Dua Teşebbüstür

09.11.2013 21:30

Muhsin Önal Mengüşoğlu

İslam coğrafyası her geçen gün daha fazla yanıyor; daha fazla kanıyor. Bize ise ah vah çekmekten başka birşey kalmıyor. Eller semaya açılıyor. Dualar ediliyor. Her gün sayısız camide gözyaşları dökülüyor. İçinde bulunduğum Suudi Arabistan’da yaşananları göz önüne aldığımızda, burada da Müslüman dünyanın ahvalinden farklı bir halin yaşanmadığı rahatlıkla fark ediliyor. Mescitler doluyor, taşıyor; zalimler lanetleniyor; intikam antları içiliyor. Allah’ın rahmetinin sonsuzluğundan dem vuruluyor. Camide cemaat kültürünün son derece gelişkin olduğu bu ülkede teorik manada söylemler bu anlayışı destekliyor. Ne var ki sokağa çıktığınızda durum değişiyor. İnsanlar bireyselleşiyor, mescitte var olan içtimai hayat öznelleşiyor. Bunun da ötesinde dile pelesenk olmuş sözler unutuluyor. Aslında bu durum, bu ülkeye özgü bir hadise değil. Burada da kendisini Müslüman olarak nitelendiren halkların neredeyse tamamı için geçerli bir vakaya şahit olunuyor.

Kader Allah’ın İnsanlara Çizdiği Bir Senaryo Değildir

Peki, onca dua, onca temenni niye kabul görmüyor? Bu ironiyi Allah’ın her fırsatta mümin kullarını sınayacağı bir başka değişle imtihana tabi tutacağı olgusuyla açıklamak ne kadar mümkündür? Bir başka değişle Müslümanlara biçilen imtihan hep zulüm görmek, zalimin şerrine boyun eğmek üzerine mi kuruludur? Sadece tahammül etmek ve adına sabır denen duyguyu yudum yudum içine sindirmek midir bize düşen... Elbette ki hayır! İşte tüm problemler de bu noktada başlıyor. İslam âlemini geçmişten bugüne iliğine kadar sömürmüş olan kaderci zihniyetin bu cinayetlerin işlenmesinde elbette ki katkısı büyük. Kadere imanı boynunu büküp beklemek olarak addedenlerin yahut sabrı tahammül etmekle eş değer görenlerin bu yaşananlarda vebali kanaatimce çok çok fazla. Hâlbuki Allah insanın fiillerinde hür olmasını engellememekte aksine ona ciddi manada bir özgürlük ortamı sunmaktadır. Aksi takdirde imtihan nasıl mümkün olacaktır? Kişilerin icra ettiği her eylemin Allah’tan kaynaklanması durumunda cezalandırılmak bir adaletsizlik örneği değil midir? Elbette ki Rabbin müdahaleleri olmaktadır. Sevdiği kulları kimi zaman şerden alıkoyacak tutumlarda bulunmaktadır. Ancak nihai karar her seferinde beşerin kendisine bırakılmaktadır. Dolayısıyla da başımıza gelenlere ve yaşadığımız şerlere Yaradanı alet etmek büyük bir insafsızlık olacaktır diye düşünüyorum.

Sabır Uzlet Değil Etkinliktir

Müslüman dünyayı çıkmaza sokan bir diğer husus da sabır telakkisidir. Tahammül etmeyi beklemekle sınırlandıran, sabrın uzlet değil ama etkinlik olduğunu unutan kimileri, sürekli Rabbin yolunu gözleyerek, müdahale edip neticelendirebilecekleri pekçok hususu İlahi adalet terazisine havale etmektedirler. Netice itibariyle de işin içinden çıkılmaz bir ruh haline sürüklendiklerini unutmaktadırlar. Hâlbuki sabır mücadele etmektir. Kavgaya girişmek sonuna kadar hakkı ve haklıyı gözetmektir. İnsanlardan uzaklaşıp bir köşeye çekilerek kendi başına yaşamak asla İslamın öngördüğü bir model değildir. Mahkûmiyete, zillete razı olmak, haksız tecavüzlere, insan haysiyetine yakışmayan saldırılara katlanmak ve bunlara ses çıkarmamak sabretmek değil, acizlik ve tembelliktir. Çünkü meşru olmayan şeylere karşı tahammül göstermek caiz değildir. Bunlara karşı mücadele etmek ve mücadelede sabretmek gerekir.

Savaşmak İçin Cesaret; Cesaret İçin Yürek Gerekir

Bir başka husus da basiretsizliktir. Duydukları kin ve nefretle yürekleri alevlenen, döktükleri kanla beslenen vampirlerin işledikleri cinayetleri engellemektense, koltuklarını sağlama alma endişesi taşıyan liderlerin duaları sizce ne kadar kabul görebilir? Onların amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Bu husus son zamanlarda kendisini en çok da Mısır hadisesi örneğinde göstermektedir. Durum öylesine cüretkâr bir hale dönüşmüştür ki Arap ülkelerinin lideri konumundaki Suudi Arabistan’ın Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Prens Suud el-Faysal, batılı ülkelerin maddi yardımlarını kesmesi halinde Mısır’ı tek başına bırakmalarının söz konusu olmadığını bildirerek rengini açıkça belli etmiştir. Faysal, Arap ülkeleri ve diğer Müslüman devletlerin Mısır’a yardım etmeye hazır olduğunu beyan ederek ülkeyi kendi kaderine bırakma niyetinde olmadıklarını ve uluslararası manipülasyonlara meydan vermemek için çaba harcayacaklarını ifade etmektedir. Hatta Sayın Bakan daha da ileri giderek, Fransa ziyaretinin ardından ülkesinin resmi haber ajansı SPA’ya açıklamalarda bulunmuş ve Suudi Arabistan’ın Mısır yönetimine tam destek verdiğini vurgulamıştır. Onun ifadesiyle “Suudi Arabistan halkı ve yönetimi Mısır’ın arkasındadır ve arkasında da durmaya devam edecektir. Bunun da ötesinde iki ülkenin kaderi de amacı da birdir.” Bu sözler aynı zamanda bir meydan okumadır. Mazlumun karşısında şerrin destekleneceğinin açıkça beyanıdır. Neyse ki (!) sözler tutulmuş ve verilen beyanatların ardından Mısır’da artan bütçe açığı ve yükselen işsizlik gerekçe gösterilerek beş milyar dolarlık bir yardım paketi onaylanmıştır. Al-Arabiya’nın web sitesinde Suudi Arabistan Finans Bakanı Fayed Abdel Moneim’e dayanılarak yayınlanan habere göre Mısır’a yönelik yardımın iki milyar doları petrol ve doğalgaz olarak yapılacakken geriye kalan yardımın iki milyar dolarlık dilimi Mısır Merkez Bankası’na yatırılacak, bir milyar dolarlık kısım ise hibe edilecektir. Ağabey rolünü üstlenen Suudi Arabistan’ın böylesine mühim bir meselede çevre körfez ülkelerini de ciddi manada etkilediği gözlerden kaçmamaktadır. Nitekim Kuveyt’in de Mısır’a iki milyar doları Merkez Bankasına mevduat, bir milyar doları hibe ve bir milyar doları petrol ürünleri olmak üzere toplamda dört milyar dolar mali yardım yapacağı bildirilmektedir. Bu iddia Kuveyt’in resmi haber ajansı KUNA’da yer alırken, yardımın ne zaman yapılacağına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

Sonuç itibariyle Müslüman dünyanın yaşadığı zilletin, çektiği çilelerin ve duyduğu ızdırabın yegâne müsebbibi aslında yine kendisidir. Düşmanı dışarda aramak, dönüp kendine hiç bakmamak büyük bir kolaycılıktır ve vazifeden kaçmanın en bariz örneğidir. Düşman düşmanlığını yapacaktır. Mühim olan bu durumda karşı koyabilme gücüne sahip olmaktır. Kukla iktidarların yönetimleri altında inim inim inleyen Müslüman halkların içinde bulundukları durumdan kurtulmaları adına Allah’ın gerekli yardımı ulaştırması ancak kendi çabaları sonucunda olacaktır. 

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim