Doğrular, ah o doğrular...

21.01.2010 00:28

Atilla Özdür

Dilipak’ın demesine bakılırsa, ‘Kendimizi İmam-Hatip, din dersleri ve başörtüsü ile sınırlı daracık bir mekana hapsetmişiz...

Bu çemberi kırmamız gerek. Tarihe, felsefeye, coğrafya ile sanata da elimizi kafamızı, tabir caiz ise, burnumuzu sokmalıyız, azınlıkların hak kayıplarına da’ gibi...
Hasan Karakaya, Başbakan Tayyip Erdoğan’a yapılan sivil diktatör yakıştırmalarına karşı çıkarken, AKM kartını kullanıyor... Başbakan eski köhne AKM binasını yıkıp yerine daha modern ve ileri projelerini uygulamaya kalkıştığında, mahkemeler bunlara karşı çıkarak elini kolunu bağlamış...
‘Tayyip Erdoğan öyle iddia edildiği gibi bir ‘Diktatör’ olsaydı, bugün bir gudubet abidesi gibi duran AKM’nin yerinde çoktan var ki yeller eserdi’ diyor, Karakaya...
Mahkemeleri, Özal’ın köprü satışına karşı çıkan Necdet Calp’ın ‘sattırmam zihniyetiyle’ aynı kefeye yerleştiriyor...
Abdurrahman Dilipak da, Hasan Karakaya da değerlendirmelerinde isabet ediyorlar ve doğruları dile getiriyorlar... Biz de bunların doğruları arasından kendimize daha değişik bir doğru yol arayışına çıkalım. Bakalım başarabilecek miyiz...
*
Selefleri tarafından başlatılan özelleştirmelere Tayyip beyin iktidar döneminde de tam gaz devam edildi...
Milliyetçi sağcı Bülent Ecevit’li günlerde White House kaynaklı ‘onbeş günde onbeş kanun’ projeleri gereğince Bahçeli’ler, Mesut Yılmaz’lar, kamu mülkiyetinden özel sermayeye devredilecekler cümlesinden elden çıkarılması için Tayyip Erdoğan’a, hizmet mirası olarak şeker fabrikalarını bıraktılar...
Tütün ekim, dikim ve hasadı gibi, pancar tarımına da sınırlama koydular. Bu kısıtlamanın hacmi ve alanı giderek genişletildi. Buna karşılık baba oğul Bush’ların olduğu söylenenlerin de aralarında yer aldığı nişastacılara glikoz üretiminde kota artış imtiyazı verilerek, pancar tarım alanları daha da daraltıldı...
Aynen ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler diyerek beslenme krizine getirilmek istenen ortaçağ Fansa’sının açlığa çözüm formülü gibi...
Şimdi ülkemizde Elhamdülillah, tatlı sektörünün bir ara malı sıkıntısı yok... Çayımıza ve köy kadınlarının ustası oldukları ev baklavalarımız hariç, pasta börek bisküvitimizden, çeşni kabilinden muhtevasına katılmasını gerekli görüldüğünde lahana turşularımıza, kadar her üretimimizde mebzul miktarda ve de ucuzluğundan ötürü, mısır şurubu...
*
Şu şeker işi, Necdet Calp’ın üzerinde hassasiyetle direndiği Boğaz köprüsündeki alım satım ve kiralama işlerine karşı itiraz sergilenmesine benzemez...
Geçenlerde mevcut şeker fabrikalarının altı tanesi halkın ortak mülkiyetinden özel sermayeye devredilmişti... Yakın günlerde diğerleri de satıldığında milletin elinde hiçbir şey kalmayacak... Satın alanlar sahiplendikleri stratejik pancar fabrikalarını, eninde sonunda aynı sınıfın ortak paydasının menfaat birlikteliğinde buluştukları mısır fabrikalarının lehine kapatacaklar...
Şeker işçileri de, hükümetin 4C kanatlarının himayesine teslim edildiğinde, şeker arazileri de imara açılacak...
Yeni sağ determinizmi, bugünlere kadar daha farklı bir fotoğraf ortaya koyabilmiş değil...
‘Ha pancar şekeri, ha mısır şurubu, asıl olan insanın kalori ihtiyacını daha ucuzundan temin edebilmesi değil mi... Glikozun rafine beyaz şekerden daha da ucuz olduğuna göre, bu ne telaş ve itiraz’, denilebilir...
Maalesef, mısır şurubu, aynen narkotik gibi, bağımlılık yaratıyor ve bu bağımlılık da önlenemiyecek biçimde obezite denilen şişmanlık hastalığına yol açıyor...
İlginç değil mi...
Şişmanlık salgını, etkisine aldığı bir toplumu ilaç endüstrisi için sağmal inek haline getiriyor... Eczacıların ve akabinden doktorların hükümet kararlarına karşı hiç de şık olmayıp çirkin düşen kazan kaldırma teşebbüsleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şahsında milletin, uluslararası ilaç endüsrisi tarafından sağmal inek muamelesine layık görülmek istenmesinden, hatta görülüyor oluşundan...
Dilipak’ı dinlememiz gerek... İmam-Hatip ve başörtüsüyle çerçevelenen fasit daireden sıyrılıp, emperyalizmin puştluklarına kafayı takmalıyız...
Calp’ın Turgut Özal’ın karşısındaki köprü mağlubiyetiyle, askerlerin bankasının yabancıların eline geçirilmesini, aynı kantarın topuzuna vuramayız...
Gidiniz İsveçlilerin İKEA’larına, kantarın topuzunun kafanıza indiği anda ancak anlayabileceksiniz anyayı Konya’yı...
Atatürk’ün, İsmet Paşa ile Erbakan Hocanın, nasıl da vahşicesine lime lime edildiklerini gördüğünüzde, bilmeyiz titreyip kendinize dönebilir misiniz...
Bir tek, Allah için, TÜSİAD ve MÜSİAD ürünü yok. Nasıl batmasın bu Türkiye...
Karakaya ve Dilipak doğrularının arasında dolanıp durduk, umarız bulabildiğimizi...
Yanılıyor isek lütfen,
Faks: 0212 632 83 06...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim