1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Düzce Kalem-Der'de “Alimlik ve Islah İçin Şahitlik” Semineri
Düzce Kalem-Der'de “Alimlik ve Islah İçin Şahitlik” Semineri

Düzce Kalem-Der'de “Alimlik ve Islah İçin Şahitlik” Semineri

Düzce Kalem-Der’in düzenlemiş olduğu seminerlerin bu haftaki konuğu Hamza Türkmen’di.

A+A-

“Alimlik ve Islah İçin Şahitlik” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Hamza Türkmen, konuşmasında önemli güncel meseleler ile irtibatlar kurarak, sorumlulukları dirilten mesajlar verdi. İslam tarihi içerisinde Müslümanların Kur’an ile olan irtibatlarının zayıflamasının, ne gibi yanılsamalara yol açtığının tipik bir tezahürü olan Alim kavramının nasıl anlaşılması gerektiği izah edildi. Kur’an’ın Müslüman şahsiyetini inşa ederken kullanmış olduğu önemli bir kavram olan alim ile ilgili genel olarak şu vurgular öne çıktı;

 “Müslüman kültüründeki alimlik ile, Kur’an’daki alimlik aynı anlamları barındırmıyor. Kültürümüzdeki alimlik bir sınıfı ifade ederken, Kur’an’da bahsedilen alim ilim temelli şahitliği ifade etmektedir. Genel olarak kültürümüzdeki alim üretilmiş bir özelliğe sahip iken, Kur’an’daki alim iletilen bir vasfa sahiptir. Şayet biz Müslümanların ana kaynağı Kur’an ise, kavramlarımızı da en başta bu temel üzere inşa etmeliyiz. Rabbimiz birçok ayette talim etmeyi bizlere öğütler. Okuduklarımızı talim ederek öğrenmemizi taleb eder. İlk inen surelerden olan Müzzemmil suresinde tertil ile Kur’an okumaktan bahseder. Gecenin yarısında üçte birinde ya da fazlasında Rasulullah ve beraberindekiler bir eğitim metoduna tabi tutulur. Burada vahiy ile sosyal, siyasi, ekonomik, ahlaki vs. tüm yaşanan olaylar arasında irtibatlar kurularak, cahili kuşatma karşısında ıslah edici metodun nasıl gerçekleştirileceği tefekkür edilirdi. Fıtratı bozulmuş zihinlerin vahiy ile buluşmasını sağlayacak yöntemler geliştirilmeye çalışılırdı. Rabbimiz Bakara suresi 121. Ayetinde “Kendilerine verdiğimiz kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır” derken Rasulullahın bizlere miras olarak bıraktığı işte bu  tertil üzere okumaya dikkat çekilir. Bu, bilginin amel ile bir bütünlük arz ettiğinin de işaretidir. Bildiğin inandığın şeyi tanıklaştırmadan Kur’an’ın istediği alimlik vasfına bürünemeyiz. Kur’an’da alim vasfı Müslüman, Mü’min, Muttaki  gibi bir sıfatı ifade eder. Oysa kültürümüzde alim bir isme işaret etmektedir. Aynı şekilde Din konusunda araştırma yapan zümre de alim olarak zikredilir.

Fatır suresi 28.ayette Rabbimiz “Kulları içinde ise Allah’tan ancak alimler içleri titreyerek korkar.” buyurmaktadır. Buradaki korku havf kelimesi ile değil, haşyet kelimesi ile ifade edilmektedir. Haşyet sadece klasik manada bir korkuyu değil, aynı zamanda sevgi, ta’zimi de içine alan huşu halindeki derinlikli bir özelliği barındırır. Aynen aklederek, idrak ederek, kavrayarak rabbimize teslim olmamızın istendiği gibi, bu özelliğin de tüm mü’minlerde olması talep edilir. İslam geleneğinde Hay bin Yakzan örneği bu anlamı yakalamak için temsili olarak anlatılmıştır. Hayvanlarla beraber büyümüş yaşamış bir insanın varlığı kavrama süreci, bütün diğer canlılardan daha öte vasıflara sahiptir. Bu anlamı ile fıtratı ile bütünlüklü bir düşüncenin rüşt yaşına ererek sorumluluklarını idraki ve nihai olarak bu sorumluluğunu örneklendireceği yer olan toplumun içine karışması çok önemli mesajlar barındırmaktadır. Rasulullah’tan gelen bir rivayette her insanın fıtrat üzere doğduğu, fakat ailesinin onu Hristiyan, Yahudi ya da Mecusi yaptığına dair vurguyu düşündüğümüzde,  yaşadığımız toplumun genel olarak beğenelim ya da beğenmeyelim Müslüman bir zemine sahip olduğu önemli bir imkandır. Rüştüne eren her akıl şuurlu bir kavrayış ile Kur’an’ın kendisine yüklemiş olduğu sorumlulukları tanıklaştırmalıdır. Her insan, kendine has kapasitesi oranınca Kur’an’dan bir kavrayışa ulaşır. Fakat nihayetinde Kur’an’ın kendisi mutlaktır. Bizlerin aklı mukayyettir,değişkendir. Bizler mukayyet olan bu aklımızla, Rabbimizin muhkem ayetlerine ters düşmeyecek bir kavrayış içinde olmalıyız. Her Müslüman bu gayreti göstermek zorundadır. İlim/Alim bu anlamı ile her Müslümanın vazgeçilmez bir vasfı olmalıdır. Kur’an’daki muhkem ayetler ana sabitelerimiz iken, müteşabihler değişkenlere tekabül eder. Değişkenler  Rabbimizin bizlere kendi kapasitemizin sınırlılığı sebebi ile, benzeşik ifadelerle anlattığı, bizim de bu anlatılanları ilmi cehdimiz oranınca kavrayabildiklerimiz olduğu için, mutlak olarak görülemez, başkasına da dayatılamaz. Rabbimiz Tevbe Suresi 122. Ayette “ tefekkuh edecek bir taife” den bahseder. Genel olarak bu ayette çeviriler, sefere çıkanlar çıksın tefekkuh edecekler ise kalsın ki, geride olanları uyarabilsinler şeklinde anlam vermiştir. Oysaki en iyi anlamamız gereken bu ayetlerde Rabbimiz tam aksi olarak, tefekkuh edecek akıllılar olarak sefere çıkılmasını, cehdedilmesini ve kendi toplumlarına bu birikimleri dönerek aktarmalarını istemektedir. Bizler tüm bu kavrayışları yitirmiş bir ümmetin dağılmış parçalarıyız. Rabbimiz bizlerden yeniden tahkik eden alimler, şühedalar olarak bu vasıflara bürünmemizi istemektedir. Rabbimiz alim olmayı bir uzmanlık olarak bizlerden istemez. Bu anlamı ile birçok müsteşrik ileri seviyede uzman kişilerdir. Oysa Kur’an’ın istediği manada bir alimlik vasfından bu kişiler için söz edilemez. Bizler, Rabbimizin istediği manada Müslümanları yeniden bu vasıflarla buluşturan, Rasulullah’tan günümüze kadar ulaşan bir çizginin takipçileri olmalıyız. Dağılmış, nimeti kaybetmiş, vahiy ile olan sağlam irtibatlarını zanni bilgiler ile bulanıklaştırmış olan ümmeti, yeniden bu  vasıflarla buluşturmak isteyen son dönemki en büyük irade, Urvet-ül Vuska ekolünden gelen ıslah çizgisidir. Cemalettin Afgani, Hasan El Benna, Seyyid Kutup vd. öncüler gibi Anadolu’da da  Mehmet Akif, Babanzade Ahmet Naim, İskilipli Atıf, Elmalı Hamdi Yazır, Said Nursi gibi öncüler bu çizginin takipçileridir. Bu çizginin takipçileri olarak, tıpkı ilk nesil Müslümanlarda olduğu gibi İslami duyarlılığı oluşturacak zeminler üretmeliyiz. Sorumluluk bilinci oluşturmayan hiçbir ilim, Müslümanların vasfı olarak zikredilemez. İlk inen ayetlerin tertil üzere talim edilerek şahitliği yapıldığı gibi, müdahane etmeden, mesajı eğip bükmeden ama ayrılırken de en güzel şekilde ayrılmayı başarabilmiş ilim sahibi Müslümanlar olarak mücadele edebilmeliyiz.

HABERE YORUM KAT