Efsane Komutan: Şamil Basayev

10.07.2012 00:08

Mehmet Ali Tekin

Onu ilk gördüğüm anda, Fetih Suresi’nin “(...) Kafirlere karşı alabildiğince azametli; mü’minlere karşı alabildiğince merhametli” mealindeki son ayetleri aklıma gelivermişti. Çünkü ilk gördüğüm anda, yanındaki yarenleriyle (savaşçılara) o kadar samimiydi ki; karşımızda bir komutan değil de, asker var sanırsınız.

1994-1996 yılları arasında cereyan eden, ilk Rus-Çeçen savaşında; dünyanın en büyük ve en techizatlı iki ordusundan birisi Kızılordu’ya kök söktürüp, dize getiren yiğit.

Şamil Basayev’den bahsettiğimi anlamıştır, bir çok okuyucu.

10 Temmuz 2006 günü şehid edilen Şamil Basayev ile 1995 yılı Haziran ayının ilk günlerinde, Çeçenistan’ın Vedeno şehrinde bir araya gelmiştik. Bu görüşmemizden 15 gün sonra da, o meşhur Budennovsk baskınını gerçekleştirmişti.

41 yıllık ömrünün 15 yılını, Rus ordusuyla savaşarak geçirdi.

1965 yılında Vedeno’da dünyaya gelen Şamil Basayev; 1982 yılında lise mezuniyetinin akabinde, Hava Kuvvetleri Okulu’nu bitirdi. Daha sonra, Güney Rusya’nın Volgograd şehrinde 4 yıl çalıştı. 1987 yılında Moskova’da mühendislik eğitimi almaya başladı.

1991 yılında Rusya’nın dağılma süreci başladığında, Çeçenistan’a döndü ve bölge halkı için çalışmaya başladı. Ruslara karşı ilk mücadelesini Abhazya’da verdi. Buradaki mücadelesinde elde ettiği başarılardan dolayı, Kafkas Halkları Konfederasyonu Birlikleri Komutanlığı’na getirildi. Burada Abhazyalı bir hanımla evlendi ve ondan bir erkek, 3 kız evladı oldu.

Erminelerin Karabağ’a saldırması üzerine, Azerilerle birlikte Ermenilere karşı savaştı.

1991 yılında, Çeçenlerin bağımsızlığına dikkat çekmek için, bir Rus uçağını Ankara’ya kaçırdı.

1994 yılında Rusya Çeçenistan’ı işgal etti. Şamil Basayev, Çeçenlerin lideri Dudayev’in emrinde, Ruslara büyük kayıplar verdirdi. Dudayev’in 1996 Nisan ayında şehid edilmesinden sonra, Devlet Başkanı olan Aslan Mashadov tarafından, Çeçen Genelkurmay Başkanlığı’na getirildi.

İlk savaş döneminde, Rus askerlerinin dize getirilmesinde çok önemli roller üstlendi.
Şamil Basayev’le ilk karşılaşmamız ile ilgili olarak, o dönem Selam Gazetesi’nde yer alan intibalarımı sizlerle paylaşmak isterim:

Selam Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olduğum dönemde, gazetenin Ankara Temsilcisi Talip Özçelik ile birlikte; Türkiye’den Çeçenistan’a, savaş döneminde giden ilk gazeteciler olduk. Önce, uçakla Azerbaycan’a gittik. Orada bulunan Çeçen dostlarımız vasıtasıyla ve tercümanlığımızı yapan, can dostumuz Yasir Abbasov ile Azerbaycan-Dağıstan sınırını geçip, yaklaşık 200-250 kilometre uzunluğunda bir karayolunu kaçak olarak katedip, Çeçenistan’a girdik.

Naiber-Alleroy üzerinden, Genelkurmay Karargâhı’nın bulunduğu Vedeno şehrine ulaştık. Burada, bizi Şamil Basayev karşıladı.

Şamil Basayev, ilk gördüğüm anda, Fetih Suresi’nin son ayetlerini hatırlattı. “Muhammed Allah’ın rasülüdür. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler.”

Kendisiyle yaklaşık 45 dakika yaptığımız görüşmede, sıcakkanlı, canayakın ve sempatik bir izlenim bıraktı. Görüşmemizin akabinde, hemen yanıbaşımızda bulunan askerleriyle aralarında geçen diyalogları; bana, şehid reisimiz Metin Yüksel’i hatırlattı. Askerleriyle olan samimi ve şakalaşan davranışları, tıpkı Metin Yüksel’in davranışı gibi idi.

Kendisiyle tanışma faslını bitirdikten sonra, sıcak temasın bulunduğu cephelere gitmek isteğimizi söylediğimizde; bize, çok tehlikeli olduğunu ve korkabileceğimizi söyledi. Ben de kendisine, Afganistan’da ve Bosna’da, cephelerde bulunduğumu anlattım. Bunun üzerine, işaret parmağı ile bir tarafı işaret ederek, “Şurada 3 kilometre ilerde, on günden beri Ruslarla savaşıyoruz. Sizi oraya götürebilirim.”

Cephede durumun nasıl olduğunu sorduğumda ise, cevabı şaşırtıcıydı: “Yaklaşık yüze yakın tank ile bize saldırdılar. On günden beri bir adım ilerleyemediler. Fakat on gündür Vedeno’yu uçaklarla bombardıman ediyorlar. Şehirde, isabet almadık bina, neredeyse kalmadı. Maalesef, uçaklara karşı uçaksavarlarımız yeterli değil. Bizim elimizdeki uçaksavarlar 1.000-1500 metre menzilli. Uçaklar ise 3.000 metreden aşağıya inmiyor. Yukarıdan bombaları sallayıp kaçıyorlar. Bizim ise elimiz kolumuz bağlı, sadece taciz atışı yapabiliyoruz. Ama karada, bir adım bile attırmıyoruz. On günden beri, sadece kırk kişi karşısında, bir adım bile ilerleyemiyorlar.”

Bu konuşma esnasında sağımızda, solumuzda bir sürü asker bulunmaktaydı. Ben bu askerleri göstererek “Cepheye neden daha fazla asker götürmüyorsunuz?” diye sorduğumda, beni hayrete düşüren şu cevabı vermişti: “İhtiyacımız yok. Sadece bu askerleri bazen 24 saatte, bazen iki günde bir değiştiriyorum.”

Bu cevap karşısında o anda biraz inanamamıştım, daha doğrusu mutmain olmamıştım. Karşımdaki yiğit Müslümanın yalan söylemediğine kesin kanaat getiriyor olmama rağmen, söyledikleri bana imkânsız gibi gelmişti. Kendisiyle görüşmemiz uzadıkça, içimde bir yakınlık, sıcaklık oluşmaya başladı ve söyledikleri bana Hz. İbrahim (as) ile Cenab-ı Hakk arasında geçen kıssayı hatırlattı.

“Hani İbrahim: ‘Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster’ demişti. (Allah ona): ‘İnanmıyor musun?’ deyince ‘Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için’ demişti. Öyleyse dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara Suresi 60)

Şamil Basayev için çok şeyler yazılabilir, Onun askeri operasyonları, belki de ileride askeri okullarda ders olarak okutulacak.

Bu yiğit insan, 9 Temmuz 2006 Pazar günü, İnguşetya’da bulunduğu aracın infilak etmesi sonucu, şehadet şerbetini içti.

Bu yiğit insanı, rahmetle yâd ediyorum.

YENİ AKİT 

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
      PANO
      KARİKATÜR
      Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim