1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Duyarlılık üzerine...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Duyarlılık üzerine...

A+A-

‘Reno Pazarı’ başlıklı yazımızın üzerine okuyucularımızdan birisi, ‘Memleketin işleri Uğur’un duyarlılığına kaldıysa, yandı gülüm keten helva’ya kayabilecek ince bir üslup zerafetiyle, itirazlarını serdetmiş...

Yokk yokk canım... O kadar karamsar olmayalım... Bir kimse ki, kardeşlikten, birlik ve beraberlikten bahsederek, kimsenin kimseyi renginden ötürü, dilinden ötürü, cebindeki cüzdanının hacminden ötürü, sırtını nereye dayamışlığından ötürü ve dahi mezhebinden ve bunlarla arasındaki mesafesinden ötürü kınanmamasını ve aşşağılanıp suçlanmamasını istiyor ve toplumu bu eksenler üzerinden ayırıma kalkışanları lanetleyip telin ediyor ise; o kişi şeksiz şüphesiz, başı örtülülerin maruz kaldıkları ayırımcılığa karşı da, aksini açıkça seslendirmedikçe, aynı hassasiyeti gösteriyor, gösterecektir demektir...
Uğur Dündar, bu hassasiyete, kendi ifadesiyle duyarlılık diyorlar...
Konunun bir kez daha köşemizde yer almasına vesile ‘delikadir’ lakaplı okuyucumuza teşekkür ederek başlayalım...

Memurlarla talebeleri bir yana bırakıp, başıbozuk sivil halkın yanına gelelim... Bu kesimdeki kadınlar arasında başını örterek yaşayıp gidenlerinin asker ziyaretlerinde, bazı müzelere girişlerinde ve kimi hastane ile mutfak düzme amacıyla geldikleri tüketim kooperatifi denilen kantinlere adım atmaya kalkıştıklarında, bir kısım adamlar kanun namına bunların önlerine dikilerek, hak ve hürriyetlerini çöp sepetine atıyorlar...
Peki be kardeşim, devlet gücü ile ortadan kaldırmaya çalıştığınız, ‘kadınların başlarını örtme istekleri’ bir fikir olarak, ya doğru ve zararsız ise...
Bu durumda, bu doğal tercihin karşısına dikilenler, kimi kadınlardaki örtünme fikrinin doğruluğunu inkar ediyor olmazlar mı... İnkar da, kendilerinin yanılmazlık taslamalarının bir sonucudur.
Hepsi iyi de, yanılmazlığın dayanağı, karinesi nedir...
Menderes devlet, rejim ve demokrasi düşmanlığıyla suçlandı, 27 Mayıs ihtilal mahkemesi, bu idiaları doğru ve yerinde buldu, hükmünü verdi ve asıldı...
Menderes’in iki arkadaşı ile birlikte gerçekleştirilen bu infazının ardından başlarında Deniz Gezmiş olarak üç fidan da birlikte asıldılar...
Devir değişti, devlet de Menderes’lerin mezarlarından af diledi...
Devir zaman olarak değişmişse de, zihniyette köklü bir değişim gerçekleşemediğinden, Deniz Gezmiş’lerden af dilemenin inceliğini devlet henüz yüreğine indiremedi...
Devlet, odunlaşmış katı yüreğinde Ahmet Kaya’ya yer vermediği gibi, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Mamak’dan beraatini de bir türlü içine sindiremedi...
Ve belki de nasırlaşmış kini, onun vefatına sebep oldu...
Milli Eğitim Bakanı ile MHP Başkan Yardımcısı Oktay Vural arasında kayıkçı kavgası türünde meydana gelen-getirilen ‘ayakkabı boyacısı çocuk’la ilgili çirkin istismar kompozisyonu, devleti çekip çevirenlerdeki bu kadim yüreksizlikten...
Demek istediğimize gelelim...
Her devir kendine göre bir figüre yapışmış, onu takip eden devirde ise, bir önceki fikirlerin sadece yanlışları değil, üzerine üstlük bir de o figürlerin iğrençlik saçan çirkinlikleri de açığa çıkmıştır...

Bursalı bir hanım birkaç takım çocuk elbisesini Elazığ depremin yoksunlaştırdığı çocuklara dağıtılması ricasıyla, kendi ifadesine göre, Uğur Dündar’a göndermiş... Dündar da, iki akşam üst üste Bursalı hanımın bu davranışının bütün milletçe örnek alınmasını isterken, duyarlılık üzerine ders mahiyetinde uzun uzun şu mealde konuşmuştu...
‘Elazığ’da deprem oldu. Duyarlı insanlar da bu hanım gibi harekete geçsinler, oralardaki yoksun vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını temine gayret sarf etsinler. Onların eksiklerini giderip yaralarını sarsınlar... Yaraların sarılmasında, vatandaşlık ve insanlık görevlerinin yerine getirilişinde de hiçbir şekilde muhatapların ne sınıf seviyelerine, ne dillerine ve din ve inanç tercihlerine bakılarak ayırımcılık yapılmasın’ istemişti...

İnsani hasletlerimizin içinde baş sırada yardımlaşma duygusu yer alıyor. Küçüklerin kalabalık otobüslerde yaşlı büyüklere yer vermeleri gibi, diyanet personelinin, Bursa’daki Renault otomobil fabrikası çalışanlarının, Defterdarlık memur ve hizmetlilerinin sınırlı sorumlu istikraz ve tüketim kooperatifleri kurmaları da, hep bu insanlıktan, insanlığın özündeki yardımlaşma duyarlılığından...
Emniyet Mensupları İctimai Muavenet Sandığının üyeleri arasında da, komiser bekçibaşı ayırımcılığı yapılmamalı... Uğur Dündar, yaşı seksen olsaydı, şüphesiz bunu da böyle isterdi... Eğer sandık emini, borç isteyen mahalle bekçisine, ‘kasada para yok’ diyerek sonra gelen başkomisere çekmecenin tümünü boşaltırsa, insanlığından koparak, biraz kaba da kaçsa, haza eşekleşeceğinden, adım gibi eminim, söz ederdi...
Yaşı seksenlerin altında kaldığı için, bu tür sandıkları ne gördü ne de işitti...
Askeriye de, ihtilal sonrasında kendileri için adına OYAK dedikleri bir sosyal yardım ve istikraz sandığı kurmuş... Eskilerde her kuvvet komutanlığı bünyesindeki müstakil muavemet sandıkları, ihtilal sonrasında OYAK’ta birleşmişler...
Bilahare bu kurum genişlemiş, memleketimizin büyük kapitalist holdingleriyle başa baş aşık atma yarışına kalkışınca, memleketimizin beşyüz büyük sermayesinin yer aldığı listenin tepelerine tırmanmaya koyulmuş...
Holdingin ana amiral gemisi Reno fabrikası personeli de, ana kıta içinde kendi özel-özerk yardımlaşma-erzaklaşma sandıklarını kurmuşlar...
Reno tüketim kooperatifinin yetkilileri veya kapı görevlileri, Uğur Dündar’ın vatandaşlararası insani yardımlaşma konusundaki güzel konuşmalarını, anlamlı tavsiyelerini ve herkesin ağzından duyulamıyacak öğretici dersleri duyup işitmemiş olacaklar ki,
Fabrika işçilerinin çarşı Pazar etiketlerine nisbet biraz daha uygun fasulya nohut almak için fabrika işçilerinin başları örtülü karılarını kızlarını kantine sokmuyormuş...
Uğur Dündar, bu yassağın, hem kanunsuz, hem mesnetsiz ve hem de çok çirkin bir hak gasbı olduğunu söylüyor...
Ne zaman...
Derseniz, Bursalı hanımın Elazığ paketiyle ilgili söyledikleri ne...
İnanmayan, sorsun kendisine...
Faks: (0212) 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT