Dünyada ve Türkiye'de Vicdani Ret

27.07.2009 12:38

Sami Gören

Ergenekon vakıası, darbe planları, 30 yıldır devam eden kirli savaş; halkta askerliğin sorgulanmasına "Vicdani Ret" kavramının tartışmaya açılmasına yol açmıştır.

Türkiye, yarım asırdır Avrupa Birliği üyesi olmak istemektedir. Bu alanda büyük reformlar gerçekleştirmiş olmakla birlikte; vicdani ret konusu Türkiye’yi sıkıntıya sokan konuların başında gelmektedir. Zira AİHM’in 24 Ocak 2006 tarihinde vermiş olduğu Osman Murat Ülke kararının üzerinden iki yıla yakın bir sürenin geçmesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu konuda herhangi bir yasal düzenleme yapmamıştır. AB’de de Türkiye’ye ilişkin 2006 düzenli raporunda bu hakkın yasal olarak tanınmasına ilişkin herhangi bir gelişmenin yapılmadığının altını çizmiştir. AB’ye üye olmak isteyen Türkiye’nin uluslararası hukukta belirtilen standartlar çerçevesinde bu hakkı tanıması gerekmektedir.

Vicdani Ret

Vicdani retti, “bir kişinin etnik, din, ahlak, insani, felsefi, politik ve benzer nedenlerle askere gitmeyi reddetmesi” olarak tarif edebiliriz.

47 üyeli Avrupa Konseyi’nde yalnızca 2 devlet (Türkiye ve Azerbaycan) vicdani ret hakkını tanımamaktadır. Diğer 47 üyenin 20’sinde profesyonel ordular bulunmaktadır. 25 üye devlette zorunlu askerlik bulunmakla birlikte vicdani ret hakkı tanınmakta ve bu hak kapsamında zorunlu askerlik hizmetinin yerine alternatif hizmette bulunma olanağı sağlanmaktadır.

AB üyesi 27 ülkeden 14’ünde zorunlu askerlik sistemi bulunmamaktadır. Diğer anlamıyla bu ülkelerde profesyonel ordular bulunmaktadır. Bu ülkeler şunlardır; Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Hollanda, Birleşik Krallık, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Portekiz, Slovekya, Slovenya.

Geri kalan 13 ülkede ise alternatif hizmet sistemi bulunmaktadır:

Almanya’da Anayasa’nın 4. maddesinin 3. fıkrası “hiç kimse vicdanı karşısında zorla askeri hizmet yapmaya zorlanamaz...” demektedir. Almanya’da vicdani retçilerin yönlendirildikleri yerler Gençlik, Aile, Kadın ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı, Federal Sivil Servis Ofisleri tarafından yönetilen, alternatif hizmet yerleri olmaktadır. Bunların süresi de askerlik süresi gibi 9 aydır.

Avusturya, 1991 yılından beri vicdani ret hakkını tanımaktadır; alternatif hizmetin süresi 12 ay, askerlik süresi 8 aydır.

Danimarka, bu hakkı 1917 yılından beri yasal olarak tanımaktadır; askerlik ve alternatif hizmetin süresi 9 aydır.

Finlandiya, vicdani ret hakkını 1931 yılından beri tanımaktadır; alternatif hizmet süresi 13 ay, askerlik süresi 6 aydır.

İsveç, bu hakkı 1920 yılından beri tanımaktadır; alternatif hizmet süresi de, askerlik süresi de 7.5 aydır.

Yunanistan 1998 yılında vicdani ret hakkını tanımıştır. Askerlik süresi 12 ay olup, alternatif hizmet süresi 23 aydır.

Bulgaristan’da Anayasa’nın 59/2. maddesinde zorunlu askerlik hizmetinin yerine alternatif hizmette de bulunabileceği belirtilmektedir. Alternatif hizmetin süresi 13.5 ay olmakla birlikte, üniversite mezunları için bu süre 9 aya inmektedir. Fakat, bu ülkede zorunlu askerlik 2008 yılından itibaren kaldırılacaktır.

Estonya’da 1991 Anayasasının 124. maddesi vicdani ret hakkını tanımaktadır. Alternatif hizmetin süresi 16 aydır. Askerlik süresi 8 aydır.

Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Ulusal Savunma Kanunu’na göre, askerlik süresi 26 ay, alternatif hizmet süresi 42 aydır.

Letonya, Alternatif Hizmet Kanunu’na göre, askerlik süresi 12 ay, alternatif hizmet süresi 24 aydır.

Litvanya, vicdani ret hakkını 1992 Anayasasının 139. maddesinde tanımıştır. Askerlik süresi 12 ay, alternatif hizmet süresi 18 aydır.

Polonya’da vicdani ret hakkı 1988 yılında Anayasa’nın 85. maddesinde tanınmıştır. Askerlik süresi 11 ay, alternatif hizmet süresi 18 aydır.

Romanya, 1996 yılından beri alternatif hizmet imkanına sahiptir. Bu hizmetin süresi 12 ay olmakla birlikte, üniversite mezunları için 6 aydır. Ancak askerlik süresi normalde 8 ay olmakla birlikte, üniversite mezunları için 4 ay olarak düzenlenmiştir.

Sonuçta, Almanya, Danimarka ve İsveç dışındaki ülkelerin tümünde alternatif hizmet süreleri askerlik sürelerinden daha uzundur. Fakat, Avrupa Sosyal Şartının 2. Bölümünün “çalışma hakkı” başlıklı 1. maddesinin 2. bendi taraf devletlerin “Çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarını etkin biçimde korumayı” taahhüt ettiğini belirtmiştir. 28 Haziran 2000 tarihinde Avrupa İşleri için Quaker Konseyi’nin Yunanistan karşısındaki alternatif hizmet sürelerinin uzun olmasına ilişkin başvurusunu değerlendiren Avrupa Sosyal Haklar Komitesi, ilgili maddenin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

AİHS ve AİHM Kararlarında Vicdani Ret

Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB)’nde, BM Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nde düzenlenmiştir.

BM İnsan Hakları Komitesi’nin 1989 yılında verdiği karara göre; “Sözleşme vicdani ret hakkına açıkça değinmemektedir, ancak Komite, öldürücü güç kullanma yükümlülüğünün vicdan özgürlüğüyle ve kişinin dinini ya da inancını ortaya koyma hakkıyla ciddi biçimde çatışabilecek olması nedeniyle 18. maddeden böyle bir hakkın çıkarılabileceğine inanmaktadır.” (Paragraf 11)

AİHS’nin 9. maddesi düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenlemekle birlikte, aynı sözleşmenin 4/3. maddesi “zorunlu askerliğe” ilişkin bir istisna getirmektedir. Bu maddede; “askeri nitelikte bir hizmet veya inanç nedeniyle askeri hizmete katılmama hakkının tanındığı ülkelerde zorunlu askeri hizmet yerine yüklenen başka bir hizmet, kölelik ve zorla çalıştırma yasağının” dışında tutulmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) şimdiye kadar vicdani ret hakkına ilişkin açılan davaların hiç birinde 9. maddeden dolayı ihlal kararı vermemiştir. Mahkeme bu tip davalarda, ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. madde veya işkence, kötü muamele ve onur kırıcı muameleyi yasaklayan 3. madde kapsamında kararlar vermektedir. Örneğin, Mahkeme genelde Yehova Şahitlerinin Yunanistan’a karşı açtığı davalarda 14. maddenin ihlali yönünde kararlar vermiştir. 1950 yılında imzalanan bu anlaşmanın o yıllardaki siyasal, sosyal, kültürel vs. koşulları ile şimdiki dönemin koşulları aynı değildir. AİHM’in bu tavrı uluslararası hukukta vicdani ret hakkına ilişkin yaklaşımla çelişki arzetmektedir.

AİHM’nin bu tavrına karşı Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi çok daha pozitif bir tavır takınarak, 1987 yılındaki tavsiye kararında (Karar No: 87/8) şöyle demiştir; “Zorunlu askerlik hizmeti olduğu halde, vicdani sebeplerle silah kullanmayı reddeden herkes, tavsiye kararında belirlenen şartlar dahilinde hizmetten muaf tutulmalıdır. Bu kişiler bunun yerine alternatif hizmet yapabilir.” Ayrıca, Komite üye devletlere iç hukuklarında bu hakkı şimdiye kadar tanımamaları durumunda ilgili yasal düzenlemeleri yapmalarını tavsiye etmektedir.

Bakanlar Komitesi, bu tavsiye kararını onaylarcasına 1987 tarihindeki diğer bir kararında da (Karar No: 46) vicdani ret hakkını düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün kapsamı içinde değerlendirmiştir.

Bununun dışında Avrupa Parlamentosu (AP) 13 Ekim 1989 tarihli kararında üye devletleri “özgürlük ve toplumun tüm üyelerine eşit davranma ilkesine tamamen saygıyla, askere alınan herkesin, silahlı veya silahsız askeri hizmeti, vicdan temelinde herhangi bir zamanda reddetme hakkını garanti etmeye” (Paragraf 11) çağırmaktadır. Böylece, AP silahsız askeri hizmetin ret edilmesini de vicdan özgürlüğü esasında almış yani bir şekilde total retçilere de saygılı olunması gerektiğini belirtmiştir.

Parlamento, 11 Mart 1993 tarihindeki diğer bir kararında da “BM İnsan Hakları Komisyonu'nun 89/59 nolu kararı ile askerlik hizmetinin vicdanen reddini tanıdığını, vicdani ret hakkının Üye Devletlerin yasal sistemleri içerisine alınması gerektiği”nin (Paragraf 46) altını çizerek üye ülkelerin yasal düzenlemelerini vicdani ret hakkını tanır duruma getirmeleri gerektiğini önemle belirtmektedir. Parlamento, bu hususu 18 Ocak 1994 tarihli kararında yeniden yenilemiştir.

Türkiye'de Zorunlu Askerlik ve Vicdanî Ret

Türkiye’de ordu politik, ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamımızda kendini güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Hukuk sistemimizde de aynı güçlü etki görülmektedir. Örneğin, 1982 Anayasasının Geçici 15. maddesi ile ülkeye iç huzur ve barış getirdiklerini ifade eden 12 Eylül askeri darbecileri hala yargılanamamaktadır.

Türkiye Anayasasının “politik haklar ve görevler” başlıklı 5. bölümünün 72. maddesine göre “Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.” İç hukuk mevzuatımızda Anayasa askerliğin “kanunla” düzenleyeceğini belirtmektedir.

Nitekim, 1111 Sayılı Askerlik Kanunu ve 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu askerliği zorunlu kılmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 318. maddesi (eski TCK’nin 155. maddesi) vicdani retçiliği “halkı askerlikten soğutma” suçu içerisinde nitelendirmektedir. Yeni Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi de bunu bir terör suçu saymaktadır. TCK’nın 319. maddesi ise “askerleri itaatsizliğe teşvik” suçunu düzenlemektedir.

Türk Askeri Ceza Kanunu’nun (ACK) 87/1. maddesi silah taşımayı kabul etmeyen ve üniforma giymeyenleri “emre itaatsizlik” suçu içerisinde değerlendirerek 5 yıla kadar, bu suçun savaş durumunda işlenmesi durumunda 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceğini düzenlemektedir. ACK’nin 88. maddesi ise 87. maddedeki suçun “toplu asker karşısında veya hizmetten savuşmak için veya silahlı iken yapılması” halinde ise verilecek ceza 10 yıla kadar artabilmektedir.

ACK’nin altıncı faslındaki “cezaya ehliyet veren ve bunu kaldıran ve hafifleten sebepler” başlığının 45. maddesindeki genel düzenlemede, “bir şahsın hareketini vicdanına veya dinine göre lazım saymış olması, yapmak veya yapmamakla vukua gelen bir cezayı mucip olmasına mani teşkil etmez” diyerek aslında vicdani ret hakkını kabul etmeyenler için başka bir yasal dayanak oluşturmaktadır.

Vedat Zincir, Tayfun Gönül, Erhan Akyıldız, Ali Tevfik Berber, Osman Murat Ülke, Mehmet Tahran, Halil Savda vicdani retçi oldukları için Askeri Mahkemelerde yargılanıp, mahkum oldu. TCK 318. maddesi uyarınca Perihan Mağden, Birgül Özbarış, Hasan Bayar ve Ali Gürbüz haklarında davalar açıldı.

AİHM – Ülke Kararı

Osman Murat Ülke bu sorunu ilk kez kamunun dikkatine sundu ve çeşitli aralıklarla toplam 43 ay hapis cezasına çaptırıldı. Osman Murat Ülkenin AİHM’e yapmış olduğu başvuru 24 Ocak 2006 tarihinde sonuca bağlandı. Bu karar şöyleydi:

“Başvurucu aleyhine mevcut olan çok sayıda kovuşturma ve kovuşturmanın sonucu olarak ortaya çıkan mahkumiyetlerin kümülatif etkileri ve kovuşturma ve ceza süreleri arasındaki ardıllık ilişkisi ve başvurucunun hayatının geri kalan kısmında kovuşturulabilecek olması olgusu başvurucunun askerlik hizmetini yapmasının sağlanması amacı ile orantılı olmamıştır. Söz konusu işlemler başvurucunun entelektüel kişiliğini ezmeyi, başvurucuyu aşağılayan ve onu alçaltan korku ve tedirginlik hislerinin doğmasına neden olmayı, reddiyetini ve kararlılığını kırmayı amaçlamıştır. Başvurucunun hemen hemen “medeni ölüm” olarak tabir edilebilecek gizli bir yaşamı sürmeye zorlanması ve başvurucunun bunu kabul etmek zorunda kalmış olması demokratik bir toplumdaki cezalandırma rejimine aykırıdır.

Sonuç olarak Mahkeme, olayları bir bütün olarak ele alarak ve söz konusu işlemlerin süreklilik halini ve ciddiyetini göz önüne alarak başvurucunun maruz kaldığı muamelelerin bir ceza mahkumiyetinde veya tutuklulukta bulunan normal alçaltma unsurunun ötesine giden ciddi bir ıstırap ve acıya neden olduğunu belirtmektedir.”

Özetle, mahkeme bu durumu alçaltıcı muamele olarak değerlendirmiş ve sözleşmenin 3. maddesinin ihlali yönünde kara vererek, Türkiye’nin davacı tarafa 11 bin Avro tazminat ödemesine karar vermiştir.

AİHM “Türk mevzuatında askeri üniformayı vicdani veya dini sebeplerle giymeyi reddedenler açısından herhangi ‘özel bir hükmün’ bulunmadığını” önemle belirtti. Bunun anlamı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vicdani retçileri yargılayacak olan yasal araçlara sahip olmamasıdır. Ayrıca yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre suç ve ceza arasında orantısızlığın olmasıdır. Haliyle, kanuni bir düzenlemenin iç mevzuatlarda olmamasından dolayı da vicdani retçiler sadece bir kere cezalandırılmamakta, süreklilik arzeden bir cezalandırma sistemine tabi tutulmaktadır. Mahkeme, bunun bir problem teşkil ettiğini belirterek, Türkiye Cumhuriyetinin bu anlamda ilgili yasal düzenlemeleri yapmasına dikkat çekmektedir ki, Sözleşmenin 1. maddesine göre de taraf devletler sözleşmedeki hak ve özgürlükleri kendi yetki alanları içindeki herkese tanımakla yükümlüdür.

Sonuç

AİHM’in 24 Ocak 2006 tarihinde vermiş olduğu Osman Murat Ülke kararının üzerinden iki yıla yakın bir sürenin geçmesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu konuda her hangi bir yasal düzenleme yapmamıştır. Yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye halen 47 Avrupa Konseyi ülkesi içerisinde vicdani ret hakkını yasal olarak tanımayan iki ülkeden biridir. AB de Türkiye’ye ilişkin 2006 düzenli raporunda bu hakkın yasal olarak tanınmasına ilişkin herhangi bir gelişmenin yapılmadığının altını çizmiştir.

AB’ye üye olmak isteyen Türkiye’nin bu konuyu tartışmaya başlayıp, uluslararası hukukta belirtilen standartlar çerçevesinde bu hakkı tanıması gerekmektedir.

  • Yorumlar 8
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim