Dua

24.03.2010 16:31

Murat Aydoğdu

Dua’nın anlamını kaybettiği bir “Din” kitlelerin afyon’u, dua’yı kavrayamayan bir “İdeoloji” aydın ve entelektüellerin afyonudur.

Topluluğumuzun1 aydınlığa2 çıkması için, koruyan ve gözeten Allah’ın adıyla:

Basiretsizlikten

Kirli anlaşmalar üzerinde söz üretenlerden3,

Kıskançlıkla düşmanlık dağıtanların kötülüklerinden4,

Yaratan, iyi ve kötüyü ayıran5 Rabbe sığınırız.

Sinsi düşmanın gizli ve açık fısıldamalarından,

Yüreklere saldığı korkun ve hezeyanlardan6,

İnsanların Eğiticisine, Sahibine ve Yaratıcısına sığınırız7.

Sınavını yaşadığımız dünya hayatında, mücadele bir ömür sürer. İlk hasetçi olan Şeytanın ahdinde ortaya çıkan şerr/kötülük odağı, sürekli bizimle uğraşmaktadır.

 “İblis: ‘-Beni azdırmana karşılık, Ben de onlar için senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın’." 7/16-17

Hanif dinden kalan, fıtrattan kaynaklanan ve insanların yararına oluşturulan bütün anlaşmaları bozup, yerine kendi karanlık iktidarlarının gizli-açık anlaşmalarını yapan, İnsanları karanlıkta bırakan; şeytan ve onun takipçileridir. Onlar, sürekli düşman icat edip, medyatik kamuoyu oluşturma çabaları, sürekli haset, kin, düşmanlık üzerine kitle hezeyanları, yönlendirmelerle büyülenmiş ve hurafeye boğulmuş bir toplum oluştururlar ve bunlar üzerinden halkı sömürürler. Ürettikleri korku, panik ve sahte değerler, buna karşı sundukları sahte güvencedir. Büyülenmiş toplum; kandırılmış ve göz boyama ile uyuşturulmuş bir sürüdür.

“…Sihirbazlar sihirleri attıkları zaman insanların gözünü büyüledi ve büyük bir sihir gösterdiler.” 7/116

Kıskançlıkları; gasp ettikleri mülkün ve makamların ellerinden gitmesi korkusudur. Her düşünsel tartışmanın, ayrılığın arkasında siyasi hesaplar, iktidar kavgası vardır. Her siyasi hesabın, iktidar mücadelesinin arkasında mülk paylaşımı vardır. Bu mülk paylaşımı, Allah’ın haddini aşanlarda gasp, Takva sahiplerinde ise adalet üzerine bir mücadeledir. İnananlar yeryüzünde adaleti ve ölçüyü emrettikçe, inkârcıların kıskançlıkları da karşıya dikilecektir.

“Yoksa onlar, Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Biz, İbrahim’in ailesine kitabı ve hikmeti vermişizdir. Onlara büyük bir mülk verdik.” 4/54

 “Rabbin’in rahmetini onlar mı taksim ediyor? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Onlardan bir bölümünü, birbirlerine iş gördürebilsinler diye diğerlerinin üzerinde derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti onların topladıklarından daha hayırlıdır.” 43/32

Felak/sabah; Farkında olmanın, açık ve geniş görüşün müsebbibidir. Rabbin hakkı batıldan ayıran mesajı; Ezberi, gözbağcılığı bozan bir basiret, Âdemoğlunu beşer/sürü olmanın karanlığından, insan olma şuuruna ulaştıran bir aydınlıktır.

“Yaptıklarınızı adaletle tartın ve ölçüyü eksik tutmayın! ” 55/9 “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, İster zengin olsun, ister fakir olsun, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp tutkularınıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” 4/135

 “…Gerçek kendilerine besbelli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler...” 2/109

 “Bu, insanları Rabb’lerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, Aziz ve Hamîd olanın dosdoğru yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır.” 14/1

 “Ölü iken dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında, vasıtasıyla yürüyeceği bir ışık verdiğimiz kimsenin durumu, hiç içinden çıkamayacağı karanlıklardaki kimse gibi midir? Şu kadar var ki kâfirlere yaptıkları işler güzel görünüyor.” 6/122

Duanın gereği ve sonucu; Furkan/ayırt edici olan Kitabı okumak ve yaşamaktır.

“… Allah’tan korkarsanız, O size iyiyi kötüden ayıracak bir kabiliyet (Furkan) verir…” 8/29

“Toplumlara uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren ne yücedir.” 25/ 1

Açık, resmi müfredat ve söylemlerle iğdiş edilmiş eğitim sisteminin ürettiği paranoyak bürokrasi, toplum üzerinde sanıldığı kadar hâkim değildir. Kapitalist ilişkilerle oluşturulmuş ve satın alınmış medyanın pazarladığı gündemler kalıcı değildir. Seramonik/törensel komikliklerin esir aldığı kitleler ve dağa taşa yazılan sloganlar toplumdaki etkisi geçicidir. Bütün bunlar, gerçekten yüreklere işleyen bir sevgi değil, fısıltıdan ibaret bir dedikodudur?

Klasik tanımla korku imparatorluğunun etkisi nedir ki?

Vesvese; Fısıldamak olarak kullanılan, insan üzerinde fiili gücü olmayan, ama onu adeta büyüleyen, umutsuzluğa sevk eden ve sahte korkular üreten bir kelime, Hannas/sinsi şeytanın ve takipçilerinin kullandığı metottur. Vesvesenin hedefi korku dolu bir yürek(sizlik)dir ve yüreğini kaybedenin bileği de aklı da işe yaramaz artık8.

Kendisi de inanmayan bir nemrut sistem, ürettiği gizli/derin güçleriyle, çeteleri/mafya türü ilişkileri, derin denilen oluşumları ile korku ve hezeyan salar ve cinlenmiş bir toplum üretir.

Kurulu müstekbir sistem, çıkarcıların elinde dengeler üzerinde kâğıttan kulelerle ayaktadır. Ağababaları, artık yenmediğine inandıkları putlarının yerine glasnost, prestroyka misali yeni putlar sunuyor.

Ancak bir hesap, onların oyununu bozan bir hesap ise bizim elimizdedir. Bu; Bize hak ettiğimiz toplumsal ruhu verecek bir Sahibe, Yaratıcı ve Eğiticiye olan duadır.

“Andolsun ki insanı biz yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını (vesvese) da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız” 50/16

“De ki: ‘Allah’ım, mülkün sahibi, sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın; dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. Hayır, mülk senin elindedir. Sen her şeye kadirsin!’” 3 Ali İmran 26

“Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, rezil etsin. Ve sizi üstün getirerek mümin bir toplumun gönüllerine (sudur) şifa versin” 9/14

Dua’nın olmadığı yerde, zulme karşı mücadelede nesnel başarı kazanamayan kimse, çaresizliğe, nihilizm/hiççilik bataklığına kapılır. Birçok düşünürün kapıldığı bu paradoks, pasifliğe, boş vermişliğe dönüşür. Çok kimse şahsi çıkar olmasa da, dava’nın çıkarı adı altında kriterlerinden/inançlarından taviz verir. Dua farkına varmanın, hidayeti ve dalaleti bilmenin göstergesidir. Dua çaresizlik üzere taviz vermeyi, uzlaşıp yaranmayı, revizyonistleşmeyi/yozlaşmayı önleyen en güçlü silahtır. Zira bükemediği zalim bilekten medet ummak ona dua etmektir, dua’nın peşi ona ibadet etmektir. Ne hazin ki yaşadığımız çağda, yaşadığımız coğrafya da yapılan bu, yani havanda su dövmektir.

 “De ki: -Allah’tan başka ilah olduğunu iddia ettiğiniz kimselere dua edin bakalım, sizin sıkıntınızı ne giderebilirler ne de değiştirebilirler” 17/56

“Biz her ümmete bir ibadet tarzı (Mensek) kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, işde seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır(dua). Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin” 22/67

“Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine dua et ve sakın müşriklerden olma” 28/87

Dua cesarettir. Tam bittim denilen yerde yeniden dirilişin özü’dür, toplum kabul etmese dahi sahibini dirilten bir öz.

"Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım." 19/48

“Rabbimiz dedi ki: -Bana dua edin, size cevap/karşılık vereyim…” 40/60

 

Dipnotlar:

1)   Nas

2)   Felak

3)   Ukad- Düğüm olarak meal verilen, akid kökünken gelen bir kelime olup işi bağlamak, ahitleşmek anlamlarında da kullanılmaktadır.

Neffas- Üflemek olarak meal verilir, soluk, nefes gibi kelimeler yanında, söz anlamında da kullanılır. Dişil anlamda üretken bir söz, dedikodu halka yayılan hurafeler anlamına gelir.

4)   Vekab; Gece anlamında kullanılmasının yanında, yüksek yerlerden sellerin aktığı çukurlar, dâhil olmak, kaplamak kelime anlamlarına gelir.

Vekab; ceza ve haksızlık anlamlarında da kullanılmaktadır. 16/126, 22/60

“Kör ile gören bir olur mu?! Veya karanlıkla aydınlık bir midir?!” 13/6

“Kötülük işleyenlerin yüzünü zillet bürümüştür. Onları Allah’a karşı savunacak kimse yoktur. Sanki onların yüzleri gece gibi karanlık bir parçayla örtülmüştür…”10/27

Ğasık; kararma; gecenin kararması, mecazi anlamda kötülüklerin yaygınlaşmasını, basiretin azalmasını da ifade eder.

Taberi ğasık’tan maksadın her karanlık yapan olduğunu söyler.

"gâsak, gusûk, gâsekan" kelimeleri lügatta şiddetli karanlık, dolgunluk, akmak, dökülmek, soğukluk, korkaklık manalarına karşılık gelirir.

"Ğâsik"in sokma halinde yılan’ın dişi olarak da kullanılır. Çünkü zehir oradan akar. "Yılanın dişinin sok­tuğu kimseye girmesi hali"

"Ğâsik"in ne olursa olsun hücum edip zarar veren her bir şey demek ol­duğu da söylenmiştir ki, bu da Arapların irini akan yara hakkında kullandık­ları: " Yaranın irini aktı" tabirlerinden alınmıştır.

5)   Felak- sabah anlamında yaygın kullanılan bir kelime, Sabah’ın, aydınlığın ayırma özelliğini vurgular. Kuran’da felak, denizin yarılması, ayrılması anlamında kullanılmış.

“İşte o sırada, Musa’ya: -Asanı denize vur, diye vahyettik. O, hemen yarıldı (felak) ve her parçası koca bir dağ gibi oluverdi.” 26/63

"...göklerle yer bitişikti, biz onları ayırdık." 21 Enbiya 30

Felak “şafağın aydınlığı” veya “yükselen şafak” terimi, çoğunlukla mecazî olarak “bir belirsizlik döneminden sonra hakikatin ortaya çıkışı”nı anlatır. Tâcu'l-‘Arûs

6)   Cin: Klasik anlayışta, sadece metafizik varlıklar olarak anlamlandırılmış kelime. Cenin kelimesinde olduğu gibi metafizik olmayan ama doğrudan algılanamayan olgular ve nesneler içinde kullanılır. Günümüz pratiğinde kural dışı davranan mafya, derin devlet ve entrika üzerine bitin faaliyetler bu kapsamda algılanabilir.

7)   34/22, 2/23, 2/250, 3/38, 40/65, 72/20, 40/14

8)   22/46, 6/112-113

  • Yorumlar 7
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim