1. YAZARLAR

  2. Süleyman Seyfi Öğün

  3. Ekonomizm ve meta-ekonomizm (2)
Süleyman Seyfi Öğün

Süleyman Seyfi Öğün

Yazarın Tüm Yazıları >

Ekonomizm ve meta-ekonomizm (2)

A+A-

1980'lerden bugüne dünyada hâkimiyet sağlamış olan neo-liberal ekonomik akılcılık, esas îitibâriyla Marksgil bir bakışa sahiptir. Hattâ bu bakışı Marksistlere parmak ısırtacak kadar derinleştirir. Marx'a göre üretim tarzı "en derinde", "en geride" ve "en temelde" olandır. Neo-Liberaller bunu üretim tarzını ekonomi ile özdeşleştirmiş; ekonominin sadece en temelde olmayıp "başlıbaşına" , hattâ "her şey" olduğunu kuvvetle vurgulayan bir ekonomizme dönüştürmüşlerdir. Zaten bir kısım eski Marksistin kolayca liberalleşmesinde bu komşuluğun kolaylaştırıcı bir işlev görmüş olduğunu düşünüyorum.

Buna benzer gelişme de teknolojizmde ortaya çıkıyor. Marx, üretim araçlarının gelişmişlik düzeyinin tarihin değişimine en fazla etkide bulunan nesnel bir unsur olduğunun altını her fırsatta çizmiştir. Neo-liberaller ise bunu kolayca teknolojizme indirgemişlerdir. Aslında Marksist mirâs ile neo-liberalizm arasındaki geçiş, Adorno'nun diliyle "Aydınlanmanın diyalektiği", Baudrillard'ın diliyle ise bir "aşırılık fenomeni"dir. Aşırılık, ekonomizm ma'rifetiyle, göreli insanlı-meselâ sınıflı- bir ekonomik alt-yapıcılığın, tümüyle insansızlaştırılması ve nesnel bir zorunluluk olarak zihinlere bindirilmesidir.

Eğer amaçlanan, Marx'ın, kendisiyle söyleşi yapan Amerikalı bir gazeteciye söylediği üzere; "insanların yaşadığı sorunların düzeyini yükseltmek ise"; bunun yolu, tahlilî bir başarıyı siyâsal bir iddiaya dönüştürme yanılgısından arınmayı ve "ütopik radikallik" olarak tanımlanabilecek bir duruşu, tıkıldığı tavanarasından indirip parlatmaktan geçer.

Ütopik radikallik, ekonomik bir dünyayı geriletmeyi amaçlayan; faydadan ve karşılıktan arındırılmış başka bir dünyanın, yâni, ekonomi ile klonlanmamış bir dünyanın da mümkün olduğuna işâret ediyor. Ütopik olması, ütopik olanın olmayacak ve olamayacak olana; yâni imkânsıza delâlet ettiği bir genel kavrayışa itîrazdan gelir. Radikalliği, duruma esastan vaziyet etme kararlılığını gösterir. "Meta" , yani "öte" hedefler gütmesi, kendisini ucuz ve basit karşıtlıklarla kayıtlı hissetmemesine dikkât çeker.

Meta-ekonomizmin öznesinin "miskin insan" olacağı baştan bellidir. Ekonomizmin insansızlaştırıcı etkileri karşısında meta-ekonominin yegâne tutarlı insan tanımı bu olabilir. Miskin (asla fakîr değil) insan, alış-veriş sarkaçlanmasını sona erdirecek ve Belhli Şakik misâli, elde ettiğini vermeye dayalı bir mübâdele tarzını geri getiren ,ontolojisini bu yolda kurmuş olan bir öznedir.

Meta-ekonomizmin baş meselesi paranın kirlettiği bir dünyada, o olmaksızın nasıl yaşanabileceğine dâir arayışları yoğunlaştırmaktır. Çünkü ekonomizmin merkezine koyduğu ve baş tâcı ettiği bir ilişki, tarihin en sorunlu safhalarından birisine işâret ediyor. Toprak(rant)-para, alım-satım-para, mal-para ilişkilerini, sorunlarıyla da olsa anlamak kâbildir. Ama bugün gelinen aşamada anlaşılması en zor ilişki, "para-para" ilişkisidir. Deleuze'un paranın tarihine ilişki saptaması olağanüstüdür. "Eski para" diyor Deleuze, "bir istiridyeye benzer; içine kapanır". Oysa Bretton-Woods'un çözülmeye başladığı günlerden bu yana "yeni para", Deleuze'a göre "artık bir yılana benzer ; yani sızar". Bu "sızma" akıllara zarar çeşitliliği içinde, ölü yatırımlar üzerinden gelişen türev piyasaları olarak tezâhür ediyor. Son krizler ekonomizmin sonuna doğru yol alındığını gösteriyor. Tehlike de bu noktada. Önümüzdeki çeyrek yüzyılda; kaybetmiş, rüyaları söndürülmüş kızgın kamuoyların umulandan daha fazla tepki vereceği aşikârdır. Hazin olan bu tepkileri muhtelif siyâsetlerin ve siyâsetçilerin, kültürelleştirerek sermaye yapmaya başlamasıdır. Siyâset, ekonomizmin çözüldüğü aşamada artık uygar iddialarından giderek uzaklaşıyor ve sadece kan davalarının güzellemelerini yapmaya yarıyor. Bu itibârla, meta-ekonomizmin ,eş anlı olarak bir meta-politik dünyaya işâret ettiği kaydedilmelidir.

Diyalektik mûzip bir şekilde bize tarihin sıfır toplamlı sonuçlarını gösteriyor. Ekonomikleşen bir dünyada eğer sorun, daha iyi siyâsetler üzerinden daha iyi bir ekonomi sorunsalına takılı kalmışsa; bu en hafifinden bir dar görüşlülük olacaktır. Şaşırtıcı olan; kalkınma, refah, ilerleme, çağdaşlaşma, dünya nimetlerinden pay daha fazla pay alma vb güzellemelerin, yenilmiş eski kuşakların tecrübesinde sönümlenip, sanki bunlar yaşanmamış gibi," o defa olmadı ama bu defa olacak" safdilliği ile yeni kuşaklarca baş tâcı edilmesidir. Hâsılı, daha uzunca bir süre, meta-ekonomizmin, (ötelemek istediği bir dünyada nasıl ötelendiği anlamında) dramını izleyeceğiz demektir. Ne diyelim; hakikât, ma'rifetten çok farklı olarak ne müşteriye ne de iltifâta tâbidir...

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT