1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. El Fetih: Direnişten Barışçılığa ve Teslimiyetten İhânete
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

El Fetih: Direnişten Barışçılığa ve Teslimiyetten İhânete

A+A-

Kod adı “Ebu Ammar” ve tam ismi de Mûhâmmed Abdurrahmân Abdurrauf Arafat el- Qudwa el- Hûseynî olan Yasir Arafat, kod adı “Ebû İyad” olan Salah Misbah Xalif, Xelil el- Wezir ve Faruq Qaddumit, bu dört isim tarafından 10 Ekim 1959 tarihinde Kuweyt’in başkenti Kuweyt’te Hareket’ul- Tahrîr el- Watanî el- Filistinî” (Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi) adıyla kurulan ve kısaca “El Fetih” olarak bilinen laik ve Arap millîyetçisi hareket, iğrenç bir ihânet içerisindedir, Filistin dâvâsına ihânet etmektedir. Filistin hareketinde köklü bir geçmişi olan ve bu yılın Ekim ayında 50. kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan El Fetih, açık konuşmak gerekirse, bugün geldiği nokta itibariyle siyonist İsrail’in Filistin içindeki uzantısıdır, bir koludur.

50 yıl önce Filistin’in kurtuluşu dâvâsı için, hakikaten bu gaye için kurulan bu hareketin zaman içerisinde siyonist İsrail’e karşı direnişten vazgeçmesi, bunu programından çıkarması ve bugün gelinen noktada siyonistlerle bizzat işbirliği yapan bir ihânet şebekesine dönüşmesi hikâyesi, ibretamizdir ve biri özelde Filistin’le, biri de genel olarak tüm İslam dünyasıyla alakalı olarak iki önemli gerçeği ikrar etmektedir.

El Fetih gerçeğinin Filistin özelinde verdiği ders şudur: Filistin, safların en net şekilde belirginleştiği, Haqq ile Bâtıl’ın en kalın çizgilerle biribirinden ayrıldığı, zâlim ile mazlumun en kolay bir biçimde belli olduğu bir toprak parçasıdır. Filistin öyle bir coğrafyadır ki, yaşam size sadece iki seçenek sunmaktadır; direnişçi olmak veya işbirlikçi olmak. Bu mıntıkada üçüncü bir yol yoktur. Dünyanın başka bir coğrafyasında çok rahat bir şekilde varlık bulacak ve bir kimlik olarak kabul edilecek “barışçı olmak, ılımlı olmak, diyalog taraftarı olmak” gibi duruş veya yöntemler burada geçersizdir. Bu tür seçeneklerin sizi nihayetinde götüreceği nokta, düşmanla işbirliği yapmak ve kendi vatanınıza ihânet etmektir.

El Fetih gerçeğinin İslam dünyası genelinde verdiği ders ise şudur: İslam coğrafyalarında laik ve ulusalcı bir temelde mücadele vermeyi ilke edinen hareketlerin ne düşmana karşı başarı şansları vardır, ne de ilk ortaya çıktıkları gibi temiz, devrimci ve anti – emperyalist kalma şansları. Hristiyan veya diğer ülkelerde kurtuluş ve bağımsızlık mücâdelesi veren laik ve ulusalcı hareketler (Bask’taki ETA veya İrlanda’daki IRA gibi) laik ve ulusalcı bile olsalar, mücâdelelerinin sonuna kadar aynı temizlikte, aynı devrimci çizgide kalma şansları vardır ve sömürüye, işgale karşı olan dünya halklarının teveccühünü hiçbir zaman kaybetmeden yollarına devam edebilirler. Fakat İslam dünyasındaki aynı ilkelere ve ideolojik temellere sahip olup aynı metodlarla savaşım veren hareketlerin, başlangıç noktalarındaki gibi temiz ve anti – emperyalist kalma şansları yoktur. Bu, üzerinde bulundukları toprakların İslamî karakteristiğiyle birebir alakalı bir vakıâdır. İslam topraklarında varlık gösteren laik ve ulusalcı hareketler, en saf, en samimî ve en anti – emperyalist söylemlerle ortaya çıksalar ve mensuplarının büyük çoğunluğu da gerçekten böyle olsa bile, eninde veya sonunda, er veya geç varacağı nokta, emperyalistlerin kucağına oturmak ve emperyalizme hizmet eden maşalar olmaktır.

Anadüşünceyi sonda değil başta verdiğimiz bu yazımızda El Fetih gerçeğini masaya yatıracağız. El Fetih’in Filistin dâvâsına nasıl ihânet ettiğine dair sadece son üç yıla ait birkaç anekdotu aktarıp bunun ele geçirilmiş belgelerini vereceğiz. Ancak ilk olarak, bundan 12 – 13 yıl kadar öncesine gideceğiz. El Fetih için tarihinin en önemli “kırılma noktası”ndan biri olan 22 Nisan 1996 gününe.

96 KIRILMASI EL FETİH’İN BİTİŞİDİR

22 - 25 Nisan 1996 günleri Filistin Ulusal Kongresi, Arafat’ın çağrısı üzerine 21. birleşimini gerçekleştirmek için toplanır. Son toplantısını Eylül 1991’de düzenlemiş olan ve 1967’deki İsrail işgali öncesinde en son olarak 20 Mayıs 1966’da Gazze’de gerçekleştirilen toplantıdan tam 30 yıl sonra Gazze yeniden Filistin Ulusal Kongresi toplantısına ev sahipliği yapıyordu

Bu çok önemli toplantıyla ilgili olarak Haksöz Dergisi’nin müteakip sayısında İhanet Çizgisinin Yeni Adımı: Filistin Millî Misakı’nda Değişiklik” başlığıyla bir makale yayınlanır. Rıdvan Kaya imzalı bu makalede bu toplantının El Fetih için “yeni bir dönemin başladığına” işaret ettiği belirtilerek El Fetih’in mücâdeleye kimlik kazandıran hangi ilkelerinden vazgeçtiği açık bir şekilde ortaya konur. Derginin Haziran 1996 tarihli 63. sayısında yayınlanan bu çok önemli makalesinde Kaya, “Fakat bu toplantıya tarihî önem kazandıran asıl şey Gazze'de gerçekleştirilmesi değil, konusuydu: Filistin Ulusal Kongresi, Filistin Millî Misakı olarak adlandırılan ve bir nevi FKÖ’nün anayasası olma özelliği taşıyan Filistin Misakı’nın barış süreci önünde birer engel olarak görülen İsrail karşıtı maddelerini ortadan kaldırmak ve Misak’ın Amerikan barışına uyumlu hale getirilmesini sağlamak amacıyla toplanmıştı” tesbitinde bulunur. Bu yazısında sevgili Rıdvan Kaya ayrıca, Filistin Yasama Meclisi seçimlerinin dört ay önce, Ocak 1996’da gerçekleştirilmesinin ardından Şimon Peres’in, Filistin Misakı’ndan “İsrail’in ortadan kaldırılmasını içeren maddelerin ilgasının gerçekleştirilmesi için Filistin Ulusal Kongresi’nin özerk yönetimin kontrolündeki topraklarda bir araya gelmesine izin vereceklerini” açıkladığını ve yine Peres’in Misak’ta gerekli değişiklikler yapılmadıkça barış görüşmelerinde nihaî sonuca varılmasının mümkün olamayacağı hususunda Arafat’ı uyardığını da hatırlatır.

Sözkonusu yazıda aktarıldığına göre, bu toplantıdan sonra El Fetih’in tüzüğünde ortadan kaldırılan maddeler şunlardı:

Madde 9: Silahlı mücadele Filistin’in tek kurtuluş yoludur ve bundan dolayı da taktik değil, stratejiktir. Filistin Arap halkı bu vesileyle silahlı mücadeleye devam edeceğine ve anavatanının kurtuluşu ve anavatana geri dönüş için halk devriminde ısrar edeceğine ilişkin sarsılmaz kararlılığı bir kez daha ifade eder.

Madde 19: Filistin’in 1947’de yer alan taksimi ve İsrail’in kuruluşu kökünden geçersizdir.

Madde 21: Kendisini silahlı Filistin devrimi ile ifade eden, Filistin Arap halkı Filistin’in tümünün kurtarılması dışındaki her türlü seçeneği reddeder. Filistin sorunun tasfiyesi ve uluslararasılaştırılması önerilerini de reddeder.

Madde 22: Siyonizm dünya emperyalizmine organik olarak bağlı ve dünyadaki bütün kurtuluş hareketlerine ve ilerlemeden yana olan hareketlere karşı olan siyasî bir harekettir. Siyonist hareket özü itibariyle fanatik ve ırkçıdır; hedeflen saldırıyı, yayılmayı ve sömürgeci yerleşim merkezleri kurulmasını kapsar ve faşist ve Nazi yöntemleri kullanır.

El Fetih’in vazgeçtiği ilkeler işte bunlar, kardeşlerim. Sorarım size: Bu ilkelerden vazgeçtikten sonra, sizin varlık sebebiniz nedir? Ne için varsınız? Bu dört ilkeden vazgeçmek, hareketin Filistin’den vazgeçmesi anlamına gelmiyor mu?

Bu tarihî kırılma ile ilgili olarak yine Rıdvan Kaya’nın söylediklerine kulak verelim: “Aslında Filistin Misakı’nın değiştirilmesi için yapılan toplantı sadece bir formalitenin ikmali anlamına gelmekteydi. 1988 yılında Cezayir toplantısında ilan edilen Bağımsızlık Bildirisi ile İsrail bir ‘devlet’ olarak zımnen tanınıyor ve aynı şekilde Filistin sorununun ‘barış karşılığı toprak’ formülüne göre çözümlenmesi ilkesine dayanan BM’nin 242 ve 338 sayılı kararları kabul ediliyordu. Yine 1993 Oslo görüşmeleri ile Arafat Filistin Misakı’nın söz konusu maddelerinin artık ‘GEÇERSİZ VE UYGULANAMAZ’ olduklarını açıkça beyan etmişti. (…) Oylama sonrası yaptığı teşekkür konuşmasında Arafat, bu değişikliğin ‘demokrasinin ve barış sürecinin bir başarısı’ olduğunu söylüyor ve ‘İSRAİL’E OLAN TAAHHÜTLERİ YERİNE GETİRMEKTEN DOLAYI ÇOK MUTLUYUM’ sözleriyle sevincini ifade ediyordu. Şimon Peres’in keyfine ise diyecek yoktu. Bu değişikliğin ‘Ortadoğu’da son 100 yılın en önemli ideolojik değişimi’ olduğunu söylüyordu. (…) Ya İsrail barışı, ya da İsrail bombaları, füzeleri, mermileri. Arafat ve şürekası çoktan birinci şıkkı seçmiş ve kalan ömürlerini huzur içinde geçirebilecekleri kırık dökük de olsa bir koltuğa sahip olmuşlardı. Onursuzca da olsa, utanç verici de olsa! Kendi geleceklerini sağlama almışlardı, Filistin’in geleceğini kirletme pahasına! Arafat ve ekibinin ihanet çizgisinin netleştiği, kalınlaştığı günlerde, Lübnan’da yaşananlar ise mücadelenin onuru ve bereketini bir kez daha tüm dünyaya gösteriyordu. Tüm vahşice saldırganlıklarına ve katliamlarına rağmen siyonist ordu Lübnan Müslümanları’nın direnişi karşısında zelil bir biçimde geri çekilmek zorunda kalmıştı. Hizbullah güçleri büyük bedeller pahasına da olsa direnişin gücünü, daha önemlisi SADECE DİRENENLERİN KAZANACAĞI gerçeğini bir kez daha tüm dünyaya ispatlamıştı.” (Rıdvan Kaya, “İhanet Çizgisinin Yeni Adımı: Filistin Millî Misakı’nda Değişiklik”, Haksöz Dergisi, Sayı: 63, Haziran 1996)

Evet, Rıdvan Kaya’nın bundan tâ 12, 5 yıl önce kaleme aldığı bu makalede kullandığı “sadece direnenlerin kazanacağı” ifadesi, sanki 2009 için yazılmış gibi, değil mi?

HAMAS, EL FETİH’İN İHANETİNİ ORTAYA ÇIKARAN BELGELERİ ELE GEÇİRDİ

HAMAS’a bağlı mücahidlerin Gazze’deki El Fetih Güvenlik Karargâhları’nda 4 Temmuz 2007 günü ele geçirdiği belgeler, El Fetih’in sözde güvenlik güçlerinin Filistin halkı yerine siyonist rejimin güvenliği peşinde olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. İzzeddîn el- Qassam mücahidlerine ait internet sitesinde yayınlanan belgeler El Fetih içindeki İsrail işbirlikçilerinin ihanetlerini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.

Yayınlanan belgeler, güvenlik karargâhlarının Filistin halkının hizmet amacıyla kurulmadığını, Filistin halkının güvenliğini sağlamak için çalışmadığını, aksine, Filistin halkının güvenliğini tahrip eden ihanetler içine girdiklerini ortaya koyuyor. Filistin halkı için tam anlamıyla bir kâbusa dönen bu karargâhların, siyonist işgal güçleri tarafından Filistinli direnişçileri izlemek için bir üs olarak kullanıldığı, buradaki hapishanelerin siyonistlerin hapishanelerinden hiç bir farkının olmadığı, mücahidlerin ve cihad komutanlarının kaçırılarak buralarda işkencelere uğratıldığı açıkça ortaya çıkar.

Ele geçirilen belgelerin bir kısmının “Special Security Sources” (Özel Güvenlik Kaynakları) ve “Operation Management” (Operasyon Yönetimi) başlıkları altında tanzim edildiği, ABD - İsrail adamı Muhammed Dahlan ve ekibinin Filistinli mücahidler hakkında yaptıkları takipleri kayıt altına aldığı, HAMAS’a bağlı olan herkesin ayrı ayrı dosyasının tutulduğu belirlenir. Belgelerin birinde, güvenlik birimlerinde bulunan HAMAS’a bağlı Filistinli direnişçilerin bütün isimlerinin yazıldığı, bir başka belgede İzzeddîn el- Qassam tugaylarına bağlı mücahidlerin bütün faaliyet raporlarının tutulduğu, faaliyetlerinin izlendiği ve İzzeddîn el- Qassam mücahidleri hakkında tanzim edilen raporların siyonist işgal güçlerine ulaştırıldığı, bu mücahidlerin de siyonist işgal güçleri tarafından füze saldırıları ve özel operasyonlarla şehîd edildiği ortaya çıkar. Başka bir belgede ise İzzeddîn el- Qassam mücahidlerinin ne zaman ve nerede askerî eğitim yaptıklarının ve bu eğitimi kimlerin verdiklerinin rapor edildiği görülmektedir. (Bkz: BELGE 1 ve BELGE 2)

ARAFAT’I DAHLAN ÖLDÜRTTÜ

HAMAS, El Fetih’in hainliğini açıkça belgeleyen yukarıdaki resmî evrakları ele geçirdikten sadece birkaç hafta sonra yeni belgeler ele geçirir ki bunlar bir öncekiler gibi dehşet vericidir. HAMAS, Filistin İçişleri Eski Başkanı Muhammed Dahlan’ın karargâhında ele geçirdiği bir gizli belgeyi daha yayımlayarak kamuoyuna açıklar. Bu belge, Dahlan adındaki bu aşağılık hainin İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz’a yazdığı 13 Temmuz 2003 tarihli mektuptur. Bu mektupla birlikte Arafat’ın Filistin İçişleri Başkanı Dahlan tarafından öldürüldüğü açıkça belgelenmektedir. Filistin’de onlarca belgeyi ele geçiren elleri ve ayakları öpülesi HAMAS savaşımcıları, Dahlan’ın Arafat’ı öldürdüğünü ortaya koyan belgeyi de yayımlamaktan imtina etmez.

Yeni belge, Filistin İçişleri ve Güvenlik Eski Bakanı Muhammed Dahlan’ın bakanlığı döneminde İsrail Savunma Eski Bakanı Şaul Mofaz’a yazdığı ve Arafat’ın öldürülmesine karıştığını gösteriyor. Dahlan mektubunda, Filistin’e hâkim olan genel istikrarsızlık havasından bahsettikten sonra İsrail’le birlikte yaşama düşüncesini kabul etmeyenlerin kökünün kazınacağını söylüyor. İsrail Savunma Bakanı’na Filistin lideri Yaser Arafat’ın ölümünün yaklaştığını yazan Dahlan, Mofaz’a şu teklifte bulunuyor: “Şundan emin olun ki, Sayın Arafat artık son günlerini sayıyor. Fakat bırakın da bu işi sizin metodunuza göre değil, bizim metodumuza göre bitirelim.”

Dahlan’ın mektubunda, İsrailli bakana Filistin Parlamentosu’ndaki bir çok bakanı teşvik veya şantajla kendisine çekmeyi başardığını yazdığı ve “Başkan Bush’un önünde verdiğim sözleri yerine getirmek için hayatımı vermeye hazırım” dediği görülüyor. Dahlan’ın Mofaz’a mektubu şu şekilde devam ediyor: “Meclis üyelerinin çoğunu teşvik ve şantajla kendi yanımıza çekmeyi ve onu (Arafat’ı) değil bizi desteklemesini sağlamayı başardık. Fakat sürprizlerden korkuyoruz. Filistin Kurtuluş Örgütü’ne bağlı diğer kurumlara gelince, bunların bitirilmesi ve tamamen içinin boşaltılması gerekmektedir. Neye mal olursa olsun Batı Şeria’da ve Gazze’de bunların toplanmasını önlemenizi dilerim. Bu bizim çıkarımıza olmaktan önce sizin çıkarınızadır.”

Dahlan, İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz’a yazdığı 13.07.2003 tarihli mektubunu, Mofaz’a ve Ariel Şaron katiline minnetlerini sunarak noktalıyor. (Bkz: BELGE 3 ve BELGE 4)

MAHMUD ABBAS’IN İSRAİL’LE İLİŞKİSİ DE BELGELENDİ

19 Temmuz 2007 günü İslami Direniş Hareketi HAMAS, El Fetih’in yeni bir ihânet belgesini açıklar. HAMAS’ın askerî kanadı İzzeddîn el- Qassam Tugayı ve İçişleri Bakanlığı Tenfiz Kuvvetleri’nin ortaklaşa yürüttükleri “ıslah operasyonları” çerçevesinde ele geçirilen belgeler kamuoyuna tek tek açıklanır. 19 Temmuz 2007’de açıklanan belge, Mahmud Abbas’a bağlı güvenlik güçlerinin ve istihbarat birimlerinin, siyonist işgalcilerle olan derin ilişkilerini bir kez daha gözler önüne serer.

Açıklanan son belgede, HAMAS’ın elinde bulunan silah depolarının tüm ayrıntılarının işgal kuvvetlerine ulaştırıldığı yer almaktaydı. Bilgileri hazırlayan El Fetih’e bağlı ve Gazze’nin kuzeyindeki istihbarattan sorumlu müdür, silahların hangi evde, evin kaç katlı, kaç odalı ve kime ait olduğu ile ilgili bilgileri istihbarat genel başkanına sunduğu bildiriliyordu. Ele geçirilen belgede, bir HAMAS direnişçisine ait binanın bodrum katında patlayıcı maddelerin bulunduğu, bu evin civarında bir yerde de silahların saklandığı ifade ediliyordu. Bu bilgilerin işgalci siyonist güçlerine verilmek üzere hazırlandığı bilgisi de yine ele geçirilen belgeler arasında yer alıyordu.

Gazze’deki “ıslah operasyonları” ardından Qassam mücahidlerince El Fetih’e ait fitne yuvalarında yüzlerce ihânet belgesi ele geçirilmiş ve İslamî Direniş mensuplarına ve liderlerine yönelik suikastlerin hemen hemen hepsinde fitnecilerin siyonist terör rejimiyle ortak çalıştığı belgelenmişti. Bu belgeler HAMAS tarafından birer birer ifşa edilirken, şu ana kadar açıklanan belgelerin, ele geçirilen ihânet belgelerinin yanında buz dağının görünen kısmı olarak da ifade ediliyordu.

EL FETİH ÇETESİNDEN UNUTULMAYACAK BİR İHANET

Batı Şeria’nın Cenin kentinde 5 Eylül 2007 günü yaşanan bir olay akıllara durgunluk verecek derecedeydi. Filistin İslamî Cihad hareketi askerî kanadı Qûdüs Tugayları tarafından tuzağa düşürülen bir İsrailli subay, El Fetih’e bağlı güvenlik güçleri tarafından kurtarıldı.

Filistin İslamî Cihad hareketi tarafından yapılan açıklamada, “Üniformalı bir İsrailli subayı tuzağa düşürmeyi başardık. Ancak Mahmud Abbas’a bağlı güvenlik güçleri etrafımızı kuşatarak araya girdi ve İsrailli subayı aldı. Hemen ardından 4 İsrail aracı geldi ve İsrailli subayı onlara teslim ettiler” diyerek Mahmud Abbas çetesinin açıkça siyonist rejimin bekçiliği ve muhafızlığını yaptıklarını ortaya koydu. İslamî Cihad, El Fetih çetesinin bu ihânetini sert bir dille kınayarak, “Mahmud Abbas yönetimi işgalci askerleri değil, Filistinliler’i korumalıdır” dedi.

Siyonist subayı Filistinli mücahidlerin elinden kurtarıp İsrail askerlerine teslim eden El Fetih çetesinin Cenin’deki güvenlik güçleri şefi Albay Süleyman Amran “Büyük bir felaketi önledik” diyerek siyonist rejime ne büyük hizmet yaptıklarını dile getirdi. İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni (şu anda Gazzeli çocukları katletmede başrolü oynayan aşağılık), Amerika’nın emir eri Selam Feyyad ile görüşmesinde, Mahmad Abbas’a bağlı güvenlik güçlerinin İsrail subayını kurtarmasından dolayı teşekkür etti.

İslamî Direniş Hareketi HAMAS ise bu ihâneti sert bir dille kınadı. HAMAS yaptığı açıklamada, “Batı Şeria’da HAMAS mensuplarını umulmadık işkencelere tabi tutan bu düzenin bu ihâneti çok fazla şaşırtmamalı” değerlendirmesinde bulundu. Diğer yandan HAMAS’ın televizyonu “El Aqsa TV”de siyonist subayın Abbas’a bağlı güvenlik güçleri tarafından İsrail terör güçlerine teslim edilme görüntüleri yayınlandı. Olay kameralar tarafından saniye saniye görüntülenmiş ve El Fetih’in hain yüzü bütün çıplaklığıyla ortaya dökülmüştü. Siyonist İsrail subayının Filistinli mücahidler tarafından esir alınması durumunda siyonist rejime ağır bir darbe indirilip İslamî Direniş hareketi büyük bir inisiyatif elde etmiş olacaktı. Ama Abbas çetesinin ihâneti yüzünden bu durum gerçekleşmedi.

EL FETİH’E GÖRE SUÇLU İSRAİL DEĞİL, DİRENİŞ

Mahmud Abbas başkanlığındaki Filistin Yönetimi’nin İçişleri Bakanı Abdurrezzaq Mahmud el- Yahyâ, 19 Kasım 2007 tarihinde bir açıklama yaparak, El Fetih’in silahlı kanadı El Aqsa Şehîdleri Tugayları da dahil olmak üzere tüm silahlı direniş örgütlerinin dağıtılacağını bildirdi. Yedi yıldır devam eden İkinci İntifada’nın Filistin’i felâkete sürüklediğini savunan El Yahyâ, Kuweyt’te yayımlanan El Ray gazetesine verdiği demeçte, “Filistin topraklarındaki güvenlik planı, güvenlik güçlerinin silahlanması, eğitimi ve yeniden yapılanması alanlarında eşzamanlı olarak sürüyor. Aynı zamanda HAMAS ve diğer grupların silahları toplanıyor” diye konuştu. El Yahyâ, HAMAS’ın Gazze Şeridi gibi Batı Şeria’nın da kontrolünü ele geçirmeyi amaçladığını, bu amaçla silah kaçakçılığı yapan bazı HAMAS hücrelerinin de yakalandığını öne sürdü.

El Fetih’ten bir yetkili, Filistin Yönetimi ve İsrail arasındaki utanç verici ilişkiyi şu şekilde tarif etti: Dayton Planı çerçevesinde İsrail’le işbirliğinin arttırılması söz konusu. İsrail’in yapamadıklarını onların yerine Filistin yönetimi yapıyor.”

EL FETİH’İN ASKERÎ KANADI: “ABBAS HÂİN VE AJAN”

El Fetih’in askerî kanadı olan El Aqsa Şehîdleri Tugayları, bundan dokuz ay kadar önce, 10 Nisan 2008 günü yaptığı bir açıklamada, Filistin Devlet Başkanı ve El Fetih lideri Mahmud Abbas’ı ihânet ve ajanlıkla suçladı.

El Fetih’in askerî kanadı El Aqsa Şeîdleri Tugayları, Özerk Yönetim Başkanı Mahmut Abbas’a bağlı Filistin güvenlik güçlerini, Batı Şeria’da direnişçileri takip etmemesi konusunda uyararak, bu güçlerin İsrail işgal güçlerinin kuyruğu haline geldiğini, kendisine dikte edilen her şeyi yaptığını ifade etti.  Bir örneği Filistin Enformasyon Merkezi’ne ulaşan açıklamasında, El Aqsa Şehîdleri Tugayları, şunları ifade etti: “Batı Şeria’da şu an olanlar, işgal yönetimiyle yapılan görüşmelerin ve ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice’ın Filistin’e yaptığı ziyaretlerin bir sonucudur. Bu ziyaretlerle ilgili daha önce de uyarıda bulunmuş ve herkesten uyanık olmasını, çünkü bu tür ilişkilerin Filistinliler’in birlikteliğine zarar vereceğini söylemiştik.”

Bu açıklamadan birkaç gün önce El Aqsa üyesi iki direnişçiyle Abbas’a bağlı “güvenlik” (!) güçleri arasında Nablus kentinde çatışma meydana gelmiş, direnişçiler silahlarını teslim etmeyi reddettikleri için “güvenlik” (!) güçlerince vurulmuştu.

HAMAS’LA İLGİLİ BİLGİLER İSRAİL İSTİHBARATINA

İngiltere’nin başkenti Londra’da yayınlanan “The Independent” gazetesinin Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Aralık 2008’de, Gazze saldırısı başlamadan önce kaleme aldığı bir yazıda HAMAS’ın içerisinde El Fetih ve İsrailli casusların olduğunu ileri sürüyordu. Ancak, Fisk’in bir gazeteci olarak dillendirdiği bu ifadeler ilk kez HAMAS’ın üst düzey bir yetkilisi tarafından detaylı bir şekilde ortaya çıkarıldı.

HAMAS Sözcüsü Fewzî Barhum, Filistin’in sadece Batı Şeria bölümünde yetki sahibi olan Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın üst düzey danışmanlarının İsrail’e casusluk yaptığını söyledi. Geçtiğimiz yıl Gazze’de yaşanan iç savaşın mimarı olan El Fetih’in üst düzey komutanlarından Mûhâmmed Dahlan haininin İsrailliler’le olan görüşmesi bu iddiaları doğruluyordu. Zira Dahlan’a, HAMAS ile giriştiği iç savaşta İsrail tarafından para ve silah verilmişti.

HAMAS sözcüsü Barhum, Dahlan’ın birkaç hafta önce İsrail istihbaratıyla görüşerek, Gazze’ye saldırı planını tartıştıklarını iddia ederken (DİKKAT: Bahsettiğimiz bu gelişmeler ve açıklamalar olduğunda henüz ateşkes sürüyordu ve Gazze’ye saldırı olacağını da kimse düşünmüyordu. İsrail katliamının suçunu HAMAS’a yükleyen siyonist Türk medyasına duyurulur), El Fetih’in Gazze’deki hücrelerde HAMAS’ın karargâhları konusunda bilgi toplayıp İsrail ordusuna verdiğini söyledi. El Fetih’e ait hücrenin Abbas’ın danışmanı Tayyib Abdul Râhim’in liderliğinde olduğunu belirten Barhum, HAMAS’a ait tüm bilgilerin bu hücre aracılığıyla hem El Fetih hem de İsrail istihbaratıyla paylaşıldığını kaydetti.

Fewzî Barhum’un bu iddiaları Abbas yanlısı milletvekili Abdullâh Abdullâh tarafından yalanlanırken, Abbas yanlısı “El Ayyam” gazetesi yazarı Hani el- Mısrî, “Bu iddialar doğrulanmazsa bile, Filistinliler bu iddialara inanıyor” dedi.

“FİLİSTİN DÂVÂSININ HÂİNLERİ”

“Future FastForward” yazarı Matthias Chang, Gazze katliâmının 5. gününde kaleme aldığı “Filistin Dâvâsının Hâinleri” adlı makalesinde Mahmud Abbas ve yardakçılarının ihânet içerisinde olduklarını yazdı. Chang’ın bu çok önemli makalesi, “Timetürk” web sitesi tarafından Türkçe’ye tercüme edilerek yayınlandı.  

“Yıllardır belki bir gün Filistin halkını bir araya getirirler ve siyonist İsrail’i mağlup ederler diye Filistin Yönetimi’nin eleştirmekten imtina ettim” gibi anlamlı bir cümleyle başladığı makalesinde Matthias Chang,  son birkaç senedir Filistin özgürlük dâvâsının, Filistin Erki’nin – sözüm ona -  başkanı ve siyonist Anglo - Amerikan yardakçısı Mahmut Abbas tarafından nasıl satıldığına şahîd olduğunu yazıyordu ve “Geçmişte de ihânetler yok değildi ancak hiç biri, özellikle bu yardakçınınki kadar utanç verici ve alenî olmamıştı” ifadelerini kullanıyordu.

Matthias Chang özetle şunları yazıyordu, 31 Aralık 2008 tarihli makalesinde: “Bu adam tüm Filistin ulusunun destansı çabalarına ihânet etmiştir. Cani efendileri Ariel Şaron, Ehud Barak vb ile birlikte Gazze ve Batı Şeria’daki isterik katliamları için Savaş Suçları Mahkemesi önüne çıkarılmalıdır. Son Filistin Genel Seçimleri’nde Gazze halkının ekserisi HAMAS Hükûmeti’ni desteklemiş ve yozlaşmış El Fetih Hükûmeti’ni devirmiştir. İnsanların seçimlerini yargılamak üzerimize vazife değil. Onlar seçimlerini yaptı ve dünya da bu seçime saygı göstermeli. Bu Gazze insanlarının isteği. HAMAS’ın zaferinden beri, El Fetih yönetimi siyonist ve Arap liderlerle işbirliği yaparak Gazze halkının taleplerinin ve HAMAS’ın altına oymaya çalışmaktadır. Mahmut Abbas’la entrika içine giren Arap rejimlerinin hıyaneti, eninde sonunda Ortadoğu’nun halklarının kendi yozlaşmış hakimiyetlerine karşı yapacakları silahlı ayaklanma korkusunun bir yansımasıdır. Bu korku Hizbullâh yönetimindeki Lübnan’ın İsrail’in büyük planına 2. Lübnan Savaşı’nda indirmiş olduğu ağır darbeden sonra iyice artmıştır. Panik ve güvensizlik korkusuyla dolaplar çevirerek, siyonist Anglo - Amerikan savaş ittifakının Filistin halkının ulusal özgürlük çabasını yok etmesine göz yummuşlardır. Sözüm ona İslamî uluslar gerçek niyetlerini gizleme amacıyla asla siyonist Anglo - Amerikan savaş ittifakına karşı cihad çağrısı yapamamışlardır. Yaptıkları sadece rüşvet-i kelamdır. Suudî rejimi ve ‘Terörle Savaş’ tarafından finanse edilen CIA yapımı El- Kaide, sadece siyonist Anglo - Amerikan savaş ittifakıyla entrika içerisindeki yozlaşmış Arap rejimlerinin idaresini uzatmak için bir örtbastır. (…) İsrail’in HAMAS Hükûmeti’ni devirmeyi başardığı takdirde Gazze’ye yeniden girip kontrolü alabilecekleri yönünde El Fetih liderliğinden yapılan açıklama, Mahmut Abbas ve yardakçılarının Gazze’deki Filistinli hemşerilerinin isterik katlindeki suç ortaklığının kanıtıdır. Her zaman Filistinliler’in, eğer siyonist Anglo - Amerikan savaş ittifakına karşı nihaî zafer kazanmak istekleri varsa Vietnam halkının ABD’ye karşı yaptığı yürekli ve destansı kavgadan öğrenecek çok şeyleri olduğunu söylerim. (…) Yapılması gereken, savaş alanında kesin bir askerî zafer kazanmak ve tek bir Filistin devleti kurmaktır. Böylesi bir devlet meşruiyeti kendisinden alacaktır. Bu meşruiyet sadece faşist işgal ve saldırıdan bağımsızlık ve kendi kaderini tayin etme kavgasına dayalıdır.”

Dünyadaki herkesin çok kolayca anladığı bu gerçekleri, içimizdeki cahillere anlatmak ne kadar zor, Rabbim!

La’netullâhi alel qawme’z- zâlîmîn...

 

     ibrahim.sediyani@hotmail.de

 

BELGELER:

BELGE 1

Konu: HAMAS'a bağlı kişilerin listesi
Hedef: Bu kişiler hakkında detaylı bilginin edinilmesi
İmza: Operasyon yönetimi başkan yardımcısı

 

BELGE 2

Konu: Qassam Tugayları’nın eğitim sezonu
Metin: Güvenilir bir kaynağımız Qassam mensuplarının “Nitsarim” adı verilen bölgede 45 gün sürecek eğitim sezonuna girdiklerini bize rapor etti
Hedef: İlgili bilgi
İmza: Güvenlik kurumları

 

 

BELGE 3

Türkiye’de Dünya Bülteni web sitesinde de yayınlanan bu belge, Filistin İçişleri Başkanı Mûhâmmed Dahlan’ın İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz’a yazdığı 13 Temmuz 2003 tarihli mektuptur. Bu mektupla birlikte Arafat’ın Filistin İçişleri Başkanı Dahlan tarafından öldürüldüğü açıkça belgelenmektedir. Filistin’de onlarca belgeyi ele geçiren HAMAS savaşımcıları, Dahlan’ın Arafat’ı öldürdüğünü ortaya koyan belgeyi de yayımlamaktan imtina etmez.

 

 

BELGE 4

Dahlan, İsrail Savunma Bakanı Mofaz’a yazdığı 13.07.2003 tarihli mektubunu, Mofaz’a ve Ariel Şaron katiline minnetlerini sunarak noktalıyor.

YAZIYA YORUM KAT

14 Yorum