1. YAZARLAR

  2. Ali Atıf Bir

  3. Dua Odası ne ola ki?
Ali Atıf Bir

Ali Atıf Bir

Yazarın Tüm Yazıları >

Dua Odası ne ola ki?

A+A-

Nuray Mert Hürriyet'te bayram üzeri bir "Beyaz Türk" yazısı yazdı.

Mert bu yazısında özetle "Beyaz Türkler'in" İslam dininin gereklerinin özünü düşünmediklerini, şekil şartlara bakıp rahatsızlıklarını ifade ettiklerini belirtiyordu.

Kurbanı hayvan boğazlamaya indirgemek, "deruni" anlamını düşünmemek gibi.

Dün, Mert'in yazısını kafamda işlerken, bir yandan da İstinye Park Alışveriş Merkezi'nde dolaşıyorum. Karşıma bir tabela çıktı: Dua Odası.

Kısa bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sonra çaktım durumu. Bu bizim "Zencilerin" Mescit dediği, namaz kılma (Cuma namazı hariç) mekânını İstinye Park Yönetimi, Dua Odası olarak adlandırmıştı.

Anlayacağınız yılların Anadolu'dan, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan gelen "Mescit" sözcüğü, Beyaz Türkler'in sözlüğünde olmuştu sana Dua Odası.

 Şimdi İstinye Park yöneticilerine sorsanız, "Bizim değişik dinlerden ziyaretçilerimiz var o yüzden daha evrensel bir ismi benimsedik" diyeceklerdir.

Ben öyle sanmıyorum.

"Mescit"in dini görevlerini yerine getirenler için anlamını, özünü düşünmezseniz ona "Dua Odası" da dersiniz "Tapınma Odası" da.

İstinye Park'ların ziyaretçileri hem Beyaz hem Siyahî Türkler'den oluşuyor. Bu nedenle her iki rengin de ihtiyaçlarına tam odaklanmak, saygı duymak gerekiyor. "Dua Odası" açmak tabii ki bir ihtiyaca kulak vermek.

Ancak bu tür çağdaş sözcük seçimleri, yandan dolanmalar kimseyi çağdaş yapmıyor, aksine bazılarını dini göstergelerden tahriş olmuş gibi gösterip kutuplaştırmayı arttırıyor.

 İnsanlar beyaz-siyah diye ayrılsalar bile kurumlar, şirketler ve devletler "renksiz" olmak, onları birleştirmek zorunda.

Türkiye asla farklılıklarıyla "bütün" olamaz, "benzerlikleri" ile bütün olabilir. Renksizce, benzerliklere odaklanın.

Bilmem anlatabildim mi?

Çekirgelik

"Özgürlük sadece senin için değil!" (H. Spenser) 

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT