1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Düşünce ve Tavırda Hikmetin Önemi
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Düşünce ve Tavırda Hikmetin Önemi

A+A-

“Her kime hikmet bahşedilmiş ise, gerçekten de ona büyük bir lütufta bulunulmuş demektir.” (2, Bakara / 269)

Rabbimizin bize bahşettiği hayat nimeti dolayısıyla O’na hamdediyoruz. Geçen haftadan bu yana ölmüş olan, üstünün üç metre toprakla örtüldüğü, böceklerin vücudunun yarısını yediği insanlardan biri de olabilirdik. Bu, gelecek hafta için de geçerli olan bir durumdur. Bu nedenle rabbimizin bize lütfettiği bu büyük fırsatın farkında olarak O’na yönelmenin, insan olmanın en yüksek noktalarına çıkmanın hedefi, azmi ve gayreti içinde olmalıyız. Bu da içinde bulunduğumuz nimetlerin farkında olmamızla mümkündür.

Bugün fıkıh etmenin önemi ve hikmeti üzerinde durmaya çalışacağız.

İçerisinde yaşadığımız yaşam, karmaşıklığı da içeren bir yaşamdır. Renkler siyah-beyazdan ibaret değildir. Bunların arasında sayısız tonlar vardır. İşte bütün bunları doğru bir şekilde görmek, buna göre bir pozisyon almak mü’min olmanın gereğidir.

Hikmet her şeyden önce doğru bir bilgiye sahip olmaktır. Aynı zamanda toplumu okumak, toplumun sorunlarını bilmek; bilgiyi adalet, iyilik, barışın ve sanatın ve estetiğin ortaya çıkmasını sağlamak üzere hayatla buluşturmanın adıdır. Şu iki şeye birlikte ihtiyaç duyuyor: Doğru bilgi ve hayatı tanıma ve bu sonucu doğuracak tarzda fıkıh etme, vahyin emirlerini hayatla buluşturma… Bunu yapamadığımız zaman çok samimi olmamıza rağmen hesabımızı veremeyecek noktalara savruluruz. Bugün tasavvufa yönelip kendini tezkiye etmek için uğraşıp da Allah’a ortak koşmanın bataklığına saplanan insanlarımızı başka nasıl değerlendirebiliriz? Ya da İslam adına kendilerine bomba bağlayıp hem kendilerini hem de başkalarını havaya uçuran insanları nasıl değerlendirebiliriz ki? Bütün bunlar, bu iki şeyin birisinin eksikliğiyle alakalıdır. Bu sebeple bizler mutlaka doğru bilgiyi dünyayı tanımayla ve hayata aktarmayla da birleştirmeliyiz. İşte bunu yaptığımız zaman Allah’ın izniyle bizler Rasulullah efendimiz başta olmak üzere tarihteki tüm peygamberler gibi tevhid, adalet ve iyiliğin temsilcileri oluruz.

IŞİD’in saldırıları nedeniyle başta ABD olmak üzere batının Ezidilere yönelik girişimleri dikkatlerinizden kaçmıyordur. Şeytan bildiğimiz zata “büyük bir melek” değeri atfeden ve gayrimüslim olan ve İslam tarihinde Ehl-i Kitap statüsü içinde değerlendirilip kendilerine dokunulmayan Ezidiler yurtlarından çıkarıldılar veya da korktukları için yurtlarından çıkmak durumunda kaldılar. Bunun sonucunda küresel istikbarın baş aktörü Amerika Birleşik Devletleri onlara hemen yardımda bulunmaya başladı. Bu durumu destekleyecek miyiz? İşte fıkıh ve hikmet bu ve benzeri sorular bağlamında devreye girer. Elbette ki bizler açlıkla karşı karşıya kalanlara ekmeğin ve suyun verilmesinin ve onların güvene kavuşturulmasının karşısında olamayız. Bunda garip bir şey var mı? Asla yoktur. Ama diğer yandan aynı zamanda biz bu katil, bu ifsatçıların başı olan ABD’nin bunun hemen öncesinde ve şuanda da devam eden Gazze’deki soykırıma bırakın oradaki mazlumlara yardımcı olmayı onların öldürülmesine katkı sunmak için kongreden bombaların temini için 225 milyon dolarlık çıkarma yaptığını ve bunu İsrail’e gönderdiğini de biliyoruz.

Dolayısıyla hayat karmaşıktır. Burada temel bazı ilkeleri doğru tespit etmezsek ve sonrasında da bu ilkeleri yerine zamanına göre değerlendirip hayatla buluşturmazsak hayatı ıskalarız. Bu noktada bizler Müslümanlığımızın bir gereği olarak her şeyden evvel öncelikle Müslümanız. İslami kimliğimiz var ve bu kimlik, bütün kimliklerin önündedir. Biz Müslümanız! Kürt olmaktan önce biz Müslümanız. Erkek veya kadın olmaktan önce biz Müslümanız. Biz mühendis, öğretmen, işçi vs. olmaktan önce Müslümanız. Ama Müslüman olmamız Kürt olmamızı, kadın veya erkek olmamızı, işçi ya da öğretmen olmamızı da engellemez. Burada çok önemli bir nokta vardır. Burada ipin ucunu kaçırırsak, meseleleri doğru oturtmazsak şeytanın vesveseleriyle sözüm ona iyi niyetlerle bambaşka yollara savruluruz. Örneğin Müslümanız ve Kürdüz. Müslüman olduğumuz için İslam’ın bize sunduğu çerçeve içinde Kürtlerin de diğer tüm halkların sahip olduğu haklara sahip olması gerektiğine inanırız. Dolayısıyla biz dağlara taşlara “Ne mutlu Türküm diyene!” diye yazılmasını ya da anadilin sadece Türkçe olmasını veya da köylerimizden zorla çıkarılmak durumunda bırakılmışlığımızı büyük bir zulüm olarak değerlendirir ve buna şiddetli bir biçimde karşı çıkarız. Çünkü biz Müslümanız! Ama aynı zamanda şunu da biliriz: Bütün bunlar Allah’a ve insanlara karşı sorumlu olmanın gereği olarak yapıldığı zaman ibadettir. Ama kişi Kürtçü olur, Kürtlüğü Müslümanlığının önüne geçerse bu durumda Kürtlerin gaspedilmiş haklarına karşı mücadele etmesi kötü olmaz ama bu asla İslami literatürdeki adıyla ibadetten sayılmaz. Kürt kimliğini İslami kimliğin önüne koyduğumuzda müşrik oluruz. İşte o vakit Hz. Ömer bizim kahramanımız olmaktan çıkararak yurdumuzu işgal eden ve bizi Müslüman olmaya zorlayan, Kürdistan’ı kana boyayan haşa gaddar bir eşkıya olur (!). Bu durumda bizim kahramanımız Hz. Ömer değil olup olmadığı bile tartışmalı olan Kawa olur; Türk ulusalcılarının Tarkan’ları, Ergenekonları gibi destanlarımız olur (!). Dolayısıyla biz Müslümanız; Kürdüz, kadınız erkeğiz ama bütün bunların değerini Müslümanlığımıza göre ölçer ve cahili anlayışın ürünü olan her şeye karşı çıkarız. Allah’ın izniyle bu da bizim için tıpkı namaz gibi bir ibadet olur. Bundan dolayıdır ki biz, Allah’a hamdolsun camia olarak tüm Kürtçülük iddialarına rağmen mensubu olduğumuz mazlum Kürt halkının haklarının savunucusu olduk.

Örneğin şuan IŞİD’e çok ciddi eleştiriler yapıyoruz. Onun zihniyetinden, İslam’a uygun olmayan tavır ve düşüncelerinden beri olduğumuzu söylüyoruz. Bu grup Müslüman değil mi? Hayır, kesinlikle Müslüman. Ama hikmeti yakalayamayan, fıkıh edemeyen ve tarihimizdeki Harici Müslümanlarla denkleşen türden bir Müslümanlık... Bu nedenle biz IŞİD’den uzak olduğumuzu belirtiyoruz. İyi niyetle bile olsa ortaya çıkardığı durum asla Müslümanların maslahatıyla, eminliğiyle, adalet ve ahlakıyla bağdaşmayan bir durum. Ama diğer yandan Amerika’nın, Kürt ulusalcılarının, katil Beşşar Esad’ın işbirlikçisi olan o zalim ve fanatik Şii unsurların IŞİD’den beter olduğunu da biliyoruz. Biz 200 bini aşkın Müslümanın katledildiği Suriye’ye ses çıkarmayanların, destekleyenlerin ve çok cılız bir şekilde tepki gösterenlerin açık bir zulüm olan Şengal’deki Ezidilerin sürülmesini bir insanlık ölçüsü ve tutarlılık testi olarak önümüze koymalarını da şiddetle reddediyoruz! Bununla birlikte Ezidilere yapılanın elbette karşısında oluruz. IŞİD’in burada yaydığı korku ve dehşetin en temelde gayri İslami olduğunun altını çiziyoruz. Ama diğer yandan ikiyüzlüleri de biliyoruz. İçinde bulunduğumuz coğrafyada Kürt olmamıza ve Kürt halkının haklarını savunmamıza rağmen bize ya susmayı ya da yurtlarımızdan çıkmayı dayatan faşist örgütlerin zulümlerini de biliyoruz. Bu nedenle dışarıdan bakanlar bazen bizi IŞİD’çi, bazen Kürtçü, bazen AKP’ci diye görebilir. Bu belki bizim hikmetin dozajını yeterince yakalamamışlığımızdan olabilir ama bu gerçekliğin çok az bir kısmıdır. İşin aslı ise muhataplarımızın İslam’ın bakış açısını ve bizim yaklaşımımızı yeterince bilmiyor olmalarıdır. Biz her kimden gelirse gelsin zulme zulüm olduğu için karşıyız! Zulüm; ister meseleyi akledemeyen Harici IŞİD olsun, ister bize dinimiz dolayısıyla zaten uzak olan ulusalcılar, Komünistler, Sosyalistler olsun ve isterse de yaşamı Allah’tan koparmaya çalışan seküler-laikçilerden olsun her kimden geliyorsa gelsin biz ona karşı çıkarız.  Dolayısıyla şu bizim ölçümüzdür: Zulmeden velev ki Müslüman da olsa karşı çıkarız! Zulmeden Müslüman bir unsur da olabilir; ona da karşı çıkarız ve hatta onunla çarpışa da biliriz. Nitekim Hucurat Sûresinde “İki Müslüman taife karşı karşıya gelirse aralarını bulun. Ama buna rağmen taraflardan biri hala zulme ve saldırganlığa devam ediyorsa onunla çarpışın.” diyen âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Biz bunu Nisa Sûresindeki “Her kim de bir mü’mini kasten öldürürse onun da akıbeti artık içinde ebediyen kalmak üzere cehennemdir.” ayetiyle beraber dengeli bir tarzda değerlendiririz. Biz biliriz ki eğer adalet, iyilik, merhamet, insanların refaha ve barışa ulaşmaları için değil de iktidar hırsı ve ırk için olursa tek bir Müslümanı bile öldürmek ebedi cehennemi boylamamız için yeterli bir nedendir.

İslam’ın bize ancak mü’minleri veli edinmeyi emrettiğini bilmeliyiz. Sizin velileriniz Kürt ulusalcıları değildir! Yanlışlık yapan, zulmeden, kaba Harici tipler de değildir! Katil Esed’ler, Maliki’ler vs. de değildir! Hele Amerika hiçbir şekilde değildir! Peki, kimdir sizin veliniz? Ayette de buyrulduğu gibi“Şüphesiz ki sizin veliniz Allah, Rasul’ü ve namazı dosdoğru kılan, zekat veren ve Allah’a itaat eden mü’minlerdir.” Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapmaz tersine onu ıslah etmeye çalışırlar. Adil olur ve adalet yaparlar. Allah’ın tüm kavimlere aynı hakları sunduğunu bilir ve buna göre davranırlar. Onlar yeryüzünün halifesi olduklarının bilinciyle hareket ederler. Adaletin, merhametin, barışın tesis edilmesine gayret ederler. İşte sizin veliniz ancak bu tür özelliklere sahip olan mü’minlerdir. Böyle mü’minlerle beraber olun, fıkıh üretin, omuz omuza mücadele edin. Ancak böyle yaptığınızda peygamberlerin, salihlerin ve sıddıkların günümüzdeki temsilcileri olabilirsiniz. İnşallah siz o zaman âlemlerin rabbi olan Allah’ın kendi nefsine seçeceği, kendi has kulları arasına katacağı yiğitler olursunuz. Siz sadece adı Müslüman olup çirkinlik, güvensizlik, barbarlık üreten tipler olamazsınız! Mü’minleri bırakıp seküler kesimlerle birlik olan, onları veli edinen kimseler hiç değilsiniz! Siz Allah’ın nurunun kendilerinde tecelli ettiği, oradan yeryüzüne yansıdığı kimseler olmalısınız. Âlemlerin rabbi olan Allah’ın nurunun yansıması olan adalet, iyilik, barış, hikmet, bilgelik ile bezenen ve bunları yeryüzüne yayan insanlar olmalısınız. Elbette ki fıkıh edip hikmetle davranan yani İslam’ı merkeze alan bu tür kimseler Allah’ın izniyle izzet ve onurun sahibi olup melekler tarafından “Es-selamun aleykum! Siz ne güzel insanlarsınız! Buyurun buyurun ebedi kalmak üzere size vaadolunan cennete!” diye ağırlanacak kimselerden olursunuz.

Allah bizi böyle ağırlanan, o doğru fıkıh eden hikmet sahibi kimselerden eylesin.

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum