1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. DERGİLER

  4. Dünya ve İslam Yayın Hayatına Başladı
Dünya ve İslam Yayın Hayatına Başladı

Dünya ve İslam Yayın Hayatına Başladı

Dünya sorunları ile İslam'la, İslamcılıkla ile ilgili olanların yararlanacakları önemli yazıların yer aldığı Dünya ve İslam yayın hayatına başladı.

A+A-

Asım Öz'ün değerlendirmesi:

Müslüman düşünce geleneğini bir bütün olarak gören ve sahiplenen Dünya ve İslam gazetesinin 'tanıtım' mahiyetinde de görülebilecek ilk sayısı çıktı. Genel Yayın Yönetmenliğini Yasın Demir'in yapmış olduğu gazete mizanpajı açısından Le Monde Diplomatique ile Turquie Diplomatique tarzına yakın.

Gazete denilse de bence dergi havasında ve analizler yazılarının çoğunlukta oldu bir yayın organı Dünya ve İslam. Hem iki aylık bir gazete düşüncesi pek yerinde bir tanımlama değil.

Gazetenin adı ilk sayısı 1990 yılında yayımlanan üç aylık Dünya ve İslam dergisini anımsatıyor okurlara. Fakat iki yayın organı arasında gerek biçim gerekse içerik olarak önemli farklılıklar bulunmakta. Sanırım bu farklılıklar bir süre sonra daha da fark edilecektir.

Dünya ve İslam'ın Müslüman düşünce geleneğini bir bütün olarak görse de bu gelenek içinde kaynaklara dönüş hareketi çerçevesinde ihya, ıslah ve tecdit gayesini amaçlayan İtthad-ı İslam düşüncesini savunup yaygınlaştırma tutum ve tavrını önceleyen bir yaklaşımı var.

Dünya ve İslam'da Ortadoğu'da baskıcı rejimlere karşı meydana gelen ayaklanmalardan uluslararası ilişkilere Seyyid Kutub'tan Kemalizm öncesi ve sonrasında İslamcı muhalefete, Tunuslu Hayrettin Paşa'dan seksen sonrasında Müslümanların yaşadığı sorunlara kadar pek çok konuda önemli yazılar yer alıyor. Yayımlanan yazılar çoğunlukla değişik yayınlardan çevrilmiş olsa da ilk defa yayımlanan önemli metinler de yer alıyor.

Farklı yayın organlarından yapılan veya alıntılan çeviri metinlerde hatırlatma, ekleme ya da uyarma şeklinde karşımıza çıkan noktalara değinilmemiş. Dünya ve İslam'ın yayın tarzını anlamayan pek çok okur söz konusu farklı yazılar arasındaki bağlantıyı görmekte zorlanacaktır. Bu husus genel olarak gazetenin editörden notunda belirtilmiş:

"Dünya ve İslam olarak yayınladığımız yazıların içeriğine; aktarılan bilgilerin gerçeklik değerine, yaklaşım tarzına, yapılan analizlere ve çıkan sonuçlara tümüyle katılmamız söz konusu değildir. İslami sorumluluk bilinciyle ortaya konmamış her eserde, birçok olumsuzluğun bulunması tabiidir. Bizim bu tür yazılar yayınlamaktan maksadımız İslami çevrelerdeki durağanlık ve düşünsel tıkanıklığın aşılmasına bir nebze de olsa fayda sağlamaktır."

Dünya ve İslam ayrıca "Kitap fikir" başlıklı bir kitap eki de hazırlamış. Sonraki sayılarda daha ayrıntılı ve çeşitli metinlerin yayımlanacağı bu ekte Mana ve Mahya Yayınlarına geniş yer verilmiş. Mana Yayınları sahibi Latif Kınataş'la yapılan söyleşi Türkiye'deki kültürel yayıncılığın yaşamakta olduğu sıkıntılara dair önemli tespitler sunuyor. İslamcılığın krizinden söz edilen bu vasatta Abdülhamid A. Ebu Süleyman tarafından kaleme alınan Müslüman Aklın Krizi'nin tartışılmasının kayda değer sonuçları olacaktır.

Ahmet Oktay bir dizesinde der ki: "İnsan daima anımsar." Dünya ve İslam'ı hazırlayanlar bu sayıda İslamcılıkla ilgili olarak gerek isimler düzleminde gerekse yayın organları düzleminde anımsamaya özel bir yer ayırmışlar. 1966 Ağustos'unda şehit edilen Seyyid Kutub bu anımsama siyasetinde daha geniş bir yer tutmuş.

Şunu belirtmek lazım: Seyyid Kutub üzerine yazmak zor. Çünkü düşünce ve eylem bakımından farklı bir konumu var onun. Düşünceleri uğruna ölümü göze alması zoru belirgin olarak başarmasını gösterir. Seyyid Kutub'un düşünceleri kadar Türkiye'de algılanma ve okunma biçimine odaklanan özel dosyada "kitabi" İslamcılık tartışmalarının teori ve hayat konusundaki yaklaşımlarını anlamak için önemli tespitler yer alıyor. Soruşturma şeklindeki cevaplarda osun kısa yazı biçimindeki yazılarda olsun hatırlatma kadar eleştirel bakışlar da var.

Dosyada, Kutub'un düşüncelerindeki ana temaları cahiliye, ayrışma Müslüman toplumun inşası gibi meseleleri yani eleştirel derdin tasviri yanında çözümlenmesi de deneniyor. Böylelikle hem Kutub'un edimini hem de diğer yazarların onu kavrama edimlerini kavramak mümkün. Hamza Er şunları söylüyor Kutub'un düşüncelerinin Türkiye'de algılanması konusu etrafında: "Maalesef insanları ve fikirleri tüketmesini çok iyi beceriyoruz. Seyyid Kutub heyecanlara malzeme yapılmış. O'nu anlayacak, fikirlerini zenginleştirecek bir çaba içersine girilememiştir.Kutub'un Kuran toplumu idealini doğru anlayamayanlar, kadrosuz, halksız İslami devlet hayalleriyle vakit geçirmişlerdir.(...)

Bugün ise gelinen nokta daha vahim bir hal almıştır. İslam'ın laik, liberal ve demokratik anlayışlarla çatışmayacağı, barışık yaşayabileceği vurguları kabul görmektedir. Nötr devlet, dini olmayan Adalet temelli devlet yaklaşımlarına akademisyenler, ilahiyatçılar ve hareket önderleri beyat etmişlerdir."

Makul ve mantıklı bulunacak bu değerlendirmeler umarım tartışılır. Tabi şunun da farkında olunmalı Türkiye'de Mısır'da olduğu gibi müstakil bir "Kutubçuluk" meydana gelmemiştir. O nedenle Türkiye İslamcılığı üzerinde Seyyid Kutub çok okunduğu yıllarda bile belirleyici bir etkide bulun(a)mamıştır. Heyecanlı kabullerin ötesine geçmeyen bir okuma söz konusu olmuştur. Ne kadar farkına varıldı bilmiyorum ama Hasan el Hudaybi çizgisindeki Müslüman Kardeşler hattı daha belirleyici bir tesir oluşturmuştur. Bu konuda Ercümend Özkan'ın dönemsel tanıklıklarına bakılabilir.

Nuri Yılmaz ise Seyyid Kutub'un gelecekte teşekkül edeceği düşünülen Müslüman toplumun vücut buluşuna kadar toplumsal sorunlara dair erteleyici bir yanının olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor: "Seyyid Kutub cahiliyyenin, cahiliye olmaktan dolayı üretmiş olduğu sorunlar bizim sorunlarımız değildir. İslam toplumu bir oluşsun ondan sonra tartışırız biz dedi. Bunu İslam toplumunun teşekkülüne doğru erteledi.(...)

Bu aslında ütopik bir gelecektir. Belirsiz bir ütopik geleceğe ertelenmiştir." Geleceğin dünyasına bakış atan bir yazım tarzı olan Seyyid Kutub'un düşüncelerinin değişimin faili olması için öznenin maddileşmesi/varlık kazanması çağrısında bulunduğu bir gerçektir. Bundan dolayı eserlerinin sadece ileriye doğru değil aynı zamanda geriye doğru da okunması durumunda Yılmaz'ın eleştirilerinin zayıflayacağı düşünülebilir. Diğer taraftan belki daha önemlisi bu yaklaşımların Malik bin Nebi ile Seyyid Kutub arasındaki tartışmanın güncellenmesi olduğu da dikkate alınmalıdır.

Sebilürreşad dergisi özelinde 1912 yılında yaşanan İslamcı, İslamcı Türkçü ve Türkçü ayrışmasına değinen yazı da önemli. Yasin Demir şu bilgileri aktarıyor: "1911 yılında Türk Yurdu Derneği ve 1912 yılında Türk Ocağı Derneğinin kurulması ve yayın organı olarak ta 1912 yılında Türk Yurdu Mecmuasının kurulması (Yine bu dönemde Arap milliyetçileri tarafından El' Kahtaniyye cemiyetinin kurulmasının aynı döneme gelmesi ayrıca düşündürücüdür) 

Sırat-ı Müstakim mecmuasındaki İslamcı yazarları rahatsız etmiş ve yaşanan gelişmeler sonrasında mecmuadaki İslamcılar, telif hakları kendi ellerinde olduğu için 1912 yılında mecmuanın ismini Sebilürreşad olarak değiştirerek yayına devam etmiştir. 

Bundan sonra başyazar Mehmet Akif olmuş ve mecmua artık tam bir Pan İslamist-İttihad-ı İslam, İslamcılık akımının savunulduğu yayın organına dönüşmüştür." 2012'de yaşanan (İslamcı Kürtçü, Kürtçü vb) benzer ayrışmaları kavramak için de önemli bir hatırlatma bu.  

HABERE YORUM KAT