1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Eleştirinin Parmak Aralarından Doğan “Karşı Atak”
Asım Öz

Asım Öz

Yazarın Tüm Yazıları >

Eleştirinin Parmak Aralarından Doğan “Karşı Atak”

A+A-

Bir şairin kendi şiir dilinin düzayak eleştirisine şiirle yanıt verdiğine pek tanık olunmuyor günümüz edebiyat ortamında. Bırakın şiirle yanıt vermeyi polemikler bile yaşanmıyor yeterince.

Şairin şiir yazmak kadar eleştirmenliğe hatta Cemal Süreya’nın deyimiyle geliştirmenliğe cüret etmesi kadar doğal bir şey olamaz. Öte yandan eleştirinin inkarına ve belki de imhasına kadar uzanabilecek bir yaklaşım sergilendiğinde ise düzayak eleştirilere verilen ya da verilecek yanıtların da açıklamasını yapmak oldukça güç bir iştir. Eleştiri zor bir eylemse şiir eleştirisi iki kere daha zor bir eylemdir. Çünkü şiiri değerlendirmek ve çözümlemek daha zordur. Elbette bu sorunun cevabını biz bu kısa yazıda verecek değiliz. Ama birkaç örnek aktarmadan da geçmeyelim bu konuyu.

Cemal Süreya’nın Sivil Savunma Uzmanları başlıklı yazısından bir alıntı yapalım burada: “Şiir eleştirmeni her şeyden önce bileşik bir ekinle yoğrulmuş olmalıdır. (. . . ) bizim şiirimizi ayıklamaya girecek yazarların bazı incelikleri yakalamış kimseler olmaları gerek” Sonraki dönem eleştirmenlerinden İsmail Mert Başat’da şiir eleştirisinin birikim işi olduğu inancındadır:'Tek güçlük, eleştirmenliğin büyük bir birikim, kapsamlı bir donanım gerektirmesidir. Şunu da ekleyebiliriz: Herhangi bir yapıtın, ya da sanat akışının eleştirisi, o alanın içinde kalınarak yapılamaz; yapıldığında eleştirinin gereksindiği yetkinliğe ulaşılamaz'

Ekinsel birikimi ne kadar geniş evlekli olursa olsun yine de eleştirmen şiire bakarken kendi değer ölçü(t)leri, kendi birikimiyle sınırlıdır. Bu anlayış Mehmet Can Doğan'ın yorumunda şöyle biçimlenir:'Burada bir değer sorunu veya değer kayması yaşanır. Metne bakanın tek değer ölçütü kendisidir; retorik, tarihsellik, estetik ölçüt devre dışıdır. Elbette bu tür yargılar da bir şey söyler; ama söyleyen ve söylenen metin değil, metne bakandır'

Şiire bakarken daha nice etkileşimler arasındayızdır. Şiir eleştirisi; dize kurmak, şiirin bütününe söyleyiş özelliği kazandırmak, alışılmamış imgelerle dokumak, değişmeceli sözlere yeni bir anlam derinliği kazandırmak, hikayeci anlatım, etkilenmeler, kendine özgü sesi bulmak gibi incelikleri araştırarak bakılırsa; yeterli birikimin ötesinde bir 'derin görü'yü de gerektirir şiir eleştirisi.

Öyle anlaşılıyor ki, şiir dilinin gelişmesi, yeni anlatım olanakları kazanması, şiire bakışı da değiştiriyor. Eskiden ölçü-uyak tartışmalarıyla kısırdöngüye giren şiir eleştirisi, şiiri nasıl okumak, nasıl yorumlamak gerektiği üzerine yeni boyutlara ulaştı. Bilinen sözcüklerden bilinmeyen sözlere doğru, şiirin nasıl bir değişim geçirdiğini, nasıl bir ivme kazandığını anlamak için değişik düzencelerden şiire bakmak gerekecektir Diğer yandan eleştirmenlik çoğu zaman düşman kazanma sanatı olarak görülmesinden dolayı kılıçlı ve cenkli bir eylem olmuştur edebiyat dünyasında. Hüseyin Cöntürk’le Cemal Süreya arasındaki yazılı cenk iki örnek olarak dilimin ucuna geliverenlerden. İşin bu noktada düğümlenmesinden dolayı ayrıcalıklı bir yere sahip olamamıştır eleştiri örneğin; gelgelelim, edebiyat ortamının yabancısı okurların bu değerlendirmeyi onaylayacak ya da yadsıyacak donanımları olmaz genellikle, önlerine ister dergi düzleminde isterse kitap düzleminde koyulan şiirleri bağlamlarından soyutlayarak okumak durumundadırlar.

Bağlamdan söz ediyorum, çünkü Âdem Turan’ın Edebiyat Ortamı dergisinin Temmuz-Ağustos 2008 tarihli üçüncü sayısının 26. sayfasında yayınlanan şiirinin son dönem Türkçe şiirinde yol açacağı yada açmasını beklediğim etkinin boyutunu yalnızca şiiri okuyarak kavramak bana olanaksız görünüyor. Burada en yalın anlamıyla bir polemikten söz edeceğim Evet. Ama bu, pek bilindik polemiklerden değil. Burada bir açıklama yapmam gerekiyor sanırım. Birincisi, bu polemiği başlatan Âdem Turan değildir. Şair burada başka bir süreli yayında şiiri ile ilgili yanıt hakkını kullanmaktadır. Yani, sözünü ettiğimiz şiir, bir bakıma şairin 'yanıt hakkını' kullanabilme arayışından doğan bir şiirdir.

Âdem Turan’ın sadık okurları, bu şiiri kendi kültürel parametreleriyle ele aldıklarında, şüphesiz kimi anlamlara ulaşabilirler: Şair, bir yanıyla, titizlik ve şiir işçiliğini ortaya koyuyor şüphesiz. Öte yandan son kitabı hakkında yazılan eleştirel metinde dile getirilen poetik güzergâhtan da beslenmiştir. Son kitabından sonra bu şiirinden önce yazılmış yazıya köktenci bir üslupla karşı çıkmış, çarçabuk eleştiri sahnesinin olumsuz yaklaşım ölçütlerini altüst etmeyi başarmıştır. Söz konusu alt üst edişin niteliğini çerçevelemek üzere,Yeni Şafak Kitap ekinde Vural Kaya’nın Âdem Turan’ın Ateşte Yıkanmış Atlar adlı kitabını da değerlendirdiği Ebabil'in Kış Üçlemesi başlıklı yazıdan uzun bir alıntı yapacağım: “Adem Turan, Ateşte Yıkanmış Atlar'la beşinci kitabını çıkartmış oldu. Beşinci kitapta bir şairin kendi poetikasını temellendirmiş ve artık bu temel üzerinden şiirini kurmuş olması beklenir. Ateşte Yıkanmış Atlar'ın ilk bölümde 12 şiir var. Bir meseller dizisi oluşturulmuş. "Zeytin Meseli", "Lunapark Meseli", "Taşınma Meseli" vs. İkinci bölümle birlikte toplam 31 şiir yer alıyor Ateşte Yıkanmış Atlar'da.

Adem Turan şiiri (. . . ) 1980 şiirine yaslanma gayreti güdüyor. İmgecilik yer yer zoraki bir unsur olarak şiirlere müdahale ediyor. Yahut da savrularak ilerleyen bir gidişatla karşı karşıya kalınıyor... Hikâyeci anlatım ile şiirsel ifadenin sınırları çok tehlikeli bir şekilde birbirine yakın duruyor. Hâlbuki hikâyeleştirici bir eda ile şiire yaklaşmak bıçak sırtı durumu şiirin lehine canlı bir şekilde dönüştürmekten geçmeli. Hüzün, yenilgi, yalnızlık, umutsuzluk duyguları şiirlerin geneline yansımış durumda. Şimdi ile doğrudan konuşmak yerine eskil bir zaman natıkası geliştirmek ve bu geliştirilmek istenen dilin şiir dili şeklinde tasavvur edilişi kayıp şeyler cinsindendir. İmge, metni hareket edemez zorlayıcılıkla kullanılmamalı. Yahut da hikâyeci söyleyişin imkânları kullanılarak imgenin konumu daha yerli yerinde daha tasarruflu biçimde ele alınmalı. Bir de ağır, detone lirik söyleyiş biçimleri... Şiirsel metinlere yakın, akraba duran metinleri de hesaba katarsak örselenmiş, söyleyişin sahici yapısından kopartılarak elde edilmiş metinler çoğalıyor böylece. Ateşte Yıkanmış Atlar'ın ikinci bölümü, ilk bölüme nazaran daha derli toplu şiirlerden oluşuyor. "Mağluplara Savaş Dansı", "Ağzımda Kekik ve Kan", "Ateşte Yıkanmış Atlar", "Panik" gibi şiirler daha başarılı, daha şiir duruyorlar kitapta.

Ezilmişliğe, kirlenmişliğe, insani değeri haiz şeylerin yitirilişine itirazları Turan'ı daha başarılı kılıyor aslında. "Sabahları kol kola/ Yürüsün de süzülsün/ Milton'un hünerli şeytanları/ Süzülsünler bir tül gibi/ Ejderhaların/ Alev fışkıran ağızlarına/ Üç tüy düşürsünler oradan/ Güneş gözlüklü/ Oğlanların uykusuna." Bu eleştiriden sonra yazılan Karşı Atak şiirine eğilelim şimdi de:

“Önümüze çekilen bu upuzun duvarın sonu yok/Hangi kapıdan girsek, orada kırık dökük hatıralar/Bu gün bana dokunmayın kardeşler/Yorgunluğumu bağışlayın, yolculuğum uzundur/Şehrin arka sokakları gibiyim, yoksulum/Dar bir vakitte gelmiş gibiyim dünyaya/Bu yüzden açmayın sandığımı, ilişmeyin şiirime. /Bütün soytarılar işte burada, buyurun bakın!/Bütün hokkabazlar, bütün cambazlar, sünepeler/Burada beni gammazlayan sahte kahraman/Dizimin dibinde bulmaca çözüyor hiç usanmadan/Vaktini kalem açmakla geçiriyor kapıların ardında/Bütün iyi kalpliler için tabut resimleri çiziyor durmadan/çay içip zar atıyor, gelecek günler adına./Bize gelince –evet gelelim artık, yeşil mi yeşil!/Sadece gelelim, sadede gelelim, sade kahve içelim-Biraz sonra çünkü avluya çıkıp mızıka çalacağız/Nutuklar atacağız bitkisel hayatlar üstüne/Yarışı kaybedenler üstüne, yasak şiirler üstüne/Kayıplar ve kaypaklar ve kaytaranlar üstüne/ Doğuya bakıp, sonra bir daha, sonra bir daha!/Esrarında yüzeceğiz dizlerimiz kırıp/Dilimizi ısırıp yüzlerce şiir içeceğiz/Yüzlerce şiir mi?/Yüzlerce şerbet diyecektim pardon!/Yüzlerce ayran, yüzlerce katran, yüzlerce baldıran/Yüzlerce baston mu?Ah evet kıracağız belki de!/Eskiler haklıymış saatin yeri yok hayatımızda/Göğün dili yeterliymiş, anlayabilseydik keşke. /Bu bir karşı atak aslında, sıkı durun!/Herkes gardını alsın dükkânlar kapanmadan/ Bir de şu var: detone lirizm, zoraki imge, poetik duruş filan/Yani, filan. . .”

Şair özellikle son dizelerde bunu açık bir biçimde ortaya koyar. Behçet Necatigil gibi "Bu şiir senin için/ yazarken seninle doluydum" demektedir adeta. Öte yandan şiirine ilişilmemesini istemektedir. Buradan anlıyoruz ki Türkçe şiir ortamında şiir eleştirisi zor olmanın yanında oldukça belalı bir iştir aynı zamanda.

Âdem Turan’ın buradaki çıkışının Türkçe edebiyattaki karşılığı, Vural Kaya’nın adını andığım yazıda dile getirdiği görüşlerdir. Yani bu şiirin kurulmasının asıl öznesi Vural Kaya’dır. Bir karşı şiir yapıtıdır bu: Vural Kaya’nın hikayeci anlatım diyerek küçümsediği biçimin şah dize örneklerini mayasına katmış, bir karşı atak pınarı. Ölçü ve ahenk tasasından ve bunu pekiştiren süslü, süsçü poetik zihniyetten uzak bir şiir. Aynı zamanda şairin eleştiri ortamına dahil oluşunu simgeler: Eleştirinin içine, ortasına inen, yerleşen bir şiir. Söylemesi kolay, gerçekleştirmesi gücün gücü işlerdendir bu eylem. Diğer taraftan Vural Kaya’nın kendini eleştirmen kadrosuna atamış bir yazar olup olmadığını bilmiyorum. Bu alanda ölçülerinin neler olduğunu yazacağı başka yazılarla görmek gerekir.

Şimdi bu durum, yani bu yazı ve şiir bazılarına oldukça eğlenceli gelmiş olabilir. Ama öte yandan ortada hala eşitsiz ve adaletsiz bir durum söz konusu. Çünkü sizi eleştirene yanıt da vermiş olsanız üstelik bunu şiirle de yapmış olsanız muhatabınız sizin şiirinizi bir gazeteden eleştiriyor oysa siz, bin bile sat(a)mayan bir edebiyat dergisinden yanıt veriyorsunuz.

Gelin en iyisi bu yazının konusu olan mevzuyu Âdemin kızlarından birinin yani Hayriye Ünal’ın şu dizelerini okuyarak düşünmeye devam edelim:

“Bir şiir; bir darlık bir dargınlıktır
İnsanla insan arasında,
Kapıyla menteşe arasında,
El ile kalem arasında.”

 Evet, ben bu düşüncelerle okudum her iki metni.

 Bu iki metni hangi şair hangi eleştirmen görmemezlikten gelebilir ki!

YAZIYA YORUM KAT

7 Yorum