E adınızı koyalım artık

14.12.2010 13:30

Melih Altınok

Yumurtacı gençleri kışkırtan horozların adını bile duymadığına emin olduğum Polis Mağdurları Vakfı’nın (Baransav) çağrıcısıyım. Hülasa bu konudaki duyarlılığım sır değil.

İstanbul’da Başbakanı protesto eden gençlerin polis tarafından öldüresiye dövülmesini her zaman olduğu gibi elbette şimdi de şiddetle kınadım. Yaşananları televizyon programlarında, gazetedeki köşemde ve her platformda açıkça “polis terörü” diye adlandırdım. Başbakan’ın göstericilere karşı sert tavrını da “amasız” eleştirdim.

Dünyanın her yerinde meşru bir protesto yöntemi olarak algılanan yumurta atma konusundaki tek şerhimse, bu sembolik eylemin, bizde adeta bir linçe dönüştürmesine.

Öyle ya, tutup da konuşma yapan kişinin üzerine dakikalarca üç yüze yakın yumurta boca ediyorsanız, sormazlar mı adama “Yumurtayla mı öldüreceksin ulen beni” diye?

Tavrım, okuma yazma bilen, ya da beyin loblarında bir sorun olmayan herkesin anlayabileceği kadar net gördüğünüz gibi.

Ama ne fayda, ulusalcı solcular, haklısınız, o da ne artık adlarını koyalım, sol tandanslı neofaşistler bizleri kafamızda polis kaskıyla resmetmekte ısrarcılar.

Bakın, bu yazıyı yazarken MC ittifakının güzide üyesi TKP’nin sitesine düşen bir haberde aynen şöyle deniyor:

“Yetmez ama evet cephesinin üyeleri olan, Ufuk Uras, Halil Berktay, Baskın Oran, Melih Altınok, Nabi Yağcı, Ferhat Kentel, Zeynep Tanbay, Oral Çalışlar, Yasemin Çongar, Alper Görmüş, Osman Can gibi isimler de sessizliğe bürünmüş durumda.”

Ya, hamasetin tuzağına düşmeden polis terörüne yapısal çözümler sunan hatta zaman zaman çok da sertleşen Taraf’tan, Ahmet Altan’dan, Yıldıray Oğur’dan tık çıkmıyormuş...

Pes...

Yazıklar olsun demekten başka bir şey gelmiyor içimden.

Çünkü bu güruhla artık ideolojik bir tartışa yürütmenin imkânı kalmadı.

Nuh-u Nebi’den kalma ezberlerin dışına çıkıp, başka bir sosyalizm tahayyülünü, daha özgürlükçü ve demokrat bir perspektifi dillendiren devrimcileri, bin bir türlü yalanla, sahtekârlıkla ve riyakârlıkla kanı kaynayan gençlere, müritleri olarak gördükleri delikanlı çocuklara, kızlara “kırdırmaya” çalışıyorlar.

Baran Tursun’un, Şerzan Kurt’un, Hayata Dönüş Katliamı’nın ya da Ceylan Önkol’un duruşmalarında ne yumurtalarını ne de kendilerini gördüğümüz neofaşistler, halkın katili statükoya onca davayı, baskıyı göze alıp çatır çatır vuran devrimcilere, demokratlara saldırmakta pek bir hevesliler. Hatta öyle ki varlık sebepleri karşı devrimcilik olmuş adeta.

Sevgili dostumuz Roni Margulies’e yapılan saldırı bunun son örneğidir. Öğrendiğime göre Roni ölüm tehditleri de alıyormuş.

Düşünebiliyor musunuz İnsan Hakları Derneği’nin düzenlendiği ve hak ihlallerinin konuşulduğu, konuşmacıların ve dinleyicilerin devrimcilerden, sosyalistlerden oluştuğu bir paneli basmaya kalkıyorlar?

Biliyorsunuz, Ermeni konferanslarını, Perihan Mağden’in, Orhan Pamuk’un, canımız Hrant’ın mahkemelerini basma ve yumurta atma işi birkaç yıl öncesine kadar MHP ve İşçi Partisi’nden müteşekkil ittifaka ihale edilmişti. Şimdi onlar sessiz. “Ses çıkarma” işi bu neofaşistlere havale edilmiş anlaşılan.

Allah bu ülkenin en bilinçli kesimi olduğunu her fırsatta dillendirdiğim Kürt halkını, bilinçleri ve refleksleriyle içimizi aydınlatan yurtsever gençliği başımızdan eksik etmesin demek geliyor içimden. Zira hakikaten Kürtler ya da demokrat Müslümanlar da olmasa inanın bu ülkede devrimcilerin tek bir panelde bile konuşması mümkün olamayacak gibi.


Kolektif delilik


Taraf
’ın her kesimden oldukça entelektüel bir okur kitlesi var. Ama ne yazık ki bizi, zekâ seviyeleri Türkiye ortalamasının oldukça altında olan, her edimleri ve söylemeleri öngörülebilir kıt beyinli neofaşistlerin de okuduğunu biliyorum. Bu nedenle bana ayrılan vuruş sayısının büyük bölümünü, yukarıda somut örneklerini verdiğim manipülasyonlara başından engel olmak için zorunlu açıklamalarla heba ediyorum.

Geçen salı da “Başbakan’a solcu bir danışman lazım” başlıklı bir yazı yazdım. Aslında AKP içerisinden aldığım bir kulise dayandırdığım bu yazıda, “Yanlış anlaşılmasın benim tek mesleğim gazetecilik. Kaldı ki, tıpkı benim onlarla işim olmayacağı gibi, onların da benim gibi ‘anarşikle’ hiç işi olamaz” dedim. Bununla da yetinmedim, yaklaşık üç paragraf boyunca bir ilkokul talebesinin anlayacağı şekilde “Kendimi kastetmiyorum, zaten bu düşünülemez bile” diye tekrarladım.

Ama yok, hâlâ sürmanşetten resmimizi basıp, içerde de “Bu adam eskiden içimizdeydi! Başbakan’a oturduğumuz yerleri, kimliklerimizi ve eylem saatlerini mi ispiyonlayacak” şeklindeki iğrenç imalarına yer veren yazılar yayımlıyorlar.

Anlayacağınız, işi artık hedef göstermeye, ajan provokatörlüğe kadar vardırdılar, Vakit gazeteciliğinden feyiz aldıkları anlaşılan, kolektif deliliğin müsebbibi neofaşist ağabeyler.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim