‘Dokunulamazlar’a dokunulması veya, ‘iktidarın sivil darbesi’ mi?

02.07.2008 03:11

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Önce, doğru bir genel istek.. ‘Ergenekon Dosyası’nın açılmasından bu zamana 1 yılı aşkın bir süre geçiyor, hâlâ iddianâmesi yazılamamış.. Aylardır içerde olan kimseler var, ama, iddianâme yok, ortada.. Bırakınız hukuk devleti iddiasını, bir kanun devleti iddiası için bile kabul edilemez bir büyük noksanlık ve yanlışlık.. Orada, aylarca kendimizin olduğunu düşünelim, bakalım.. O zaman da böyle kuzu kuzu durur muyuz?

‘Suçlu olmasalar tutuklamazlar ve aylarca içerde tutmazlardı.. Demek ki, bir şeyler var..’ denilebilir ama; bu, elbette basit ve âmiyâne bir yaklaşımdır.. Adâlet herkese lâzım olur.. Suçlamalar objektif olarak yapılabilmelidir.. Yoksa, konu bir yılan hikayesine döner..

Soruşturmayı yöneten İst. Savcılığı ise, hazırlık soruşturması ifadeleri ve belgelerin 100 bin sahifeyi aştığını ve bunlardan bir iddianame hazırlanmasının kolay olmadığını söylüyor.. Doğru gibi gözükse bile, ma’zeret değil.. Çünkü, zayıf bir ihtimal bile olsa, bazı insanların haksız olarak içerde tutulduğu iddiası toplumda, adâlet inancını zedeler.. Bunun için, ‘iddianâme’, genel çerçevesiyle ortaya konulduktan sonra da, suçlamanın mahiyetinin değiştirilmemesi şartiyle, eklemeler ve de ek tutuklamalar yapılabilir. Ki, Başbakan Erdoğan da, dün, ‘Ergenekon İddianamesi’nin bir an önce hazırlanması temennisini dile getirdi..

Diğer bir nokta.. Başbakan Erdoğan dün yaptığı açıklamada, ‘son tutuklamalardan, önceden haberinin olmadığını’ söyledi.. Kanunî prosedürün gereği de bu.. Çünkü, Hükûmet’in yargıya emir verme yetkisi yoktur.. Sadece emniyet birimleri savcılara bilgi verirler. Savcılar da Hükûmet’ten emir almazlar. Ama, eski hükûmet etme teamülünün sürdüğünü zanneden geniş kesimler bu durumu anlamakta zorlanabiliyor.. Halbuki, Savcılar da tıpkı hâkimler gibi, HSYK (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) denilen bir bağımsız kurulun emrindedir ve 7 kişilik olan o kurulda, Hükûmet’i, Adâlet Bak. ile Musteşarı temsil etmektedir ve onların da birer oy hakkı vardır.

Bu yüzden bu gelişmelerde Hükûmet’in savcılara ancak psikolojik desteği sözkonusu olabilir.. Kaldı ki, ‘Ergenekon Soruşturması’nın Hükûmet’in bir oyunu olduğu gibi değerlendirmelere karşı Tayyîb Bey daha önce de, ‘Benim öyle bir yetkim olsa, önce kendi partimin kapatılması için davâ açılmasını önlerdim..’ demişti, haklı olarak..

‘Bu gözaltı ve tutuklamaların tam da kapatma dâvasının görüşülmesine denk getirilmesi, kamuoyunun dikkatini başka yöne çevirme taktiği değil midir?’ diyenler de oluyor elbette..

Bu gibi hesabları yapanlar bulunabilir daima ve her güne de bir hadise uydurulabilir. Nitekim,  Baykal, dün ‘Hitler’in de yüzde 47 oyla iktidara geldiğini ve 30 Haziran/ 1 Temmuz 1934 gecesi muhaliflerini sindiren baskınla diktatörlüğünü kurduğunu’ söyleyebiliyordu.. Bu son gözaltılar da aynı güne denk geldiğine göre, Hitler hortlamıştı, yani.. Hattâ, ‘Stalin’in toplu yargılama, sindirme ve ezip geçme uygulamalarını da hatırlatıyordu, Baykal..

Gerçi, o, ‘Cumhuriyet kurulurken de benzer uygulamaların yapıldığını’ itiraf ediyordu, ama, o uygulamayı ma’zur görüyordu. Çünkü, ‘o zaman cumhuriyete ve laikliğe karşı çıkanların ezilip geçilmesi zarureti’ ortaya çıkmıştı.. Baykal’a göre, ‘Türkiye tarihi bir kırılma yaşıyor,  o zaman, cumhuriyet ve laiklik için yapılanlar şimdi, ters yönde  yapılmaya çalışılıyor ve toplumun en saygı değer insanlarının gözaltına alınıyor’du.

 

*’DOKUNULAMAZLAR’A DOKUNULMASI, BÜYÜK GELİŞME..

Dün yaşanan ‘gözaltı’lar, ‘dokunulamaz’ sanılanlara dokunulmaya başlandığını göstermesi bakımından oldukça ilginç.. Baykal’ın ‘Cumhuriyet ve laikliğin kurulması için yapılanların tersi’ dediği de bu durum..

Hatırlayalım.. JİTEM (Jand. İstihbarat Merkezi) kurucularından em. Tuğg. Veli Küçük aylarca önce tutuklandığı zaman, ilk olarak bir generalin tutuklanması olarak hayretle karşılanıyordu.. Yine hatırlayalım, ‘Susurluk Dosyası’nın devamında, Meclis Araştırma Komisyonu, Teoman Koman gibi MİT eski başkanı orgeneralleri davet ettiğinde, gelmeye bile tenezzül buyurmuyorlardı.. Bugün ise.. Jand. eski Gen. Kom. em. Org. Şener Eruygur ve 1. Ordu eski Kom. em.Org. Hurşit Tolon bile gözaltına alınabiliyor.. Bu isimler ve daha niceleri, ‘Ayışığı’ ve ‘Sarıkız’ isimli darbe teşebbüslerinde ilginç delillerle sözkonusu ediliyor ve bunlara dokunulamaması, kamuoyunda Hükûmet’in bir zaafı olarak görülüyordu.

Şener Eruygur’un şimdi ise, ADD Gen. Başkanı olması da bir ayrı konu.. Şimdi bunlara dokunulabiliyor. Burada, Hükûmet’in psikolojik desteğinin etkisi de görülmelidir.. Nitekim, ADD, dün yayınladığı bildiride, ‘iktidar tarafından bir sivil darbe uygulanmaktadır’ diyordu. Çünkü daha birçok em. general ve ‘laik amigo’lar da gözaltına alınmıştı..

Haberlere göre, Hurşit Tolon, ‘Ben generalim.. Bana dokunamazsınız...’ diye direnmeye kalkışmış ve Gen.Kur. ile irtibat kurmaya çalışmış.. Bu ‘gözaltı’lar konusunda Genel Kurmay’ın önceden bilgilendirilmesi, bu gibi irtibat imkanlarının yolunu kesmiş gözüküyor..

Bu arada, Cum. gazetesinden M. Balbay’ın evvelki akşam, E. Çölaşan’la birlikte sundukları bir tv. proğramında, Tayyib Erdoğan’ın, ‘Büyükanıt’tan sonra, İlker Başbuğ’la da yaptığı ve muhtevası açıklanmamış görüşmeleri gizlice kameraya kaydettirdiği ve bu yolla onları sindirdiği’ni, gerçek imiş gibi söz konusu edebilmeleri de, bu gelişmeleri daha bir fitillemiş olabilir.. Çünkü, en hassas kurumlarla bu şekilde oynanması, oyuncuları çarpabilir..

Esasen, daha önce deşifre edilen tel. görüşmelerinden birinde de, şimdi Ergenekon Dosyası içinde yer aldığı için tutuklananlardan Doç. Ümit Sayın’ın, eski Rektör Alemdaroğlu’na, ‘Ne  anıtı, kümbed bile olamadı.. Dolmabahçe’de önüne dosya konulunca sindi..’ gibi laflar vardı ve ‘yukardan komuta zinciri içinde bir hareket beklenilemiyeceği, çarenin 60 darbesi gibi, alttan gelecek bir darbe olduğu’ bile dile getiriliyordu.. Yani, Muzaffer Özdağ ve emsali 27-28 yaşındaki yüzbaşıların orgeneralleri kendilerine selam durdurttuğu bir çözüm!

Buna, Mesut Yılmaz’ın, daha geçen hafta, Avrupa Parlamentosu’nda, ‘Ordu kışlasına çekilemez. Aksi halde, laiklik tehlikeye girer..’ diye konuşabilmesini ve S. Demirel zihniyetini orada dillendirmesini de  ekleyebilirsiniz.. Bütün bunlar, ‘taife-i laicus’un şirretliklerinin, iç sancıları ve çaresizliklerinin hangi kertelere vardığını da gösterir.

Başbakan Erdoğan’ın dünkü ifadesi bana göre doğru bir tesbittir: ‘Kendi imtiyazlı statükolarını korumak için, sanal gündemler oluşturmaya çalışıyorlar.. Tahammül edilemiyen, millet iradesidir, halkın duygu ve düşüncesidir..’

Millet de gelişmeleri dikkatle izlemeli ve şerr güçlerin, ‘mütegallibe taifesi’nin, ‘taife-i laicus’ zorbalarının daha bir güçlenmesine seyirci kalmamalıdır..

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim