1. HABERLER

  2. HABER

  3. "Dünya Suriye'de Olup Bitene Seyirci Kaldı"
"Dünya Suriye'de Olup Bitene Seyirci Kaldı"

"Dünya Suriye'de Olup Bitene Seyirci Kaldı"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye'de 366 bin sivil katledilirken, insanlığın ortak mirası olan bir tarih, maddî ve manevî unsurlarıyla yok edilirken, dünya olup bitene sadece seyirci kaldı.” dedi.

A+A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bugün dünyanın pek çok yerinde insanlığın ve tabiatın varlığına yönelik suçlar işlenirken, mâlesef uluslararası toplum iyi bir imtihan vermiyor. Hemen yanı başımızdaki Suriye'de 366 bin sivil katledilirken, insanlığın ortak mirası olan bir tarih, maddî ve manevî unsurlarıyla yok edilirken, dünya olup bitene sadece seyirci kaldı.” dedi.

Erdoğan, AA'nın Global İletişim ortağı olduğu BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi 12. Taraflar Konferansı'nda yaptığı konuşmada, sözlerine, konferansın Türkiye, bölge tüm dünya ve insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başladı.

Erdoğan, küresel ısınma, iklim değişikliği, çölleşme ve kuraklığın bugünün en önemli meseleleri arasında yer aldığını kaydetti. 4 milyar hektardan fazla bir alanı etkileyen, 110'dan fazla ülkede yaklaşık 1,2 milyar insanı doğrudan tehdit eden çölleşme, arazi bozulumu ve kuraklığın aynı zamanda küresel bir problem olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Dünyadaki hiç kimse bu problemin etkilerinden azade değildir.” ifadesini kullandı.

“Endüstrileşmiş Ülkelerin Sebep Olduğu Tahribatı Fakir Ülkeler Ödüyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sorunların çevrenin yanında ekonomiyi, güvenliği, kalkınmayı ve sosyal hayatı da birinci derecede etkilediğini anlatarak, şöyle konuştu:

“Günümüzde çatışma ve savaşlardan sonra insanları yerlerini terk etmeye zorlayan sebeplerin başında çölleşme sorunu geliyor. Her yıl 100 milyon hektardan fazla tarım arazisini kaybediyor ve 5,2 milyon hektar orman arazisini de tahrip ediyoruz. Yaklaşık bir milyar insan bu sebeple yeterli beslenemiyor. Toprakların kötü kullanımı nedeniyle, 2035 yılına kadar küresel gıda üretiminin yüzde 12 azalması bekleniyor. Bu olumsuz tablonun en büyük mağdurları da az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdir.

Endüstrileşmiş ülkelerin yapmakta olduğu tahribatın bedelini, Afrika, Güney Amerika ve Güney Asya’dakiler başta olmak üzere fakir ülkeler ödemektedir. Az gelişmiş ülkeler, ortaya çıkmasında neredeyse hiçbir sorumluluklarının olmadığı bir sorunun ağır yükü altında ezilmektedir. Bu adaletsiz tablonun daha fazla sürdürülemeyeceğini artık herkesin idrak etmesi gerekiyor. Palyatif tedbirlerle, günübirlik politikalarla, sadece ve sadece belli ülkelerin çıkarlarını merkeze alan yaklaşımlarla bu sorunu çözemeyiz. Bu karamsar gidişatın tersine çevrilebilmesi, soruna köklü çözüm bulunabilmesi için şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor: Bugün hepimizi etkileyen bu küresel sorunun esas sebebi, insanın kendisine, çevresine ve kadim değerlere yabancılaşmasıdır. Kutsalı ve metafiziği hayatından çıkaran insan, kendisi ile beraber çevresine de yabancılaşmıştır. Dünyadaki yerini tespit konusunda boşluğa düşen insan, hayatı paylaştığı diğer varlıklara da bigane kalmıştır. Tabiat, doğa, hava, su, deniz, çevre, hayvanlar, toprak...Tüm bunlar insan için bir şekilde yaşamını idame ettirdiği varlıklar olarak değil, tahakküm altına alınması gereken unsurlar olarak görülmüştür.”

“Çok Büyük Acıların Yaşanmasına Yol Açıyorlar”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, artık çevre meselesinin, tabiat-insan ilişkileri bağlamında yeniden ele alınması, insanların manevî dünyalarındaki aslî yerine oturtulması gerektiğine işaret etti.

Dünyada ve ülkemizde çevre sorunları ile ilgili çözümlerin de bu çerçevede üretilmesi gerektiğine inandıklarını kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

“Yaşadığımız toprakları sadece atalarımızdan bir miras değil, aynı zamanda çocuklarımızın bizlere bir emaneti olarak görmeliyiz. Zira yarın çocuklarımız var. Onlara bizim böyle bir emaneti devretmemiz gerekiyor. Sadece bugün değil, yarınları; sadece kendimizi değil, çocuklarımızı, sonraki nesilleri de düşünmeliyiz. İşte bu anlayışla biz çevre politikalarımızı dünya standartlarına uygun olarak oluşturuyoruz. Örneğin, pek çok gelişmiş ülkenin onaylamaktan imtina ettiği Kyoto Protokolü'nü, başbakanlığım döneminde 2009 yılında onayladık. Aynı şekilde AB'ye adaylık sürecinde ülkelerin büyük bölümünün en sona bıraktığı çevre faslını biz en başta açtık. Bu gelişmelere bağlı olarak çevreye karşı işlenen suçları TCK'nın kapsamına aldık. Yenilenebilir enerji çalışmalarına öncelik verdik. Diğer yandan ülkelere ve halklara sadece yer altı kaynaklarının değeri ile bakanlar, çok büyük acıların yaşanmasına yol açıyorlar. Bugün dünyanın pek çok yerinde insanlığın ve tabiatın varlığına yönelik suçlar işlenirken mâlesef uluslararası toplum iyi bir imtihan vermiyor.”.

“Demokrasi Sadece Egemen Güçler İçin mi Var?”

Batılı ülkelerin vatandaşları için en temel hak olarak kabul edilen hayat hakkı, demokrasi ve özgürlüklerin, Suriye halkına lüks olarak görüldüğünü vurgulayan Erdoğan, “Aynı şekilde Mısır'da demokratik haklarını talep edenlerin, Filistin'de onurlarını koruyanların hakları ayaklar altına alınırken tüm dünya adeta üç maymunu oynadı. Hani demokrasi, hani hak ve özgürlükler? Demokrasi sadece egemen güçler için mi var? Demokrasi, hak ve özgürlükler az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için, o ülkenin insanları için geçerli değil mi? Bunları konuşunca birileri rahatsız oluyor. Olsalar da olmasalar da biz doğruyu, hakkı her yerde söylemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.

“Vicdanların Çölleştiği Dünya”

Erdoğan, yeni aldığı rakama göre Suriye'de 366 bin sivil katledilirken, insanlığın ortak mirası olan bir tarih maddî, manevî unsurlarıyla yok edilirken, dünyanın olup bitene sadece seyirci kaldığını ifade etti. Geçen yüzyılın, doğal kaynaklara sahip olma uğrunda insanlığın feda edildiği, adaletin askıya alındığı bir dönem olduğunu bildiren Erdoğan, 21'inci yüzyılda bu acımasız sistemin devam edemeyeceğini hep birlikte idrak etmeleri gerektiğini söyledi.

Erdoğan, insana sadece ve sadece insan olduğu için değer vermeyen böyle bir anlayışın, küresel güvenliği ve huzuru sağlayamayacağını ifade etti. Erdoğan, vicdanların çölleştiği bir dünyada, toprağın çölleşmesini önlemenin mümkün olmadığına değinerek, “Önce vicdanları adaletle, ötekine saygıyla, barışla, merhametle zenginleştireceğiz ki toprakları da kurtarabilelim. Biz çevre, çölleşme meselesine işte bu şekilde yaklaşıyoruz.” dedi.

Kaynak: Anadolu Ajansı

HABERE YORUM KAT