1. YAZARLAR

  2. Ali İhsan Karahasanoğlu

  3. Dündar, iftiranın mağduru mu, faili mi?
Ali İhsan Karahasanoğlu

Ali İhsan Karahasanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Dündar, iftiranın mağduru mu, faili mi?

A+A-

İmarbank hortumu sırasında Cem Uzan’ın Star TV’sinde ana haber bültenini sunan Uğur Dündar, patronunun hortumuna çıt çıkartmıyor, böylece astronomik ücretleri bankadaki hesabına diziveriyordu..

Şimdi kanalın adı aynı.. Ama farklı bir patronun yanında, yine patronunun usulsüzlükleri hakkında haber yapmadan, kamuoyunu aydınlatma iddiası ile ana haber bülteni sunuyor!

Yıllar geçse de, vazife aynı vazife..

Patronun aleyhine yayın yapmama.. Usulsüzlüklerden kamuoyunu haberdar etmeme..

Patronun düşmanları ile ilgili konularda ise, pireyi bile deve yapma!..

Son olayda ise, bu sefer “haberin merkezi”ne kendisi oturdu..

Ergenekon klasörlerinde, Uğur Dündar ile ilgili bir bilgi kırıntısı çıkınca, Star TV ana haber bülteninden, Ergenekon savcılarına ve emniyete meydan okuyucu mahiyette tehditler savurdu.

Klasörlerde yer alan “eşinin yurtdışı seyahatleri ile ilgili bir bilgi” hakkında, Dündar’ın savunması şu değildi: “O benim eşimdir. Eşimin ne zaman, ne şekilde yurtdışına çıktığı, sizi değil, beni ilgilendirir. Bu konudaki iddiaların klasörlerde yer alması, yanlıştır. Sorumlular hakkında gereksiz bilgileri klasörlere aldıkları için dava açacağım.”

Evet bunu söylemiyordu Dündar.

Ya ne diyordu?

“Benim eşimin yurtdışına tek başına çıktığını isbatlasınlar, ben gazeteciliği bırakırım. Hatta intihar ederim” diyordu.

Böyle bir meydan okuma sonrasında, Vakit’in gerçek bilgileri elde edip, yayınlamasından daha tabii ne olabilir?

Biz savcıların avukatı değiliz. Ama klasörlerdeki bilgi doğru olduğu halde, “özeldir” gerekçesi ile değil de, “yalan olduğu” gerekçesi ile tartışmaya açan bir gazeteci, daha sonra o bilgilerin gerçekliği yayınlanınca, niye bağırıp çağırır ki?

Kaldı ki o bilgiler yayınlanmadan önce, kendisi iki gün boyunca ısrarla aranmış ve iddialar hakkında ne diyeceği sorulmuştu..

Kendisinin yaptığı gibi, haberde ismi geçen şahıslara hiçbir şey sorulmadan, görüşleri alınmadan yapılmış bir haber de değildi o!

Ama şimdi Uğur Dündar, kendi kanalından, haberin iftira olduğunu ileri sürüyor.

Hem “iftira” diyor, hem de “özel hayatım” diyor.

Bir yandan da, Vakit gazetesini savcılığa veriyor.

İyi de, bir iddia iftira ise, “özel hayat” savunmasının anlamı ne oluyor?

Öyle ya, haber iftira.. Yani yalan.. Yalan olan bir konu hakkında, özel hayat savunması yapılır mı?

Tabii ki yapılmaz..

Ama Dündar, kimi zaman “iftira”, kimi zaman ise “özel hayat” savunması ile, konuyu çarpıtmaya çalışıyor.

Aslında, iddialar için “iftira” diyerek, kendisi “iftira”da bulunuyor.. Çünkü yayınlanan o bilgilerin hepsi doğru. Dündar da “özel hayat” savunması ile bu bilgilerin doğru olduğunu, ancak özel hayatını ilgilendirdiğini savunmuş oluyor.

O zaman bize “iftira ediyorsunuz” suçlamasını niye yapıyor?

Haksız yere bu suçlamada bulunmak da, başlı başına bir suç değil mi?

Evet, olayın bu yönünü, savcılıktaki soruşturma aşamasında tartışacağız.

Bakalım, kendi özel hayatını kamuoyunda tartışmaya açan Uğur Dündar mı haklı, yoksa kendisine iki gün boyunca sorular yöneltip, “Biri sizi işletiyor” şeklinde gayri ciddi cevaplarla geçiştirilmek istenen Vakit mi?

Dündar’a mı iftira ediliyor, yoksa iftiranın ana kaynağı Dündar mı?

Vakit, Dündar ile ilgili haberi yapmadan önce, iki gün boyunca kendisine ulaşmaya çalıştı.

Peki Dündar, defalarca Vakit aleyhine yayın yaparken, bir defa olsun, Vakit’i arayıp, “Sizin hakkınızda şu iddiayı gündeme getireceğim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz” dedi mi?

Demedi.

Bunların zihniyetleri budur işte.

En ağır suçlamaları bile yaparken, tek taraflı yayında bulunurlar. Ama kendileri hakkında gerçek bilgileri bile yayınlasanız, hemen size baskın çıkmaya çalışırlar.

Ama devir değişti artık.

Yok öyle, “hem suçlu olup, hem de şikayetçi olma” tezgahları..

Hem iftira edip, hem de “Bana iftira ediliyor” numaraları.

Her şey, kamuoyu önünde tartışılacak. Savcılığa tüm belgeler verilecek. Ve göreceğiz bakalım, eski dönemlerdeki gibi, “hem suçlu, hem güçlü” taktiği yürüyecek mi, yürümeyecek mi?

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT