1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Dünyanın En Güzel 5 Golü
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Dünyanın En Güzel 5 Golü

A+A-

PALESTİNA

PALÄSTİNA

パレスチナ

PALESTİNE

ﻔ۔ﻠﺴﻄ۔۔ﻴﻦ

Siyâh derili futbolcu, golünü attıktan sonra beyaz formasını yukarı kaldırmış ve altındaki siyâh tişörtte İspanyolca, Almanca, Japonca, Fransızca ve Arapça olmak üzere 5 ayrı dilde (Türkiye’deki bütün televizyonlar, gazeteler ve web siteleri bu dilleri yanlış verdiler) yazılı olan ismi tüm dünyaya okutmuştu: “Filistin”.

Mali kökenli Fransız futbolcu Frédéric Omar Kanouté idi bu. Amacı, dünyanın ilgisini siyonist İsrail terör örgütünün Gazze’de işlediği soykırıma çekmekti. Başardı da.

Al – Ándalus (El- Endülüs) coğrafyasının Sevilla (İşbiliye) kentinde bulunan 45 bin 500 seyirci kapasiteli, ancak maçın oynandığı 7 Ocak gecesi 15 bin kişinin tribünde oturduğu Ramón Sánchez Pizjuán Stadı’nda kırmızı – beyazlı Sevilla Futból Club (Sevilla FC) ile eflatun – beyazlı Real Club Deportivo de La Coruña (Deprotivo La Coruña) takımları arasında oynanan Copa del Rey (Kral Kupası) 4. Tur ilk maçı, aslında sadece İspanyalılar’ı (dikkat ederseniz “İspanyollar’ı demedim, “İspanyalılar’ı” dedim; eh, Hugo Chavez’lerin ve Knaouté’lerin çağdaşı bir insan olarak bırakın bu kadarcık da devrimciliğimiz olsun, değil mi?) ilgilendiren bir maçtı ama işte Kanouté’nin o gol sevinci, bu maçı bütün dünyanın konuştuğu bir maç durumuna getirdi.

Karşılaşmanın 30. dakikasında Brezilya – İspanya çifte vatandaşı futbolcu Luís Fabiano Clemente ilk golü atmış, 40. dakikada Kanouté farkı ikiye çıkarmış, ikinci yarıda da, 80. dakikada Deportivo adına Meksikalı futbolcu Omar Bravo Tordecillas bir gol atmış ve maçı ev sahibi Sevilla 2 – 1 kazanmıştı. Bu maçın rövanşı 14 Ocak günü Galicia (Galiçya) coğrafyasının La Coruña kentinde oynanacak ve çeyrekfinale çıkacak olan takım belli olacak.

Kanouté’nin attığı gol, spor gözlüğüyle bakarsak, bir ülkedeki kupa maçında atılan herhangi bir goldür ancak golden sonraki hareketi, bu golü hiç kuşkusuz “dünya futbolunun unutulmaz golleri” arasına sokmuştur. Zaten şu anda tüm dünya bu golü konuşmaktadır.

Yeşil sahalarda atılan goller sonrası siyasî mesajların verildiği ve bu yüzden sporun dışında anlam kazanan goller pek çoktur. Her ne kadar “spor ile siyasetin biribirine karıştırılmaması gerektiğini” söyleyenler varsa da, bu söylem gerçeği yansıtmamaktadır. Daha doğrusu bunu söyleyenler sporun rûhunu kavrayamamışlardır, spordan habersizdirler. Spor, siyasetin bizzat kendisidir. Bunu anlamak için öyle derin araştırmalar yapmaya da gerek yoktur; sadece şu anda üzerinde konuştuğumuz İspanya Futbol Ligi (La Liga)’ni takip etmek ve tanımak yeterlidir.

En güzel gol, siyasî ve ideolojik mesajı olan goldür. Golü güzelleştiren, taşıdığı mânâdır.

Kanouté milyonları heyecanlandırdı. O’nun Filistin için attığı golden esinlenerek futbol hafızâmı biraz canlandıralım istedim siz sevgili okuyucular için “dünya futbol tarihinin en anlamlı 5 golünü” seçtim. Bu golleri sizlere sunarken de, önem sırasına göre değil, tarih sırasına göre dizdim. İşte sizler için seçtiğim 5 gol:

 “TANRI’NIN ELİ”

Sizler için seçtiğimiz ilk gol, Arjantinli futbolcu Diego Armando Maradona’nın İngiltere’ye elle attığı gol.

Atlas Okyanusu üzerinde, Arjantin’in hemen karşısında olan ama İngiltere tarafından işgal edilen Falkland (Malvine) Adaları için 1982 yılında Arjantin ile İngiltere arasında 6 hafta sürecek bir savaş yaşanır. 2 Nisan – 14 Haziran 1982 tarihlerinde gerçekleşen bu savaş, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) desteğini de arkasına alan İngiltere’nin zaferiyle sonuçlanır ve 258 Britanyalı’ya karşılık 649 Arjantinli’nin hayatına mal olan bu harp sonunda İngilizler adaları işgal ederler. (İngiltere 12 bin 173 km² büyüklüğündeki bu adaları halen işgali altında tutarken Arjantin bu durumu kabul etmemekte ve adalar üzerinde halen hak iddia etmektedir)

Dört yıl sonra Meksika’da düzenlenen 1986 Dünya Kupası’nda turnuvanın iki güçlü ve favori takımı olan Arjantin ile İngiltere, çeyrekfinalde karşı karşıya gelirler. Meksika’nın başkenti Ciudad de México Distrito Federal (Mexico City) şehrinde bulunan Aztek Stadı’nda 22 Haziran 1986’da oynanan maç hem siyasî açıdan, hem de futbol açısından tarihe geçer. Tam 114 bin 580 seyirci önünde oynanan bu muhteşem maçı Tunuslu hakem Ali bin Nasır yönetmektedir.

İlk yarısı golsüz sona eren maçın 51. dakikasında Arjantin millî takımının kaptanı ve efsane 10 numarası Diego Maradona sahneye çıkar. Bu dakikada Arjantinli futbolcu Jorge Alberto Valdano Castellano, ceza sahası içine bir orta yapar. Gelen topu İngiliz defans oyuncusu Stephen “Steve” Brian Hodge uzaklaştırmak isterken havalandırır ve top kendi kalecisi Peter Leslie Shilton’un üzerine doğru gelir. İngiliz kaleci Shilton ile Arjantinli yıldız Maradona (her ikisi de takımlarının kaptanı) havalanan topa birlikte yükselirler. Ancak kısa boylu bir sporcu olan Maradona’nın o topa hamle yapmak için, ellerini kullanabilme avantajı da olan kaleci Shilton’a karşı şansı hemen hemen hiç yoktur. Maradona topa yükselirken sol kolunu bir güzel kaldırır ve eliyle topu kalenin içine tokatlar. Pozisyonu iyi göremeyen Tunuslu hakem Maradona’nın golü kafayla attığını sanarak orta yuvarlağı gösterir. Başta Maradona ve Valdano olmak üzere Arjantinli futbolcular sevinç yumağı oluştururken, İngilizler iki dakika boyunca hakeme itiraz ederler. Ancak karar değişmez. Arjantin elle atılan bu golle 1 – 0 öne geçmiştir.

Bu golden sadece üç dakika sonra, 54. dakikada Maradona öyle bir gol daha atar ki, bu golle, “futbolun beşiği” olmakla övünen İngiltere’ye adeta futbol dersi verir. Bu dakikada Arjantin kendi yarı alanından çıkmak istemektedir. Héctor Adolfo Enrique, topu takım arkadaşı Maradona’ya verir. Kendi yarı alanında pası alan Maradona, kendisini engellemek isteyen ve karşısına çıkan bütün İngiliz futbolculara tek tek dripling yaparak topu tam 60 metre boyunca tek başına sürükler, kaleci dahil olmak üzere tam 7 kişiyi çalımlayarak, yani neredeyse sahadaki bütün İngilizler’i tesbih taneleri gibi sıraya dizerek bir bir çalımlar ve en sonunda son çalımı da kaleciye atarak golünü atar. Böylece 0 – 0 devam eden maçta Maradona 3 dakika içinde attığı 2 golle Arjantin’i 2 – 0 öne geçirir. Maradona’nın 7 kişiyi çalımlayarak attığı bu ikinci gol, futbol otoriteleri tarafından “Goal of the Century” (20. Yüzyılın En Güzel Golü) seçilir.

İngiltere 81. dakikada Gary Winston Lineker’in ayağından bir gol bulur ama bu onları kurtaramaz. Maçı 2 – 1 kazanan Arjantin yarıfinale yükselirken, İngiltere turnuvaya veda eder. (Arjantin bu kupada şampiyon oldu)

Maçtan sonra Maradona’nın her iki golü de bütün dünya tarafından hayretle izlendi. Birinci gol elle atıldığı için, ikinci gol de ustaca olduğu için. Ancak maçtan sonra Maradona’nın kameralar karşısında yaptığı açıklamada söylediği söz, gollerden daha fazla konuşuldu. Kendisine elle atılan birinci gol için soru soran gazetecilere Maradona, “O el Tanrı’nın eliydi” dedi. İşte bu söz nedeniyle bu gol insanların hafızalarına hiç silinmeyecek derecede kazındı. Anti – emperyalist kişiliğiyle tanınan Maradona, “Tanrının eli” derken, dört yıl önce Arjantin ile İngiltere arasındaki Falkland Savaşı’na atıfta bulunuyor ve “Tanrı haksız ve işgalci olan İngiltere’ye tokat attı, cezalandırdı ve adalet yerini buldu” demek istiyordu.

İSLAM DEVRİMİ’NDEN ABD EMPERYALİZMİNE BİR TOKAT DA FUTBOLDA

Sizler için seçtiğimiz ikinci gol, İranlı futbolcu Mehdi Mehdewikia’nın ABD’ye attığı gol.

11 Şubat 1979’da Allâh ve adalet âşığı İran halkının İmâm Humeynî önderliğinde gerçekleştirdiği ve 2 bin 500 yıllık şâhlık rejimini yıkan âzîz İslam Devrimi, dünya emperyalizminin ve sömürgeci şeytanî güçlerin tarihte yediği en büyük tokattı. Devrimden sonra İran ile ABD arasında diplomatik ilişkiler kesilmişti.

Devrimden on dokuz yıl sonra, Fransa’da düzenlenen 1998 Dünya Kupası’nda İran ile ABD futbol takımları aynı gruba düşerler ve F Grubu’nda biribirlerine rakip olurlar. İki ülke arasında İslam Devrimi’nden sonraki ilk futbol maçı olacaktır bu. Rhône – Alpes il merkezi Lyon kentinde bulunan Gerland Stadı’nda 21 Haziran 1998’de oynanan maçın futbol açısından aslında pek önemli değildi, zira her iki takımın da turnuvada fazla bir iddiası yoktur. Ancak dünya emperyalizminin başı ile evrensel devrimci muhalefetin merkezi olan iki gücün karşı karşıya gelmesinden ötürü, 6 milyar insanın sonucunu en çok merak ettiği maç olur. Sportif açıdan fazla bir önem arzetmediği halde daha oynanmadan “Kupanın En Önemli Maçı” seçilir. Tam 39 bin 100 kişi önünde oynanan bu sıradışı maçta İsviçreli hakem Urs Meier düdük çalar.

Maçın ilk yarısını İran, 40. dakikada Hamid Estilî’nin attığı golle 1 – 0 önde kapatır ancak kimse “zafer havasına” girmez. Zira daha koskoca bir ikinci yarı oynanacaktır ve henüz her türlü sonuca açık bir durum vardır. Maçın bitmesine 6 dakika gibi kısa bir süre kala sonuç halen bu şekildedir. İlk golünü ilk yarının bitmesine 5 dakika kala kaydeden İran, ikinci golü de maçın bitmesine 6 dakika kala atar. 84. dakikada Mehdi Mehdewikia’nın golüyle İran 2 – 0 öne geçince tribünler ayağa kalkar ve sevinçten adeta stad yıkılır. Bu, İran’ın zaferini garantileyen goldür. Gerçi bu golden sadece üç dakika sonra, 87. dakikada Brian McBride ABD asına karambolden bir gol kaydeder ancak bu onları kurtaramaz. İran, ABD’yi 2 – 1 yener.

Maçtan sonra dünyanın beş kıt’âsında sevinç gösterileri düzenlenir. Yüz yıllık futbol tarihinde yaşanmamış bir olaya şahîd olunur. Zira futbol tarihinde bugüne dek hiçbir gol, böylesine dünya çapında bir kutlamaya yol açmamış, hiçbir galibiyet bu denli evrensel bir çapta sevinçle sonuçlanmamıştır. ABD emperyalizmine karşı nefret duygularıyla dolu olan dünya halkları sokaklara dökülür. Asya’da, Afrika’da, Avustralya’da, Avrupa’da ve Amerika’da kitleler meydandadır, sabahlara kadar süren sevinç kutlamaları yaparlar. Jakarta’dan Tahran’a, Kuala Lumpur’dan Kahire’ye, Nairobi’den İslamâbâd’a, Lagos’tan Atina’ya, Stockholm’dan Buenos Aires’e, Barcelona’dan Rio de Janeiro’ya kadar İran’ın zaferi kutlanır. Sadece Müslümanlar değil, Uzakdoğu’daki Budistler, Afrika’daki kabileler, Latin Amerika’daki sosyalistler ve emperyalizme karşı olan Avrupalı beyazlar İran bayraklarıyla sokaklara dökülürler. İslamî İran’ın başındaki yöneticiler ABD emperyalizmine karşı duruşlarında dünya halkları nezdinde desteklendiklerini zaten bilmektedirler ancak bu desteğin onların tahmin ettiğinden de daha büyük ve evrensel çapta olduğunu bu maç vesileyle anlamış olurlar.

Maçtan sonra bir açıklama yapan ve İran Millî Takımı'nın zaferini değerlendiren İslâm İnqlâbı Rehberi Seyyîd Ali Hûseynî Hamaneî, “İran İslâm Devrimi'yle bugüne dek her alanda yaptığı tüm savaşları kaybeden ABD emperyalizmi, bir yenilgi de futbolda aldı” şeklinde bir açıklama yapar ve millî takımı kutlar. İran, Iraq, Lübnan ve Filistin'deki sevinç gösterileri sabahlara dek sürer. Hatta Lübnan’daki Hizbullâh üyeleri ve Filistin’deki çeşitli örgütlerin mensupları belki de ömürlerinde ilk defa bir futbol maçını kutlamak için gösteriler düzenlerler.

O zaman ABD Başkanı olan Bill Clinton, sonraki yıllarda emekli olduktan sonra yazdığı hâtıralarında, “Sekiz yıllık başkanlık dönemimde bana en fazla acı veren olay, Dünya Kupası'nda İran'a yenildiğimiz futbol maçıydı” diyecekti.

İlginç olan bir diğer nokta da, İran İslam Devrimi’nin önderi İmâm Humeynî’nin devrimden önce Fransa’da sürgünde olması ve devrimi buradan yönlendirmiş olmasıydı. Böylece İran, ABD’ye karşı ikinci zaferini de yine Fransa üzerinden kazanmıştı. 

SİYÂH ADAM BEYAZ ADAM’DAN İNTİKAMINI ALDI

Sizler için seçtiğimiz üçüncü gol, Senegalli futbolcu Papa Bouba Diop’un Fransa’ya attığı gol.

Batı Afrika ülkesi olan Senegal, bağımsızlığını kazandığı 18 Haziran 1960 tarihine kadar Fransa’nın bir sömürgesiydi. 1677 – 1960 tarihleri arasında, 300 yıla yakın uzun bir zaman zarfında bu toprakları işgali altında tutan Fransız emperyalizmi, Senegal’de her türlü katliâm ve soyguna, binbir türlü vâhşet ve zûlme imza atmıştı.

Japonya ve Güney Kore’nin ortaklaşa düzenlediği 2002 Dünya Kupası, oldukça anlamlı bir maçla start alacaktır: Senegal – Fransa. Kupanın açılış maçında A Grubu’ndaki bu düşman ülkeler karşı karşıya gelirler. Güney Kore’nin başkenti Seul şehrinde bulunan Dünya Kupası Stadı’nda 31 Mayıs 2002’de oynanan maçta herkes Fransa’yı favori görüyordu; zira ilk kez bir dünya kupasına katılan küçücük Senegal, tarihinde ilk kez bir dünya kupası maçı oynayacaktı. Tam 62 bin 561 kişinin izlediği bu sıradışı maçta Birleşik Arap Emirlikleri’nden Ali Mûhâmmed Buysaim hakemlik yapar.

Hem Pan – Afrika, hem de Senegal bayrağı olan “yeşil – sarı – kırmızı” renkli formayla sahaya çıkan Senegal, büyük bir sürprize imza atar ve Fransa’ya tarihî bir ders verir. Senegal, 30. dakikada Bouba Diop’un attığı muhteşem golle ezelî düşmanı Fransa’yı 1 – 0 yener. Senegal’in bu anlamlı zaferi, sadece bu ülkede değil, bütün Afrika kıt’âsında coşkuyla kutlanır. Özellikle daha önce Fransa’nın sömürgesi olan ülkelerde halk sokaklara dökülür ve saatlerce bu zaferi kutlarlar.

Maçtan sonraki basın toplantısında konuşan Senegalliler, “Bizim bu Dünya Kupası'nda tek hedefimiz vardı, o da aynı gruba düştüğümüz Fransa'yı yenmek. Amacımıza ulaştık, artık isterse geri kalan tüm maçlarımızı kaybedelim” diyorlardı.

Senegalliler öyle diyorlardı demesine ama, “Asya kıt’âsında düzenlenen ilk dünya kupası” olma özelliği taşıyan 2002 Dünya Kupası, adeta bir “ilk”ler kupası olmuştu. Senegal, ilk kez katıldığı bir dünya şampiyonasında çeyrekfinale kadar yükselmişti ve dünya kupası tarihinde “çeyrekfinal oynayan ilk Afrika ülkesi” olmuştu. O yıla kadar ayrıca hiçbir İslam ülkesi dünya kupasında çeyrekfinal yüzü görmemişti ve 2002’de bir değil, iki Müslüman ülke adını çeyrekfinale yazdırmıştı. İlginç olan, bu iki Müslüman ülke, Senegal ve Türkiye, çeyrekfinalde biribirlerine rakip olmuşlar ve maçı uzatma dakikalarında İlhan Mansız’ın attığı golle Türkiye 1 – 0 almıştı.

IRAQ’I BİRLEŞTİREN GOL

Sizler için seçtiğimiz dördüncü gol, Iraqlı futbolcu Yunus Mahmud Xalif’in Suudî Arabistan’a attığı gol.

ABD emperyalizmi eliyle 20 Mart 2003’te başlayan Iraq işgali 2 milyon insanın hayatına mal olmasının yanı sıra bir ülkeyi harabeye çevirmiş, farklı mezheplerden ve etnik kökenlerden olan Iraq halkı arasında kin ve düşmanlık tohumları ekilmiş ve ülke resmen parçalanmıştı. İşgalden bu yana Iraq topraklarında silahlar, bombalar, ölümler ve nefret söylemleri eksik olmuyordu.

Endonezya, Malezya, Tayland ve Vietnam’ın ortaklaşa düzenlediği 2007 Asya Kupası’na Iraq millî takımı işte bu şartlar altında katılmıştı; varlığıyla yokluğu belli olmayan bir ülkenin varlığıyla yokluğu arasında pek bir fark olmayan millî takımı olarak. Ancak Iraq turnuvada hiç kimsenin beklemediği bir başarıya imza atarak finale kadar yükselir. İnanılması güç ama gerçekti; Asya Kupası’nın finalinde güçlü Suudî Arabistan’ın rakibi böyle bir Iraq’tır. Endonezya’nın başkenti Jakarta şehrinde bulunan Gelora Bung Karno Stadı’nda 29 Temmuz 2007’de oynanan maçta herkes Suudîler’i favori görür; dahası Iraq’ın buraya kadar gelmiş olması bile “mucize” olarak değerlendirilir. Tam 60 bin seyirci önünde oynanan bu unutulmaz maçı Avustralyalı hakem Mark Shield yönetir.

Maçın 74. dakikasında Iraq bir korner atışı kullanır. Mûhâmmed Molla Hawar’ın kullandığı korner atışına iyi yükselen Yunus Mahmud Xalif, harika bir kafa golü atar ve maçı 1 – 0 kazanan Iraq, “Asya Şampiyonu” olur. Atılan golden sonra sahada büyük bir sevinç yumağı oluşturan Iraqlı futbolcular adeta kardeşlik mesajı verirler. Kimi Şiî Arap, kimi Sûnnî Arap, kimi Kürt, kimi de Türkmen olan futbolcular, Iraq adına attıkları golden sonra biribirlerine sarılıp sevinç halkası oluştururlar. Ülkenin hemen hemen bütün etnik ve mezhebî kimliklerinden isimleri bünyesinde barındıran Iraq Millî Takımı’nın bu büyük başarısının ardından Iraq’ta halk sokaklara dökülür. Basra’dan Necef’e, Bağdat’tan Erbil’e, Kerkük’ten Süleymaniye’ye kadar tüm insanlar sevinç gösterileri düzenlerler. Dört yıl önce başlayan işgalden bu yana halk belki de ilk kez “sevinmek ve kutlamak için” gösteri düzenlemektedir. Ülkenin bütün etnik ve mezhebî kimlikleri “Iraq” kimliği etrafında kenetlenmiş ve aynı duygularla aynı zaferi kutlamaktadır.

Bununla birlikte, Iraq’a şampiyonluğu getiren golün en güzel tarafı da neydi, biliyor musunuz? Korner atışını kullanan futbolcu Kürt, kafayla golü atan futbolcu da Türkmen’di. Böylece Saddam Hûseyn zamanında her türlü zûlme maruz kalmış ve sindirilmiş olan, işgalci ABD tarafından da Iraq’ı parçalamak için kullanılmaya çalışılan iki “alt kimlik”, Kürt ve Türkmen kimliği şampiyonluk golüne ortak imza atarak Iraq’ı BİRLEŞTİRMİŞTİ.

Evet, Mûhâmmed Molla Hawar bir Kürt, Yunus Mahmud Xalif ise bir Türkmen’di. Golü atan Yunus Xalif’in diğer bir ilginç özelliği de, bu etnik ayrılık ve düşmanlığın en fazla körüklendiği kent olan Kerkük doğumlu bir futbolcu olmasıydı.

FİLİSTİN İÇİN ATILAN GOL

Beşinci golümüz ise, Frédéric Omar Kanouté’nin geçen gün Filistin için attığı gol.

Kanouté’nin gol sonrası sevinci, “FİLİSTİN” yazılı tişörtüyle Gazze halkı için ortaya koyduğu dayanışma örneği ve siyonist İsrail terör örgütünü protesto etmesi sebebiyle bu gol hiçbir zaman unutulmayacak.

Ve bu golün her hatırlanışında insanlar Gazze’deki soykırımı yeniden anımsayacak, yeniden anımsayacak, yeniden anımsayacak ve siyonistlerin vâhşetini hâfızalarında sürekli canlı tutacaklardır.

Teşekkürler Kanouté.

Tişörtüne 5 ayrı dilde “FİLİSTİN” yazan Kanouté’ye biz de 5 ayrı alfabeyle “KANOUTÉ” yazarak teşekkür ediyoruz:

KANOUTÉ

ﻜ۔ﺎﻨﻭﺗ۔ﻲ

カヌーテ

कनौटे

卡努特

 

ibrahim.sediyani@hotmail.de

YAZIYA YORUM KAT

11 Yorum