Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili...

17.07.2012 15:58

Yusuf Ziya Cömert

Liliyar. Türkçenin en güzel şiirlerinden biridir. Bir yaralı kalp şiiridir.

Bir 'gidiş' şiiridir, Liliyar.

Sezai Karakoç'a yakalanmanın türlü türlü yolları, şekilleri vardır.

Biri de bu şiirdir.

Ben, bir çok dostum biliyor, iki ay önce by pass oldum.

Cerrah arkadaşım, hemşehrim Prof. Dr. Gökhan İpek, kaburga kemiğimi yardı, kalbimi çıkardı, hayatın üzerime abanması sonucu tıkanan iki damarıma by pass yaptı.

(Tek taraflı suçlamayayım hayatı, zaman zaman ben de hayatın üzerine fazla abanmış olabilirim.)

Başarılı bir ameliyattı. Gökhan Hoca'ya ve değerli ekibine teşekkür ediyorum.

Cerrahpaşa'nın kalp-damar cerrahisi, Türkiye standartlarının en üstünü temsil ediyor.

***

Gökhan Hoca göğsümü yardı, damarları yerleştirdikten sonra tekrar dikti.

Gökhan Hoca dikti ama, millette bir merak, bir merak.

Aklına esen, elini kaburgamdan içeriye sokmak istiyor.

Kimisi başarıyor da bunu. Hepsinin canı sağolsun.

Ben, bu hikaye başımdan geçtikten sonra anladım, insanın, bir hüzünle çarpışmasıyla, bir kamyonla çarpışması arasında fazla bir fark yokmuş.

Baktım, yorgunum.

Eski yorgunluklarımdan biraz değişik yorgunum.

"Zamanı geldi" dedim.

İsmet Özel derdi ya hani, harika bir laftı.

"TOPARLANIN GİTMİYORUZ". (Bunu ben de çok söylemiştim.)

Şimdi, "Toparlan ve git" dedim kendi kendime.

Toparlandım.

Gidiyorum.

***

Liliyar, öyle bir havada takıldı işte lisanıma.

"Demek gideceksin, arkana dönüp

bakmayacaksın

Hangi kuş hangi şafakta ölecek

görmeyeceksin

Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili

Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü"

Yusuf Er, kulakları çınlasın, en çok şurasını mırıldanırdı:

"Demek sen gidiyorsun Lili

Bizi öpmeden mi gideceksin Lili"

Bu benim, Yeni Şafak'ta yazdığım ikinci veda yazım.

Gördüğünüz gibi, yıllarımı verdim, neredeyse 20 yıl.

Kalbimi, ruhumu verdim. Manşetlerinde, mürekkep değil ben vardım Yeni Şafak'ın.

(Çok tatlı bir Orta Anadolu söyleyişiyle) Canımı vereyazdım.

Bana, gitme zamanı geldiği zaman, gitmek yakışır.

Ben de bunu yapıyorum.

Gidiyorum.

***

Giderken ne demek lazım?

İçinden ne geliyorsa onu demek lazım.

Yeni Şafak, Türk basınına kalite katmış, derinlik katmış, güçlü ve sahih bir çizgiyi temsil ediyor.

Yerliliği temsil ediyor.

Özgürlükleri, hakları, var gücüyle savunuyor.

Hırsızlığa, arsızlığa karşı duruyor.

Bu ülkenin değerlerini paylaşıyor, taşıyor.

Taşıdı. İyi günde de kötü günde de taşıdı.

Polis baskınlarına, kurşunlamalara, işkencelere, hapislere, yani türlü namussuzluklara, alçaklıklara rağmen taşıdı.

Bedeli neyse, ödeyerek taşıdı.

Gazete sahiplerinin (eski ve yeni sahiplerinin yani Kış ve Albayrak ailesinin) bu sahih çizginin sıhhatine olağanüstü katkıları oldu. İki aile de büyük fedakarlıklar yaptılar.

Daha önce de yazdığım gibi, Türkiye'nin bu çizgiye ihtiyacı var.

Yeni Şafak'ın, mübalağa etmiyorum, Türkiye'nin bugün geldiği noktada, çok hakkı vardır.

BU HAKKIN TAKDİR EDİLMESİ LAZIM.

Yeni Şafak'taki son sözüm bu olsun.

Ve gideyim.

"Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de

Paris'nin

Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili

Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar

Allahın Lili..."

Allahaısmarladık.

***

Not: Benden sonra, görev, kardeşim İbrahim Karagül'e tevdi edildi. İbrahim'e başarılar diliyorum. Allah mahcup etmesin.

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim