1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Edebiyat ve Direniş” Konferansı
“Edebiyat ve Direniş” Konferansı

“Edebiyat ve Direniş” Konferansı

Geçtiğimiz Cuma günü, Türkiye Dergi Fuarı etkinlikleri kapsamında Tasfiye dergisi editörü Ahmet Örs “Edebiyat ve Direniş” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.

A+A-

Programın sunumunu yapan fuar organiztörlerinden Asım Gültekin, hayatın sadece güllük gülistanlık taraflarını görüp yaşanan baskıları, acıları ve halkın dünyasında somut karşılıkları bulunan can yakıcı gerçeklikleri gözden kaçıran bir edebiyat ortamında direnişin edebiyatını gerçekleştirmeye çalıştığından dolayı Tasfiye dergisini önemsediğini ifade etti ve Ahmet Örs'ü konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet etti. Açılış günü gerçekleşen panelde olduğu gibi geniş bir katılımın olduğu konuşmada edebiyatın ve direnişin hangi noktalarda birbiriyle kesişecekleri, Türkiye'de Kuran merkezinde bir hayat inşa etmek isteyen insanların bir zulüm coğrafyası olan Anadolu'nun edebiyatını hangi temeller üzerinde yapacaklarını tartıştı. Kürt sorununu ele alacak, 28 Şubat'tan dersler çıkaracak, kışla tipi eğitim sistemine dur diyecek ve küresel kapitalizmin emek sömürülerine karşı çıkacak bir İslami mücadelenin kendi edebiyatını üretmesi gerektiğini ifade eden Ahmet Örs "Bu dünyayı anlamak ve anlatmakda direniş edebiyatının çok önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Lakin gerçekliğin yitip gittiği, insanların büyük oranda bireyliklerini hayatın merkezine oturdukları, Kuran-ı Kerim'in ifadesiyle heva ve heveslerini daha örgütlü bir şekilde ilah edindikleri bir çağdayız. Böyle bir çağda edebiyat çıkışlardan bir çıkıştır." ifadelerini kullandı.

Edebiyatçı Sistemin Zulmüyle Yüzleşmeli

Direniş ve edebiyat ilişkisine Kuranî temeller üzerine kurulacak bir İslamî perspektiften baktığını, örnek olarak 28 Şubat'ta yaşananların Ahmet Kekeç, Halime Toros gibi isimlerin geri çekilen insanları anlatan romanlarından öteye geçmesi gerektiğini ifade eden Ahmet Örs "Sezai Karakoç'un "Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" perspektifi üzerinden kendi hikâyelerini biriktirecek, içindeki mücadele ruhunu, Fadlallah'ın tabiriyle gerilimi diri tutarak yeni alanlar açacak bir edebi üretimle maalesef karşı karşıya olmadığımızı söyledi. "Tabii ki çok güzel şiirler ve hikâyeler yazılıyor ancak bir direniş hafızası bağlamında somut bir gerçeklikten bahsetme şansımız yok. Müslümanların tecrübelerini ne kadar romanın, hikâyenin, şiirin diline aktabiliriz, bu çok önemli. Tarihçiler olayları yazar geçerler, ancak edebiyatçılar bireyi öne çıkarıp, insanı merkeze alarak, kişinin hissiyatı üzerinden bir zaman çözümlemesi yaparlar. Mesela 12 Eylül'ün solcular üzerinde yaratmış olduğu bunalım ve çekilme, edebiyat ve sinema dünyasında çokça işlenmiştir. Eğer edebiyatçı hayatın içinde değilse, sokağa çıkmıyorsa, sistemle ve onun zulmüyle yüzleşmiyorsa elbette direniş edebiyatı ondan uzak bir şeydir. İman, amel bütünlüğünden bahseden bizler, gelenekte ince gerçeklerin farkına varmak olarak değerlendirilen hikmet kavramını bu bağlamda değerlendirmemiz gerekiyor. Ezilenlerin Pedagojisi'nde Paolo Freire'nin söylem-eylem birlikteliği için kullandığı "praksis" kavramına yakın bir şey olarak görüyorum bunu. Direnişin teorik altyapısını ve sanatını üretmezseniz sıradan bir aktivist konumuna düşebilirsiniz. Halbuki biz derli toplu bir hareketin farklı yapıtaşlarını bir araya getiren bir mücadeleyi örgütlemek ve o yatağı derinleştirmek zorundayız. Edebiyat bunlardan kopuk değil. " ifadelerini kullanan Ahmet Örs  insanların sömürüldüğü, karın tokluğuna çalıştırıldığı bir dünyada yaşayan Müslümanların, %64'lük devasa bir topluluğun Allah'ın yeryüzündeki nimetlerinin %5'iyle yetinmek zorunda olduğu bir vasatta olduklarının bilincine varmaları gerektiğini söyledi. Firavun'un İsrailoğullarının karnını köleliğe devam etmeleri için doyurması gibi bugün sistemin asgari ücretle geniş kitleleri sömürmesi gerçeğinin edebiyatı yapılmazsa çiçek-böcek edebiyatı ile kısıtlanma tehlikesinin ortaya çıkacağını belirten Örs, "Diliniz yasaklanacak, kimliğiniz aşağılanacak, her türlü yaşam şekliniz, giyiminiz-kuşamınız hedef alınacak, ayrıca insan onuruna yakışır bir ücretle çalışmanız mümkün olmayacak, işte edebiyatçıya düşen bu insanların edebiyatını ortaya koymak. Yoksa edebiyat –Hasan Bülent Kahraman'ın tabiriyle– bir boş-gösteren'e, yani zemini olmayan güzel laflardan ibaret bir söyleme dönüşebilir." dedi ve konuşmasının sonunda Ece Ayhan'ın ifadesiyle "devlet dersinde öldürülen" bir çocuk olarak nitelediği Ceylan Önkol üzerine Mustafa Kıyak'ın yazdığı bir şiiri okudu.

HABERE YORUM KAT

5 Yorum