Eğitimde yaşanan son gelişmelerin değerlendirilmesi

11.01.2007 22:11

Beytullah Emrah Önce

Son günlerde eğitimle ilgili farklı konularda haberler eş zamanlı olarak medyaya yansırken, ortaya çıkan tablonun doğru okunduğu takdirde, farklılığın aslında sadece şekilde kaldığını söylenebilir. Eğitim-Sen’in TBMM Araştırma Komisyonu’na sunduğu eğitimde şiddetle ilgili raporu, eğitim sisteminde ve din öğretiminde yapılmak istenen “reform”lardan ayrı düşünmemiz için çok geçerli nedenler kolay sunulamayabilir. Bu iddiaya temel dayanak olarak kısaca şu tespit zikredilebilir: Eğitimde her şey değişebilir, milli eğitim ideolojisinden gayrı...

Reform değil tadilat

İlk olarak “Eğitim sisteminde reform” şeklinde sunulan haberin temel noktalarına göz atalım. Haberlerde özetle şu söyleniyor: “Yeni eğitim sisteminde ilköğretim öğrencilerinin 8. sınıfta veya 4-8. sınıflar arasındaki derslerdeki başarısı ve tercihi, hangi tür okulda okuyacağını ortaya çıkaracak.” Bunun için gerekli çalışmalar başlatılmış. Buna göre, Yeni modele göre, öğrencinin ortaöğretim türlerine geçişi, ilköğretimin 8. sınıfında veya 4 - 8. sınıflar arasındaki derslerde gösterilen başarı sıralamasına ve tercihine göre gerçekleştirilecek. Buna göre öğrenciler, fen, sosyal bilimler, Anadolu, genel ve meslek liselerine alınacak. Lise 1. sınıf öğrencileri ortak bir program görecek ve sene sonunda isterse alan değiştirebilecek. Ara olgunluk ve genel olgunluk sınavları yapılarak, öğrenciler hakkında genel bir değerlendirme yapılacak. Sınavların kapsamı, değerlendirme biçimi ve katkı oranları öğrencileri sınavlara hazırlama maratonuna teşvik edici nitelikte değil, öğrencileri okula daha fazla bağlayacak şekilde olacak.

Bu yeni modeli YÖK’e teklif ettiği söylenen Milli Eğitim Bakanlığı’nın raporundan gündeme yansıyan bu notlara bakıldığında söylenebilir ki; eğitim sorununa dair çarpık bakış açısında henüz bir düzelme yaşanmamıştır. Eğitim, teknik bir süreç olarak kabul edilmekte ve sorunlara çözüm olarak da, aksayan noktaların tamiratı sunulmaktadır. Avrupa Birliği’ne yakınlaştırılmak istenen bu sistemin nasıl bir insan tipi ortaya çıkardığını ilişkin bir değişiklik ise söz konusu değildir. Sınavların kapsamının öğrencileri okula daha fazla bağlamak olduğu belirtilirken, öğrencilerin çok bağlanmaları umulan okulların ne hallerde olduğunu görmek için okul tuvaletlerine bakmak yeterli değil mi? Okul duvarları arasında yapılan eğitimin niteliğini tartışmaya açmadan, eğitimdeki egemen paradigmayı ve resmi ideoloji tahakkümünü kırmadan, eğitim sistemini askeri vesayetten kurtarmadan ve derslerin amaçlarından kitaplarına kadar temayüz eden militarizmden arındırılmadan ortaya koyulan hiçbir model çözüm getirmeyecektir. MEB, yeni eğitim bir modeli sunmadan önce, nasıl bir insan tipi oluşturduğuyla yüzleşmek zorundadır. Altı-yedi yaşında okula alınan ve on sekiz yaşında mezun edilene kadar 12 sene okul duvarları arasında tutulan öğrencileri eğitim sisteminin ne hale getirdiğinin muhasebesini yapmalıdır.

Din öğretiminde değişen ne?

Eğitim konusunda gündeme gelen diğer bir haber ise Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin eğitim programında çok büyük değişiklikler yapıldığına ilişkindi. “Din eğitimine reform gibi müfredat” başlıklarıyla takdim edilen haberlerin içeriğine baktığımızda ise ister istemez şu soruyu sormak ihtiyacını hissettik: Resmi ideolojinin ikonları kutsallık zırhını kuşanmaya devam ederken, değişen ne?

Kaçıncı sınıflarda hangi ünitelerin okunacağına ilişkin aktarılan bilgilerde şu noktalara değiniliyor. 4. sınıfta ''Din ve Ahlak Hakkında Neler Biliyoruz, Hz. Muhammed'i Tanıyalım, Kur'an-ı Kerim'i tanıyalım, Sevgi Dostluk ve Kardeşlik, Aile ve Din'', 5. sınıfta ''Allah İnancı, İbadet Konusunda Bilgilenelim, Hz. Muhammed ve Aile Hayatı, Kur'an'da Kıssalar, Vatanımızı ve Milletimizi Seviyoruz'', 6. Sınıfta ''Peygamberlere ve İlahi Kitaplara İnanç, Namaz İbadeti, Son Peygamber Hz. Muhammed, Kur'an-ı Kerim'in Temel Eğitici Nitelikleri, İslam'ın Sakınılmasını İstediği Davranışlar, İslamiyet ve Türkler'', 7. Sınıfta ''Melek ve Ahiret İnancı, Ramazan Ayı ve Oruç İbadeti, Bir İnsan ve Peygamber Olarak Hz. Muhammed, Kur'an'da Akıl ve Bilgi, İslam Dinine Göre Kötü Alışkanlıklar, Kültürümüz ve Din'', 8. sınıfta ''Kaza ve Kader, Zekat, Hac ve Kurban İbadeti, Hz. Muhammed'in Hayatından Örnek Davranışlar, İslam Düşüncesinde Yorumlar, Din ve Güzel Ahlak, Dinler ve Evrensel Öğütler'' başlıklı üniteleri işleyecekler.

Mevcut programda da hemen hemen ayın konular işlenirken, hangi reformdan bahsedildiği sorusu havada kalmaktadır. Gerçi haberlerde, çeşitli konuların uygulamalı ve daha renkli bir şekilde işleneceğinden bahsedilse de, bunlar nihayetinde pratikte ortaya çıkacak durumlardır. Özü itibariyle, devlet, din eğitimi ve öğretimine yüklediği anlamı korumaktadır. Bu derslerde, resmi ideolojisinin temel değerlerine ve kutsallarına ilahi/dini bir kılıf uydurma çabasından vazgeçecek gibi görünmemektedir.

Örneğin haberlerde, “dersler işlenirken Atatürkçülük ile ilgili konular üzerinde de durulacak. Atatürk'ün din ve vicdan ile düşünce hürriyetleri ve diğer dinlere, örf-adetlere hoşgörülü olma, İslam dini konularındaki görüşleri açıklanacak. Laiklik esasları ve Atatürk'ün bu konudaki görüşleri örneklerle anlatılacak,” denilmektedir. Bugüne kadar yapılan farklı bir şey miydi? Ya da şu bilgiye dikkat edelim: “‘Vatanımızı ve Milletimizi Seviyoruz’ ünitesinde şehitliklere ziyarette bulunulacak.” Böylece şehitlik kavramının teorik olarak dejenere edilmek istenmesinden sonra, konunun bir de pratik bir boyut kazanacağını düşünürsek, yapılanın “reform” değil “yeniden üretim” olduğu daha açık anlaşılabilir.

Bu durum; mezhepler üstü bir yaklaşımı benimsemesi amaçlanan din öğretimi programıyla ilgili şu ifadelerde kendisini ele vermektedir. “Öğretimi sırasında ‘insana, düşünceye, hürriyete, ahlaki olana, kültürel mirasa, kültürel, evrensel, felsefi ve hukuki temellere dikkat edilmesi gerekmektedir” ve “Kültürümüzü büyük ölçüde etkilemiş olan İslam dinini yetişmekte olan nesillere tanıtmak önemli bir görevdir. Edebiyatımızda, musikimizde, hatta niçin öyle değil de böyle hareket etmekte olduğumuzda ve konuşma biçimimizde dinimizle ilgili motifler, sembolik ifadeler ve çok yönlü izler vardır. Dini öğrenim bilmek, bütün bunları anlamak için kaçınılmazdır.”

Din öğretiminde tevhidi bilince, Rab olan Allah’a, örnek olan Hz Peygamber’e, doğru bir Kuran anlayışına, sahih sünnete, imanın eyleme dönüşmesine değil, yine insanın kendisine ve onun kurduğu felsefi ve hukuki temellere odaklanılmaktadır. Ayrıca İslam, yeni programda da ‘kültürü büyük ölçüde etkileyen’ bir unsurdur. Bu etkilenişin alanları ise ‘edebiyat, musiki, dil ve nispeten davranışlar’dır, sosyal, siyasal, hukuki ve ekonomik hayat değildir. Kısaca, dini bireysel ahlak ile sınırlayan ve hayata müdahale etmeyen laik bir din anlayışı yeni eğitim programında da korunmaktadır. Din öğretimindeki yeni müfredatın bilgi düzeyinde somutlaştığı yeni ders kitaplarında eskilere göre daha iyi bir çizginin tutturulmak istendiğini bilmekle beraber, bu programla ve eğitim sistemindeki mevcut anlayışla ortaya nasıl bir manzaranın çıkacağı sorusuna temkinli yaklaşmakta fayda olabilir.

Eğitimde şiddet sürüyor

Eğitimle ilgili gündeme gelen son haber ise Eğitim-Sen’in, TBMM Gençler ve Çocuklar Arasındaki Artan Şiddet Eğilimlerini ve Okullarda Yaşanan Şiddet Olaylarını Araştırma Komisyonu’na sunduğu ve 711 okulda yapılan araştırma sonucunda hazırlanan rapor oldu. Rapora göre;

- Okulların yüzde 40’ında dayak olayları yaşanıyor, öğretmenlerin yüzde 30’u sopa ile dolaşıyor.

- Okulların yüzde 41'inde teneffüslerde çocuklar zorunlu olarak bahçeye çıkarılıyor.

- Marmara'da araştırmaya katılan okulların tümünde öğrenciler sıraya sokularak içeriye alınıyor ve giriş-çıkışlarda zil çalınıyor. Diğer bölgelerde de zil uygulamasını kullanan okulların oranı yüzde 95'ten aşağı inmiyor.

- Giyim-kuşam denetimi ve üst-baş, sigara araması 711 okuldan 690'ında yapılıyor.

- Okulların yüzde 40'ında öğretmen dayağı var.

- Marmara ve Doğu Anadolu'da yüzde 20 oranında saç kesme cezası uygulanıyor.

- Okulların yüzde 66.80'inde idareciler, yüzde 73.40'ında öğretmenler öğrencileri azarlıyor, idareci ve öğretmenler yüzde 30 oranında okulda sopayla dolaşıyor.

- Her 100 okuldan altısında uyuşturucu olayları yaşanıyor.

-Okulların yüzde 91.45'inde öğrenciler yalan söylüyor, yüzde 94.85'inde birbirine küfrediyor, yüzde 87.45'inde birbirini dövüyor, yüzde 81.11'inde okuldan kaçıyor.

Hazırlanan rapor durumun vahametini yeterince ortaya koymaktadır. Şiddet, eğitim sisteminin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir ve şiddet olayları çok yönlüdür. Böylece toplumdaki ezen-ezilen ayrımı okul sınırları içinde kendi formatına kavuşurken, toplumsal şiddet okul kapılarının dışında kalmamaktadır. Şiddetin girdiği okullara, sigara, uyuşturucu ve doğum kontrol hapları girmektedir. Her hafta yeni bir taciz olayı gündeme gelirken, eğitimcilerin çoğu bu durum karşısında adeta seyirci kalmaktadır.

Fakat altını çizmekte fayda var ki, eğitimdeki şiddet bir sonuçtur ve bu sonucu veren bizatihi eğitim sisteminin kendisidir. Eğitim sisteminin ortaya sunduğu insan modeli sadece iyi vatandaştan ibarettir ve adeta vatandaşlık bilgisine odaklanan eğitim, insanlık bilgisinden nasiplenemeyen nesiller yetiştirmektedir. Hiçbir şey bilmese de, gür sesle İstiklal Marşı’nı söyleyebilen, rahat-hazır ol-dikkat komutlarını anlayan, uygun adım yürümesini öğrenen, milliyetçi ve devletçi olmasını bilen öğrenciler yetişmeye devam ettiği sürece, milli eğitimde işlerin yolunda gittiği anlayışı sanırız değişmeyecektir.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim