1. YAZARLAR

  2. Gülay Göktürk

  3. Elbette karışacaklar
Gülay Göktürk

Gülay Göktürk

Yazarın Tüm Yazıları >

Elbette karışacaklar

A+A-

AB Komisyonu Başkanı Barroso ve Oli Rehn bu ziyaretlerinde, şu sıralar statükocu cenahta iyice zıvanadan çıkmış olan AB düşmanlığından nasiplerini fazlasıyla alıyorlar. İki isim de sanki savundukları fikirler ya da kapatma davasına karşı takındıkları tutum onların şahsi fikriymiş gibi doğrudan şahıslarına yönelik bir kampanyayla karşı karşıya. Oysa Barroso da Rehn de bireysel tutum almıyor, AB ilkelerinin gereğini savunuyorlar. Yani, demek istiyorum ki CHP'ye ya da basındaki milliyetçilere; uğraşacaksanız AB'ye uğraşın, bu adamlara hakaret edip durmayı bırakın. Daha doğrusu, AB karşıtlığınızı bu iki kişinin arkasına gizlemeye çalışmayın.

Bir kere, baştan söyleyelim ki, eğer iç işlerinize hiçbir şekilde kimsenin burnunu sokmasını istemiyorsanız, hemen yarın AB üyelik başvurusunu geri çekmeniz gerekir. Çünkü AB'nin esası, Birlik ülkelerinin büyük bir aile olmasıdır; milli sınırların flulaşması, ulusal egemenliğin önemli bir bölümünün milli devletler tarafından gönüllü bir biçimde Birlik'e devredilmesidir.

Bu da yetmez, şu anda imzalamış bulunduğunuz uluslararası sözleşmelerin birçoğundan da vazgeçtiğinizi de deklare etmeniz; dünyayla siyasi, diplomatik, kültürel ve ekonomik ilişkilerinizi minumuma indirmeniz; kendi kabuğunuza çekilip bir lokma bir hırka yaşamaya razı olmanız gerekir. Çünkü AB, globalleşme süreciyle birlikte hızla oluşmakta olan uluslararası iradenin kurumlarından yalnızca biri. Her gün yeni bir uluslararası kurum oluşuyor ve içine girdiğiniz her kurumla birlikte sizin yasama organınız da, yürütme organınız da, kendi yetki alanını bu uluslararası kuruluşlarla paylaşmayı ya da onlar tarafından denetlenmeyi kabul etmiş oluyor.

Düşünün, bir ülkede endüstriyel ilişkilerin, işçilerin ne kadar süre çalıştırılıp nasıl işten çıkarılacağının uluslararası anlaşmalarla belirlenmesi, iç işlerine müdahalenin daniskası değil midir? Evet, öyledir. Ama siz ILO Sözleşmesi'ni imzalamışsınız bir kere. O zaman da "kim ne karışır" diyemezsiniz. Global sorumluluk kavramı uyarınca, tek tek ülkelerin "temiz üretim" kurallarına uymaya zorlanması, bu çerçevede bazı sanayi yatırımlarına ciddi kısıtlamalar getirilmesi de bal gibi iç işlerine müdahale değil midir? Evet öyledir. Ama Kyoto Protokolü diye de bir protokol var işte... Ve imzalamayanı tefe koyuyorlar; ya temiz üretim kurallarına uymaya çalışacaksınız, ya da ihracatta, ithalatta binbir zorlukla karşılaşmaya hazır olacaksınız.

"Tamam ekonomiye siyasete karışsınlar ama yargıya nasıl karışırlar; bu onların da ilkelerine ters değil mi?" diyecek olursanız, onun da çok basit bir cevabı var: Hayır ters değil. Çünkü AB de, kapatma davası çerçevesinde olup biten şeylerin hukukla bir ilgisi olmadığını; yargının gayrı meşru bir siyasi mücadeleye alet edildiğini görüyor. Yaşanan olay bir hukuk tartışması imiş gibi davranmayı reddederek, "minarenin kılıfa uymadığını" açıkça söylüyor. Ve ortaya çıkan bu saflaşmada, darbe heveslilerinin karşısında, meşru hükümetin yanında saf tutuyor.

Doğrusu bu da AB'nin temel ilkelerine tam olarak uygun düşüyor.

Bu olayın bir başka boyutu ise, bu saflaşmada bizim eski "Batıcı"ların AB karşıtlığı kampanyasında başı çeker duruma düşmesi... Yıllardır gırtlaklarını yırta yırta "Kimse Türkiye'nin yüzünü Batı'dan başka bir yöne döndürmeyi başaramayacaktır" diyenlerin böylesine gözü dönmüş Batı düşmanı haline gelmeleri de tarihin bir cilvesi işte.

Aslına bakarsanız, bugün yaşadığımız siyasi krizin, en fanatik Batı'cılarımızın, Batı'nın geldiği yeni noktayı bir türlü kavrayamamalarından kaynaklandığını söylemek hiç de yanlış olmaz.

Batı, tek tip düşüncelerle, tek tip elbiselerle, tek tip bireylerle hiçbir yere varılamayacağını çoktan anladı. Her alanda çeşitlilik, renklilik peşinde koşuyor ve şu koca dünyada, güzel, faydalı, değerli olan ne varsa kendi dağarcığına atıp kullanmaya bakıyor. Kendi dışındaki diğer kültürleri, diğer uygarlıkları, diğer toplumları anlamaya açık olduğu için - açık olduğu oranda- gelişiyor. "Öteki"lerden öğrendikleriyle kendini yeniliyor, kendini aşıyor, kendi uygarlığını zenginleştiriyor. İşte bu yüzden de bugün "Batıcı" olmak globalleşmeden yana olmayı, çok kültürlü bir dünyada eşit ilişkiler içinde özgürce yaşayabilme yetisini gerektiriyor.

Globalleşme aşamasına geçememiş bir "batıcılık" tan ise çıksa çıksa Baasçılık çıkabiliyor.

Bugün gazetesi

 

YAZIYA YORUM KAT