1. HABERLER

  2. HABER

  3. DSİP'ten Hatay'daki Irkçılığa Tepki
DSİPten Hataydaki Irkçılığa Tepki

DSİP'ten Hatay'daki Irkçılığa Tepki

Sol içinden makul bir ses DSİP Başkanından geldi. Tarkan, Hatay'da koparılan yaygarayı ırkçılık olarak niteledi.

A+A-

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Genel Başkanı Doğan Tarkan, Suriyeli göçmenlere uzanan ellerin ırkçılığın elleri olduğunu ifade ederek, 'Suriye'den Türkiye'ye sığınan 80 bin göçmenin ise başımızın üzerinde yerleri vardır' dedi.

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Genel Başkanı Doğan Tarkan'ın yazısı:

“Suriyelilere Uzanan Eller, Irkçılığın Elleridir!”

"Giderek daha tehlikeli hâle gelen bir eğilim var. Suriye'deki ayaklanmanın sonucu olarak Esad/Baas güçlerinin kentlere ve köylere tanklar ve ağır silahlarla saldırmaya başlaması ile birlikte başlayan Türkiye'ye göç hareketi, Suriye'de iç savaşın başlaması ve yayılması ile birlikte daha da arttı. BM yetkililerine göre Türkiye'de 80 bine yakın sığınmacı var.
Ürdün ve Lübnan'a kaçanlar da bu sayıya eklenince, Suriyeli sığınmacı sayısı 120 bine yaklaşıyor. Toplam Suriye nüfusunun yaklaşık %6'sı evlerinden, topraklarından kaçarak başka ülkelere sığınmış durumda.

Suriyeli göçmenlerin çok sayıda sorunu var. Zaman zaman Türk devletinin güvenlik güçleri ile de çatışıyorlar.

Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların arasında Hür Suriye Ordusu'nun (HSO) unsurları da var. Olasılıkla başka örgütlerin de üyeleri, militanları vardır. Bir kısmı kaçmış olabilir, bir kısmı ise taktik olarak Türkiye'ye çekilmiştir ve ulusalcı sosyalistlerin ve CHP'lilerin sıkça öne sürdükleri gibi yeniden Suriye'ye gidip çarpışıyorlardır. Türkiye'de hükümet buna göz yumuyor.

Ancak sığınmacıların arasında Suriye'ye giderek çatışan, belki silahlı eğitim alan unsurların olması, tüm sığınmacıların "sakallı" teröristler olarak adlandırılmasını gerektirmiyor. (Kaldı ki Esad/Baas rejimine karşı savaşanları da "terörist" olarak adlandırmak mümkün değil. Onlar özgürlükleri için bir iç savaş sürdürüyorlar. Esad rejimine karşı savaşanların hepsini ABD'den veya Suudi Arabistan veya Türkiye'den yardım alan kişiler ve örgütler olarak görmek de yanlış. Çoğu kendi olanakları ile örgütlenmiş yerel örgütlenmeler.)

İşte bu koşullar içinde ulusalcı sosyalistler önce "Suriye'ye emperyalist müdahaleye hayır" kampanyası başlattılar. Biz de en baştan beri Suriye'ye emperyalist müdahaleye karşı çıktık. Esad rejimini "ilerici" veya "antiemperyalist" gördüğümüz için değil, aynen daha önce Irak'ta Saddam'ın kanlı diktatörlüğüne karşı emperyalist müdahaleye karşı çıkış nedenlerimizle karşı çıktık. Suriye'de Esad/Baas diktatörlüğünü ayaklanan halk kendi güçleri ile çözebilir. Emperyalist bir müdahale ise Esad'ın yerine bir batı yanlısı kuklayı geçirmeyi hedefler. (Ancak Irak'ta bu plan tutmadı. Bugün Irak'ı yöneten güçler ABD ile derin sorunlara sahip, bu da ayrı bir sorun!)

Ne var ki ulusalcı sosyalistler ve CHP, sorunu emperyalist müdahaleye karşı çıkmak noktasından çıkararak Esad/Baas rejimini savunmaya getirdi ve son zamanlarda özellikle Hatay'da göçmen kamplarına karşı düşmanlık kışkırtma noktasına kadar götürdü.

Aydınlık gazetesi "O kamplar kalkacak" başlığı ile çıkarken, "AKP, Türkiye'de ve Suriye'de Alevilerden elini çek" diyen ulusalcı sosyalist yayınlar da var. Bunlar hem Suriye'deki çatışmayı özgürlük mücadelesi olarak değil de mezhep çatışması olarak gösteriyor, hem de Türkiye'de de mezhep çatışmasının kapısını aralıyorlar. Bu tutumun Alevi evlerinin kapısına işaret koyan ırkçı kafadan farkı yok.

Suriye'de Esad/Baas rejimine karşı direnenler sadece Sünni Müslümanlar değil. Bu bir gerçek. Rejim de sadece Alevilerden oluşmuyor, ancak rejimin önde gelen tüm unsurlarının Alevi, muhalefetin ise ağırlığının Sünni olduğu da bir gerçek.

Ne var ki, Türkiye'de Alevileri, Suriye'deki ayaklanmaya karşı "Ayaklananlar Sünnidir" diyerek kışkırtmak ağır bir hatadır. Yanlış olması bir yana, yanlış kapıları açmakta, açılmasına yardımcı olmaktadır.

Ulusalcı sosyalistlerin ve CHP'nin kullandığı bir diğer malzeme de Suriye'de işlenen bir dizi hunhar öldürme olayıdır. Bir kişinin kafasının kesildiği video ile bazı kişilerin HSO'nun ele geçirdiği bir postane binasının tepesinden aşağı insanları ittiği video, yaygınca bu amaçla kullanılmaktadır. HSO bu olayları kendilerinin yapmadığını söylemektedir. Her kim yapıyorsa son derece korkunç eylemlerdir. Ne var ki, bu eylemlerin olduğu günlerde Esad/Baas ordusu kentleri, kasabaları, köyleri uçaklarla, tanklarla ve uzun menzilli toplarla bombalamakta ve yüzlerce militan ya da sivil insanı öldürmekteydi. Acaba bir insanın kafasının kesilmesi, bir uçak bombası ile onlarca insanın vücutlarının parçalanmasından daha mı vahşi ya da çirkin ya da kötü? Bu hesaplara girenler insanlıktan nasibini almamış olanlardır.

Kafa kesilmesini haklı olarak kınayan herkes, aynı zamanda Esad/Baas ordusunun sivil, militan ayırt etmeden insanların üzerine bomba yağdırmasını da protesto etmelidir. Bugüne kadar 20 ila 30 bin insan Esad/Baas savaş gücü tarafından öldürüldü. HSO'nun ve başka silahlı güçlerin de mutlaka öldürdüğü insanlar vardır. Bu nedenle iç savaş durmalı, Esad ve çetesi koltuğunu terk etmeli, bu diktatörlük son bulmalıdır. Zaten er geç olacak olan budur ama ne kadar erken olursa o kadar az insan kaybı yaşanır.

Kullanılan bir başka argüman ise, Türkiye'den El Kaide ve benzeri örgütlerin militanlarının Esad rejimine karşı savaşıyor olmasıdır. Şeriat için de savaşan bu güçler bütün Ortadoğu coğrafyasında var, El Kaide bunların en bilineni.

El Kaide, Suriye'de Esad rejimine karşı savaşırken Yemen'de Amerikancı rejime, Suudi Arabistan'da yine Amerikancı Suud krallığına, Kuzey Batı Afrika'da Fas, Cezayir gibi rejimlere karşı da savaşmaktadır. Tabii uzun dönemli müttefiki Taliban ile birlikte Afganistan'da ABD ve Türk güçlerini de içeren NATO güçlerine karşı savaşmakta olduğunu da unutmamak gerekir. El Kaide'nin, ABD ve tüm müttefiklerinin bugün baş düşmanı olduğunu da unutmamak gerekir. Ve zaten emperyalistlerin Suriye'deki muhalefete yardımlarının kısıtlı olmasının nedeni de El Kaide ve benzeri örgütlerin de muhalefet içinde yer almasıdır ve emperyalistler onlara silah vermek istememektedir.

Son argüman ise sadece koca bir yalan. Ulusalcı sosyalistler, Kürt hareketinin Esad/Baas rejiminden yana tutum aldığını iddia ediyorlar. Bu propagandayı yayıyorlar. İçlerinden bazıları, Güney Kürdistan özerk bölgesinin de Amerikancı olduğunu anlatıyor.

Bu iddialar sadece basit kurmacalar ve yalan. Kürt halkının bir ayaklanma başlamışken Esad rejiminin yanında yer alması mümkün değil ve önde gelen tüm sözcüleri zaten bunu açıkça belirttiler.

Sonuç olarak, emperyalist savaşa karşı çıkmak konusunda anlaştığımız ulusalcı sosyalistler, Esad rejiminin ve ona karşı ayaklanan halk hareketinin karakterinde anlaşamadığımız için yanlış yerde durmakta, Suriye halkına karşı düşmanlık geliştirmektedirler.

Emperyalistlerin Suriye'ye müdahalesi çok cılız bir olasılıktır. Sonuç iç savaş ile belirlenecek ve iç savaş daha şimdiden çok kanlı gelişmekte. Bugünün doğru tutumu ve görevi Esad/Baas diktatörlüğüne karşı mücadele eden halkın yanında yer almaktır. Halkın kendi örgütlerinin, yerel komitelerin güçlenmesi için çalışmaktır.

Devrimci marksistler bunu yapmakta ve yapmaya devam edecekler.

Suriye'den Türkiye'ye sığınan 80 bin göçmenin ise başımızın üzerinde yerleri vardır. Onlara uzanan eller, ırkçılığın elleridir."

(Sesonline) 

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum