Doğru Yorum Doğruyorum!

14.06.2008 20:04

Asım Öz

Türkiye’de yetmişli yıllardan itibaren İslami uyanış sürecinin önemli isimleri ve kavramlarının mutlaka ama mutlaka hesaplaşmak durumunda kaldığı adlandırmalar, ithamlar vardır. Mezhepçilik, ehli sünnet taassubu, vahhabi, reformist, yeşil komünist vb bir dizi suçlayıcı gösterge hemen ilk hatırlayışta akla geliverenler.

Geçmişe bakarsanız bu öbekteki yayın isimlerinin iddialı, eylemci, hattâ saldırgan olduklarını görürsünüz. Bir bakıma doğal ama, bu isimlerin yayının amacına ulaşması açısından bir yararı olup olmadığı da düşünülecek husus. Eskilerin deyimiyle ‘ismiyle müsemma’ (ismiyle özdeşleşmiş) denilebilecek bir nitelik kazanabildiler mi?.. Zannetmiyorum. Bir yandan İslami uyanış sürecinin olumlu kazanımları diğer yandan egemen güçlerin kurban aradıklarında ilk hedef olarak Müslümanları göstermeleri, ehli sünnetçilik olarak anabileceğimiz bakışın öbeklendiği yayınların yavaş yavaş ortadan kalkmasını kalkmasa bile bu tür konulara odaklanma sürekliliğini ciddi biçimde engelledi. Tabii istisnai süreklilikler de oldu. Yeni yayın organları örgütlenmedi değil. Bu damarın alttan alta varlığını koruduğu atar damarlar da bir başka egemen gerçek olarak varlıklarını dönem dönem hissettirmedi değil.

Öte yandan ıslahatçı diyebileceğimiz yayın organlarının hepsi bilinçli birikimler miydi? Asla. Bir süreklilik oluşturması nedeniyle daha evrensel bir ümmet duyarlılığını, toplumumuzda eksik olan temel bilgilerin birikimini sağlayabilmesi nedeniyle yukarıda andığımız türden aşırılıkların, taassupların, hizipçiliklerin aşılmasına önemli katkılar sundu.

Yetmişli yıllara baktığımızda içtihat kapısını kapatma bekçilerinin ve sembolik cezalandırma tepkilerinin daha yoğun olduğunu bundan dolayı da, asıl önemli olan konuların sağlıklı tartışılmasının, irdelenmesinin engellediğini görmekteyiz. Düşünce yerine radikal suçlama dilinin ön plana çıkması bakımından bu yıllarda Hayreddin Karaman’ın İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde Fıkıh asistanı iken hazırlamış olduğu “Başlangıçtan IV. Asra Kadar İslam Hukukunda İctihad” isimli tezin kitaplaşmış hali olan İslam Hukukunda İctihad kitabının ne tür tartışmalara sebebiyet verdiğini bir kere daha hatırlatmakta fayda var. İlk baskısı Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından çıkan kitap yetmişli yıllarda başta Enver Baytan olmak üzere pek çok kimsenin husumetini üzerine çekmiştir. Nitekim Baytan Yeni İçtihat Fikri ve Müçtehit Taslakları adını taşıyan bir kitapla karşılık vermiştir bu dev söylemli eseri kafese tıkabilmek için. Baytan ictihat kapısının açık olduğunu ifade eden bu kitapla birlikte Metin Önal Mengüşoğlu’nun Gavur Kayırıcılar kitabından kaynak belirtmeksizin oluşturduğu üç yüz sayfalık içi boş bir kitap kaleme almıştır. Reşid Rıza’nın metodunu uygulayarak o da iki kişiyi konuşturmuştur. Ne var ki temellerini yıkarak yapmıştır bunu. Reşid Rıza’nın muslih dediğine o müfsit, mukallid dediğine de muslih demiştir

Uzun sayılabilecek bu hatırlatmayı bir sürekliliğin ama yanlış bir sürekliliğin yansımasının göstergesi olarak anılabilecek Doğru Yorum dergisinin ilk sayısında dile gelen ve bundan sonra da devam edeceğini düşündüğüm bir zihin kireçlenmesinin ısırganlığını süreli bir yayınla ortaya koyan bakışını anlamak için yaptım. Çünkü dergi editörü 1977’de İstanbul’a geldiğinde şahit olduğu içtihad fitnesine(!) bulaşmış bir grup ilahiyatçının etki alanını genişletmesi üzerine bir dergi çıkarma düşüncesinin oluştuğunu ifade ediyor.

Uzun yılların aşılması gereken yorumlarıyla ayakta kalabilmeyi başarmış bir söylemin dışavurumu bu dergi her şeyden önce. Düşünsel geriliğin mayınlı gerginliğini birbirine kulak vermezliğin sağırlığını suçlamalar ve ajan provokatör/Mason/reformist ilân etme ile yeniden yineleyerek üreten derginin ilk sayısında, Ali Nar, Enver Baytan, Yusuf Hanif, İbrahim Eken, Mustafa Özcan ve daha birkaç isim daha yer almış.

Asıl önemlisi, bir zamanlar ve şimdiki zamanların da dahil olduğu bir zamanlarda hala yetmişli yıllarda kullanılan Protestanlaştırma ithamının ve ıslahatçı tutum ile reformist bir tavrın aynı kefeye konulması gibi kadim bir hastalığın yeniden nüksetmesine zemin hazırlayan bir hüviyeti var derginin. Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü kitabından alıntılanan pasajda reformcu ile ıslahatçı aynı kefeye dahil edilmiş. Yazının muradı ise doğrudan Kemalist ilahiyatı eleştirmek. Türkiye dışının reformcularından söz eden Necip Fazıl’ın kimlerden söz ettiği ise malum. Mustafa Özcan’ın yazısı önemli açılımlar sunarken kullandığı başlık itibariyle sorunlu. Hadis revizyonunu tümden Amerikancı bir proje olarak sunmak ne kadar doğru? Buhari’de ya da bir başka hadis kitabında sıhhat yönünden kusurlu hadisler bulunduğu ifade edilemez mi? Cemaleddin Afgani’nin masonluğuna dair konular yanında Reşid Rıza ile alakalı bölüm derginin sünnet, Kur'an ve İslam algısının mahiyetini anlamak bakımından önemli. Kur’an’ın yeniden yorumlanması ile alakalı doğruluğuna bütün İslami çevrelerin ve vicdan sahiplerinin imza atacağı düşünceler ortaya koyan dergi çoğu zaman sapla samanı birbirine karıştırıyor. Kemalist ilahiyata haklı olarak karşı çıkmanın yerine önerilen selefi bir yorum olmamalı diye düşünmeden edemiyor insan. Yeniden içtihad, Kuranı yeniden yorumlama, hadis tenkidi dini çağa uydurma, uygun hale getirme ile suçlanınca asrın idrakine İslam’ı söyletme düşüncesi Kemalist ilahiyatla eşitleniveriyor dergi sayfalarında.  

Kısacası bazı şeyler hiç değişmiyor.

Doğru Yorum’un ilk sayısında yaptığı doğrama faaliyeti bende bu çağrışımları yarattı.

 

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim