1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. Ehlisünnetin temel özellikleri
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

Ehlisünnetin temel özellikleri

A+A-

Pek çok meşhur markaya nazire olarak 'hakiki' ya da 'öz' öntakıları eklenir ya! Ehlisünnetin de biraz bu hale getirildiğine Cuma yazımızda işaret ettik. Bu gün Allah Rasulü'nden günümüze, Ehlisünnetin temel parametreleri neler olagelmiştir, onları görelim:

Öncelikle Ehlisünnet çizgisinde olanlar, akide (inanç esasları) ve ibadetler konusunda Hz. Peygamber ve ardından onun ashabı gibi düşünenler ve uygulayanlardır. Bu iki alan (inanç ve ibadet) İslam'ın hiçbir surette değişmeyecek alanıdır. Dinin esasını bu iki alan oluşturur. Buradaki en küçük bir ekleme ya da çıkarma dine beşer müdahalesidir ve bunun adı da bidattir. 'Bütün bidatler dalalettir bütün dalaletler cehenneme götürür'. O halde, kimden menkul olursa olsun, sahabenin bilip yapmadığı hiçbir hareket ibadet kılınamaz, kılınırsa bidat olur. Onlar bunu anlamamışlardı da sonrakiler anladı denilemez. Çünkü bu iki alan tarihselliğin, dolayısıyla içtihadın alanı değildir.

Farklı yorumlamalar olmakla beraber Ehlisünnet İslamî bilgi kaynağı olarak Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyası (içtihadı) kabul eder.

Allah'ı tanımada O'nun isimlerinden ve sıfatlarından hareket eder, Allah'ı cisim gibi görmez (tecsim), bir yaratığa benzetmez (teşbih), etkisiz saymaz (ta'til), O'nun yaratıklarda mündemiç olduğunu (hulûl) reddeder. Allah'ın yaratılanlar şeklinde görülmesini (vahdeti vücut ya da panteizm) şirk görür. Allah'ın sıfatlarını zorunlu olmadıkça tevil etmez.

Kuranı Kerim'in mahluk/yaratılmış olmadığına inanır. Kuran'ı Allah'ın zatıyla kâim, O'nun her an faal bir sıfatı olarak görür. Yani O her an söylemektedir. Bundandır ki, Kuranı Kerim'i her okuyuşta sanki yeni iniyor gibi anlarsınız. Ve bundandır ki, Allah'tan başkası adına yemin etmeyi şirk sayarken, Kuranı Kerim'e yemin etmeyi, hoş olmasa da caiz görmüşlerdir.

Ehlisünnet ehli kıbleyi tekfir etmez. Allah'ı bir, Peygamberi rasul, Kuranı hak, Kâbe'yi kıble bilen herkes mümin ve müslümandır. Bunları ehli hak gibi anlamayan, kâfir olmaz, ehli dalalet olur. Zarurâtı diniyyeyi inkâr küfürdür. Ama bunu uzak da olsa bir teville yapan tekfir edilmez.

Ehlisünnet, melek, cin, şeytan, kabir azabı ve kader gibi konularda akla değil nassa bağlıdır. Velev ki bu nasların bir kısmı mütevatir (zorunlu bilgi) oluşturmamış olsun, sahih hadislerle sabit olduğu sürece nasların dediğine tutunur.

Sahabenin tamamına karşı saygılıdır. Onların da hata etmiş olacaklarına inanmakla beraber, Allah Rasulü'nün hatırına hiç birisi için kötü söylemez.

Mucizeye, keramete, şefaate ve cennette Allah'ın cemalinin görüleceğine inanır.

Akıl ile nakil çatışırsa sabiteler alanında sahih nakli esas alır. İçtihadi alanlarda nakille aklı uzlaştırmaya çalışır.

Allah Rasulü'nden günümüze Selef-i salihîn dediğimiz ilk üç nesil ve onların izleyicisi olmakla beraber felasifeye karşı bazı teviller yapmak zorunda kalan Eş'arîler ve Matüridîler Ehlisünnet ve'l-cemaat olarak bilinegelmiştir. Ancak bu kollarda bazı aşırı fikirleriyle tanınanlar da vardır.

Tarih boyunca hadisçiler kendilerini Ehlisünnetin özü (ehlisünnet-i hâssa) olarak görmüşlerdir. Fıkıh mezheplerinin imamları Selef akidesine bağlı olarak aynı zamanda Ehlisünnetin de imamlarıdırlar.

Bu gün kendilerine Selefî diyenler de tekfir gibi bazı aşırılıkları olmakla beraber ehlisünnettirler.

Mesele; bu ismin patenti bize aittir demeden Allah Rasulü'nün ve onun ashabının iman ve amel çizgisini tespit edip onların nasıl olduğunu bilme meselesidir. Bu konuda kuru iddianın ve suçlamanın anlamı yoktur. Bir meselede ihtilaf ediliyorsa onlara bakılır ve anlaşmazlık son bulur. Yeter ki, mükabere yapılmasın.

İşte Ehlisünnet bundan ibarettir vesselam.

Belki gelecek yazılarımızda ehlisünnete aykırı düşüncelerden örnekler verebiliriz.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum