hepsi Türkiye’de. Türkiye’yi herkesin sığınabileceği bir liman olarak korumak insanlığa karşı en öncelikli görevimizdir.

O yüzden elinizdeki o benzin bidonunu yavaşça yere bırakın…

TÜRKİYE

YAZIYA YORUM KAT