1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. 'Egemenlik'te ısrar ederek özgürlük mümkün mü?
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

'Egemenlik'te ısrar ederek özgürlük mümkün mü?

A+A-

Dünkü yazıda değinmiştim: Ülkeyi –bir kere daha- içine alan siyasi krizin asıl nedeni "kuvvetler" arasında –bir kere daha- baş gösteren "egemenlik savaşı"ydı.

Tamam, "egemenlik kayıtsız şartsız milletin"di ama milletin sadece kaynağında olduğu bu gücün kullanımı temsilcileri ve yargı arasında nasıl paylaştırılacaktı?

Benim bu gelişmelere ilişkin görüşüm, "kuvvetler" arasında sürüp giden bu nizanın sistemin bazı temel klişelerine dokunulmadan asla halledilemeyeceği yolundaydı.

Yani uzun lafın kısası, arkası kesilmeyen bu büyük sorunun altından sadece "kuvvetler ayrımı"nı merkeze alarak ve de bu kuvvetler arasında "medeni bir işbölümü"nün işlemesini tavsiye ederek çıkabilmek imkansızdı.

Dolayısıyla, devlet-toplum ilişkisini "egemenlik" kavramını-ilkesini merkeze koyarak gerçek anlamda demokratik kılabilmek "eşyanın tabiatına aykırı"ydı.

İsterseniz , bazı düşünürlerce özgürlük ile bir arada anılması imkansız görülen "egemenlik" kavramının ulus-devletin siyaset teorisi ve pratiğini hangi yollardan geçerek oluşturduğunu kısaca hatırlayalım: Kökleri Katolik ilahiyatına (Aziz Augustinos'dan başlayarak) dayanan ve en güçlü haliyle Rousseau tarafından siyaset alanına devşirilmiş olan "bir ve bölünemez irade" kavramına önce bir "özne" bulundu. "Halk" yani. Bu kabulden sonraki merhalede ise "halk egemenliği" ve "genel irade"ye ulaşıldı. Sonuç olarak "genel irade" ve "halk egemenliği", "halk"ı yeni siyaset anlayışının "özne"si kıldı. Oysa söylendiği gibi, bu oluşumda bir yanlışlık vardı: Bir kere her şeyden önce "halk" --tabiatı gereği- "çoğul" olduğundan "bir ve bölünemez" bir "özne" olamazdı; ikinci olarak "halk" özgür olduğundan "egemen" olamazdı...

Buraya kadar özetlediğim "siyaset felsefesi", bildiğiniz gibi, Fransız Devrimi'nden çıkan bir devlet, toplum ve siyaset ilişkisine işaret ediyor. Oysa başımızı Atlantik ötesine çevirdiğimiz zaman gözlediğimiz manzara hiç de bu değil. Buraya hakim anlayış tam tersine, "halk" sözcüğünden Kıta Avrupası'nda olduğu gibi "bir ve bölünmez bir irade"yi, soyut bir "özne"yi değil, tabiatı gereği zaten "çoğul" olan bir araya gelmiş "somut" insan topluluklarını anlıyordu. Bu anlayışın tabii sonucu da şudur: Politika meselesi bu yanda egemenliği kayıtsız şartsız elinde bulunduran kurmaca "halk"ın "bir ve bölünmez iradesi" gerçek halkı yola sokmaya çalışırken, Atlantik ötesinde politikanın varlık nedeni halkın çoğulluğuna halel getirmeden bu çeşitliliği düzene koymaya çalışmaktan ibaretti.

Şöyle söylersek yanlış yapmayız herhalde: "egemen halk" (ya da "millet" ) "bir ve bölünmez iradesi" ile "egemen monark"tan boşalan yeri doldurmak için geliyordu. (Sieyes'in bu çerçevede sarf ettiği sözler de var.)

Peki ama bu geçişin, yani egemenliğin "monark"ın elinden "egemen halk"ın eline geçmesinin zorunlu olarak çoğul nitelikte olan (basbayağı) halka ne yararı oldu?

Bu soruyu "egemenlik" teori ve pratiğini paylaşmış toplumların bugün arzettikleri çeşitlilik dikkate alındığında tek bir cevapla karşılamak mümkün değil

Bırakın diğerlerini, kuruluş felsefesi Rousseau'nun öğretisinden en fazla etkilenmiş ülke olan Fransa'da bile "egemen halk" öğretisinin orijinaline hâlâ sadık kalındığını söyleyebilmek imkansızdır. Atlantik ötesinden esen rüzgârlar mecburen bu ülkeyi de çok etkilemiştir. Fransızların AB Anayasası'na "hayır" demeleri bizi şaşırtmasın; "hayır" kampanyalarında –bizde her fırsatta görüldüğü gibi- "egemenlik milletindir" sloganı dillerde değildi. Oradaki itiraz –ayrıntısına girmek şimdi imkansız- özellikle, Fransızların "politik" alanın ellerinden kaçacağına ilişkin endişeleriydi.

Peki ya Türkiye gibi siyaset teori ve pratiğini 80 yıldır gözden geçirmemiş ve yenilememiş, temel klişeler söz konusu olduğunda yıllarını hiçbir şey unutmadan ama hiçbir şey de öğrenmeden geçirmiş ülkeler; bu ülkelerdeki halk (sahicisi), "egemen halk" olarak adlandırılmaktan ne anlamıştır?

Dikkat edin: "Egemenlik" ve "Özgürlük"; birbirine ne kadar yabancı iki kavram...

Başka bir yazıda konuyu yine gözden geçiririz.

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT