1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kamış

  3. Egemenlik krizi
Mehmet Kamış

Mehmet Kamış

Yazarın Tüm Yazıları >

Egemenlik krizi

A+A-

Oligarşik bürokrasi diye tam da buna diyorlar sanıyorum. Yoksa krallık mı demek daha doğrusu? Evet, 11 kişilik kurumsal krallık.

Denetlenemeyen, gücünü kendinden alan, yetki alanını kendi belirleyen yargıçlar krallığı bağımsızlığını ilan etti. Bugün laiklik kisvesi altında bütün bir milletin egemenliğine kelepçe vuran bu krallık, yarın başka bir gerekçe ile herkesin egemenliğine kelepçe vurabilir.

Bir bilim kurgu filmi düşünün. Bir tür canlı robot icat edilir. Bunun görevi, dışarıdan gelen hücumlara karşı şehri korumaktır. Şehir halkı tarafından ona verilen programlar doğrultusunda bu görevini yerine getirirken bir gün kendine yeni görevler tanımlamaya başlar. Yeni bir kol ekler kendine, yeni güç merkezleri. Şehri korumak için hoyratça donatılan bu yaratık artık kontrol edilemez bir haldedir. Artık görev ve yetki alanını kendi belirlemektedir.

Bugün laiklik kisvesi altında yapılmasından dolayı bazılarımıza güzel görünen bu eylem, yarın başka gerekçelerle bambaşka eylemler için kullanılabilir. Mesela böylesine saçma sapan bir karara imza atanlar yarın özel mülkiyeti ya da ne bileyim medyayı, holdingleri de düzenlemeye kalkabilir. Başörtüsü yasağını destekleyenler bile verilen kararın hukukla hiç alakası olmadığını, istenildiği kadar sündürülsün bu yasalardan böylesine bir kararın çıkmayacağını düşünüyor ve bunun mahcubiyetini yaşıyor. Anayasa Mahkemesi üyeleri de zaten aldıkları kararı çıkıp savunamadı.

Toplumu çözümsüz halde bırakmak, en makul, en masum, en mutedil üslupla talep edilen isteklere karşı bile böylesine katı, böylesine esnemez davranmak, 'dünya ne kadar değişirse değişsin bu ülke 1940 yılında yaşayacak' demek Türkiye'yi nereye götürür? 411 milletvekili ile, yüzde 65 oy potansiyeli ile bu ülkede bir yasa çıkaracaksınız, 9 tane üye buna yok diyecek. Üstelik Anayasa'da bizzat yasaklanmış bir yetkiyi kullanarak ülkenin ekser çoğunluğunun istediği bir düzenlemeyi iptal edeceksiniz. Böyle bir hukuk, böyle bir yüksek yargı dünyanın neresinde vardır? Milyonlarca insanın talebinin, isteğinin, seçtiği insanlara verdiği yetkinin hiçbir anlamı yok. Birkaç tane atanmış, bütün herkesin her şeyin üstünde duruyor. Hukukun bittiği, yasaların rafa kaldırıldığı, her şeyin iki dudak arasına sıkıştığı bir zamanı yaşıyoruz.

Bu karar, Anayasa Mahkemesi'nin; şehri korumak için icat edilmiş robot gibi denetlenemez, kontrol edilemez, kendi yetki sınırlarını kendi belirler bir hale gelmesinin resmidir. Anayasa'nın değiştirilemez maddesi sadece laiklik değil ki. Hukuk devleti olmasını nereye koyuyorsunuz? Kafalarda oluşturulan laiklik anlayışı uğruna diğer bütün yasalar (içinde değiştirilmezlerin de olduğu) askıya alınabilir mi? Türkiye jakoben laiktir diye bir madde bırakıp diğer bütün yasaları ortadan kaldıralım o halde. Bütün her şey bu jakoben laikliğin varlığını devam ettirebilmesi uğruna değiştirilebilir, sündürülebilir, yorumlanabilir, askıya alınabilir diyelim.

Bu nasıl bir projeydi, yüksek yargının bu denli siyasallaşması ne zaman başladı hatırlıyor musunuz? Bu süreç Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığında başladı, ama asıl 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde zirve yaptı. Böylesine ideolojik saplantıları olan üyeler atayan Ahmet Necdet Sezer'in bize nasıl yutturulduğunu hatırlıyor musunuz? Seçilmesi konusunda kamuoyunun ikna edilmesi sürecinde Sezer demokrasi, insan hakları, yetki paylaşımı, hukukun üstünlüğü gibi sözleri hiç ağzından düşürmüyordu. Ahmet Necdet Sezer her geçen gün Türkiye'nin üstünde kara bir gölge gibi durmaya devam ediyor.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT