1. YAZARLAR

  2. MEHMET ALİ ASLAN

  3. Diyarbakır’daki Yürüyüşümüzün Durakları
MEHMET ALİ ASLAN

MEHMET ALİ ASLAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbakır’daki Yürüyüşümüzün Durakları

A+A-

17 Haziran Perşembe günü Diyarbakır Kapalı Spor Salonunda düzenlenen "Kardeşlik Buluşması" programı için Grup Yürüyüş olarak Diyarbakır'a gittik.

"Kardeş Aile" çerçevesinde Yardımeli Derneği ve Hayat-Der tarafından düzenlenen "Kardeşlik Buluşması" programına kardeşlik içerikli eserlerimizi ve Gazze şehitlerimiz gündemde olduğu için Filistin şarkılarımızı/marşlarımızı söylemek üzere katıldık. 17 Haziran sabahı Özgür-Der Diyarbakır Şubesi mensupları Beran ve Recep kardeşlerimizin bizi Diyarbakır Havaalanından almalarıyla başlayan Diyarbakır programımızı, akşam yapılacak "Kardeşlik Buluşması"nın yanı sıra Gazze'ye insani yardım götürürken gerçekleşen İsrail saldırısı sonrasında şehit düşen Ali Haydar Bengi'nin ailesini ve arkadaşlarını ve yaralanan kardeşlerimizi ziyaret hedefiyle yaptık. Bu çerçevede gözlemlerimizi sizlerle paylaşmak istedik.

Selahaddin'in Yolunda Yürüyen Bir Şehit

Diyarbakır Özgür-Der mensubu kardeşlerimizin oldukça sıcak ve samimi misafirperverliği ile başlayan Diyarbakır programımız; bir müddet yaptığımız sohbetin ardından Gazze şehidimiz Ali Haydar Bengi'nin mezarını ziyaretle devam etti. Diyarbakır'da İslami çalışmalar yapan AY-DER'in başkanlığını yapmakta olan Ali Haydar Bengi, Mavi Marmara gemisinde güvertede İsrail askerlerine karşı koyarken şehit olmuştu. Diyarbakır'ın kavurucu sıcaklarında çevredeki diğer kabirler arasında bir Bengi'nin toprağının ıslak olması sıklıkla ziyaretlerin yapıldığını gösterirken ellerinde su dolu bidon ve Yasin cüzleriyle çok sayıda çocuğun anında ziyaret ettiğimiz mezarı çevirmesi dikkatimizden kaçmadı. Yırtık terlikleri, tozlu ve yamalı pantolon ya da etekleri ve delik deşik olmuş tişörtleriyle etrafını çamur hale getirecek kadar kabre su döken çocukların derdi bu hizmet karşılığında ziyaretçilerden biraz bozuk para koparabilmekti.

Bildiğimiz kadarıyla Selahaddin Eyyubi'den bu yana Filistin yolunda şehit düşen ilk Kürt kardeşimizdi Ali Haydar Bengi. Türkiye'de, Diyarbakır'da İsrail tarafından şehit edilen bir kardeşimizin mezarı başında bulunmayı, iftihar duymak kadar sarsıcı ve hatta garip duygularla karşıladığımızı söyleyebiliriz. Cevdet Kılıçlar'ı Rabbimize uğurlarken ve İskenderun'dan dostumuz Cengiz Akyüz'ün şehadetini haber aldığımızda yaşadığımız his, burada da kaplamıştı içimizi. Türkiye'den kardeşlerimizin İsrail tarafından şehit edilmesi bize çok uzak geliyordu. Ancak bu kardeşlerimiz, Filistin davasının Müslümanlar tarafından sahiplenildiğinin salt teoride kalmadığını canlarını vererek göstermişlerdi.

Bu duyguları yaşarken Diyarbakırlı çocukların birbirlerini ezercesine kendilerine uzatılan bozuk paraları kapma çabaları, yoksullaştırılan bir halkın çaresizliğine ve içler acısı haline tanık yapacaktı bizi.

"Kardeşlik Buluşması"nda Bir Güzel Hatip: Kemal el-Hatib

Diyarbakır Kapalı Spor Salonu nam-ı diğer Ziya Gökalp Spor Salonu'na geldiğimizde program için hazırlıklar sürmekteydi. Ancak Diyarbakır'ın geçtiğimiz merkezî yerlerinde hâlâ insanların gözlerine sokarcasına kocaman harflerle "Ne Mutlu Türküm Diyene!" yazılı ırkçı sloganların mevcudiyetini muhafaza ettiğini görmemizin ardından bir Kürt şehrindeki en büyük kapalı salona -kendisi Kürt olmakla birlikte- Türkçülüğün babasının isminin verilmesindeki çelişkiye de şahit olmamız acı bir tebessümle salona girmemize neden oldu.

Okunan Kur'an-ı Kerim'in ardından sırasıyla Hayat-Der Başkanı Mehmet Turan ve Yardımeli Genel Başkanı Dr. Sadık Danışman konuştular. Danışman, sadece Gazze'de yardıma muhtaç 6 bin ailenin varlığına dikkat çekerek, Kardeş Aile Projesi vasıtasıyla tekrar ensar ve muhacir kardeşliğinin yeşertildiğini söyledi. Yardımeli Derneği'nin tanıtıldığı sinevizyon gösterimi yapıldı ve yurt dışından gelen misafirlere söz verildi. Türkiye'den Senai Demirci, Pakistan'dan Mahmud Ahmed, Etiyopya'dan Sultan Haj, Lübnan'dan Wissam Tafiş ve Filistin'den/Kudüs'ten Kemal el-Hatib programda kısa konuşmalar yaptılar. Konuşmacıların hepsi kardeşleşmenin önemine dikkat çektiler ve İsrail'in katlettiği şehitlerimizi rahmetle andılar.

Kemal Hatib'in o güzel hitabetinden aklımızda kalan vurguları da paylaşmadan geçmeyelim. Kemal Hatib, Aksa ya da Kudüs Muhafızları olarak da bilinen Şeyh Raid Salah'ın liderliğini yaptığı 1948 Toprakları İslami Hareket'in ikinci adamı. Diyarbakır'daki konuşmasında özellikle Mescid-i Aksa'nın özgür olacağı güne kadar gülmeyeceğini söyleyen Selahaddin Eyyubi'den ve Kürt halkının Kudüs'e olan duyarlılığından bahsetti. İslam ümmetinin evrensel kardeşliğine dikkat çekerek Bosnalının Çeçenistanlı ile, Keşmirlinin Iraklı ile, Filistinlinin Türkiyeli ile kardeş ve acılarımızın ortak olduğuna vurgu yaptı. Ali Haydar Bengi ve diğer şehitleri onurla andı ve Türkiyeli Müslümanların Filistin ile ilgili çalışmalarını tebrik etti.

Grup Yürüyüş olarak bizler de Rabbimizin en güzel isimlendirmesiyle "Ben Müslümanım!" diyenden daha güzel sözlü kimsenin olmadığını hatırlatarak farklı kavimlerde yaratılmamızın Allah'ın bir ayeti olduğunu ve İslam kimliği kapsamında kardeşleşmemizin sorumluluk olduğunu belirttik. Gazze'ye giderken şehit düşen kardeşlerimizi ve Diyarbakır'daki yaralıları sahneden isim isim anons ederek marşlarımızı onlara ithaf ettik.

Kardeş ailelerin sahneye çıkartılması ve ardından plaket sunumundan sonra "Kardeşlik Sınır Tanımaz" programı sona erdi. Program sonrasında yurt dışından gelen misafirlerle kucaklaştık. Çok iyi bildiği Sirac el-Aksa adlı Arapça şarkımıza konser esnasında coşkuyla eşlik eden Kemal Hatib'in, "İnşallah bu şarkıları bir gün özgür Kudüs'te söylersiniz." duasının ardından salondan ayrıldık.

Şehitlerimize Okunan Cuma Hutbesi

Bir gün sonra 18 Haziran Cuma günü yine Özgür-Der mensuplarıyla samimi bir ortamda yaptığımız kahvaltının ardından Özgür-Der'in Selahaddin Eyyubi Konferans Salonunda kılınacak olan Cuma namazına iştirak ettik. Güzel bir ortamda, safları sıklaştırarak kıldığımız namazda okunan hutbe, belki de şimdiye kadar dinlediğimiz en güzel ve en verimli hutbeydi. Hüznü coşkuyla harmanlayarak hutbesini sunan Abdülhakim Beyazyüz abimiz, Gazze'ye yardıma giderken şehit düşen kardeşlerimiz için söylenen "Niçin öldüler?" sorusuna cevap arıyordu. Tevbe Suresi, 111. Ayeti hutbenin merkezine oturtan hatip, cennet karşılığında canlarını Allah'a satanların ne büyük bir onur sahibi olduklarına dikkat çekiyor; arkalarından "Otoriteden izin almalıydılar!" diyenlerin nasıl zillete düştüklerini anlatıyordu. Hayatın iman ve cihaddan ibaret olduğunun altını çizen Beyazyüz, kimilerin ahitlerine sadık kaldıklarını; kimilerin ise ahitlerini yerine getirmek için beklediklerini ve bu bekleyişin salih amellerle, kutlu yolculuklarla, mücadele ve azim ile yüklü olduğunu ifade ediyordu.

Saat 13.30'da yapılacak bir başka program için Cuma sonrasında el emeği çiğköftenin namaz kılanlara ikram edilmesinin ardından topluca konferans salonundan ayrıldık.

Milli Güvenlik Dersleri Kaldırılsın; Ant Zulmü Sona Ersin!

Cuma sonrasında Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde Özgür-Der ve Mazlumder'in Diyarbakır şubelerinin düzenlediği basın açıklaması etkinliğine katıldık. Kışla tipi, ırkçı ve tek-tipçi eğitim istemediğimizi deklare ettiğimiz etkinlikte tek parti faşizmini yansıtan uygulamalarla çocukların ve gençlerin beyinlerinin militarizme şartlandırılması çabalarına karşı olduğumuzu beyan ettik. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'ya ulaştırılmak üzere gönderilen dilekçeyi imzalayarak yeni eğitim döneminde Milli Güvenlik Derslerinin kaldırılmasını ve "Andımız" isimli zulme son verilmesini talep ettik.

Şehidin Medresesi AY-DER'i Ziyaret

Eylem sonrasındaki ilk durağımız Ali Haydar Bengi'nin, şehadetinden önce başkanlığını yaptığı AY-DER oldu. Dernek yöneticileri tarihî bir mekândan dönüştürdükleri ferah yerlerinde bizi kalabalık bir şekilde karşıladılar. Şehidin hayatından bilgileri bizlerle paylaşan AY-DER mensupları, Bengi'nin Ezher mezunu bir ilim adamı olduğunu aktardıktan sonra şehadetiyle ilgili de bilgi verdiler. Ömrünü Hasan el-Benna'nın "Gayemiz Allah, önderimiz Resulullah, anayasamız Kur'an, yolumuz cihad, en büyük arzumuz Allah yolunda şehit olmaktır." düsturuyla geçiren Bengi, çok istediği şehadete Gazze yolunda ulaşmıştı. Güvertede İsrail komandolarının gemiyi ele geçirmelerini engelleyecek ekibin başında yer alan Bengi, kahramanca dövüştükten sonra çeşitli yerlerinden yaralanmış ve o halde iken Siyonist askerlerce işkence ve darba maruz kalarak şehit düşmüştü. Kendisine Rabbimizden rahmet diledikten sonra dernek yöneticilerini Türkiyeli Müslümanlara böyle güzide şehitler kazandıranlardan oldukları için tebrik ettik ve şehitlerin ümmetin övüncü olduğunu belirterek AY-DER'den ayrıldık.

Yaralı Kardeşimiz M. Ali Zeybek'i Ziyaret

Mavi Marmara güvertesinde kahramanca direnen bir diğer isim M. Ali Zeybek, yaralı olarak ülkeye dönmüştü. Kendisini ziyaret ettiğimiz evinde sağ kolu tamamen hâlâ sargıda ve vücudunun bazı yerlerinde yara izleri taze bir şekilde durmaktaydı. Çoğu bacak ve kol bölgesine 9 kurşun yemişti M. Ali kardeşimiz. Güvertede Siyonist saldırganlara ilk müdahale eden ekipteydi. Anlattığına göre daha helikopterden ilk indirme sırasında gözdağı amacıyla ateş açmıştı komandolar. Ancak başarılı bir indirme yapmaları engellenmiş; ilk indirme yapanların çoğu etkisiz hale getirilmişti. Devasa silahlarla donatılmış komandoların içinde ağlayanlar, yedikleri yumruk sonrasında kendilerini yere atıp sara hastası numarası yapanlar ve korkuyla sinenler vardı. Kardeşlerimiz bazısının silahlarını ele geçirmelerine rağmen onlara ateş açmayıp, silahlarını denize atmışlardı. Ancak büyük katliamın başladığı ve direnişi bitiren indirme sonrasında Siyonistler, şehitlerimizin naaşlarını tekmelemiş, yaralılarımızın kan kaybından ölmelerini sağlamış ve yara almayanların bacaklarına da ellerini kelepçeledikten sonra ateş açmışlar; korkunç bir vahşiliğe imza atmışlardı.

Diğer yaralılarımız gibi M. Ali kardeşimiz aşırı kan kaybetmesine rağmen saatler sonrasında götürüldüğü hastanede de Siyonist askerlerin kötü muamelesine maruz kalmış. Doktorların nispeten iyi davranmasına karşın nöbetteki askerler beş gün boyunca yoğun ışık ve dürtmelerle uyumasını engelledikleri kardeşimizi tuvalete dahi elleri kelepçeli ve kapı açık kalacak şekilde götürmüşler ve sürekli psikolojik işkence yapmışlar.

Ve Gazimiz Çelebi Bozan Ağabeyi Ziyaret

Diyarbakır Özgür-Der'in tüm mensuplarını olduğu gibi bizleri de çok kaygılandırmıştı Çelebi abi. Kayıp olduğu bilgisi ulaşmış ve ismi hiçbir yerde geçmemekteydi. Şükür ki sonradan Hayfa'da ağır yaralı bir şekilde komada olduğu ortaya çıkmıştı. Başarılı operasyonlar sonrasında aramıza dönmüştü. Bizden bir gün önce 16 Haziran'da Ankara'ya getirildiği hastaneden taburcu edilerek Diyarbakır'a getirilmişti. Evde kendisini ziyaret ettiğimizde yataktan kalkamayacak durumdaydı ama morali yerindeydi. Güvertedeki direniş ekibinde olup ilk vurulanlar arasındaydı. Bir bacağından vurulmasına rağmen Siyonist komandolara karşı mücadeleye devam etmiş ve diğer bacağından da vurulmuştu. Kalça ve bacaklarına yediği 6 kurşundan sonra yerde kan kaybetmeye başlamıştı. Buna rağmen Siyonist komandolar kafasını tekmeliyor ve ardından o haliyle karnına da iki kurşun daha sıkıyorlardı.

Çelebi abi, sonrasını hatırlamıyor; zaten Ankara'ya getirildiğinde de komadaydı. Şimdi ağrıları devam ediyor ve iyileşmeyi bekliyor. Ancak Siyonist zulme karşı mücadele azminden hiçbir şey kaybetmediğini ve tekrar doğrulup Diyarbakır Özgür-Der'in tüm işlerine yeniden koşturacağının müjdesini gözlerinden yansıyan umut ışığında görebiliyorsunuz.

Bir an önce sağlığına kavuşması duasıyla ayrıldığımız Çelebi abinin evinden sonra Özgür-Der mensuplarıyla buluşup son sohbetimizi de yaptık. Diyarbakır'ın böyle cesur, böyle kahraman, böyle fedakâr, böyle yiğit insanlara sahip olmasını gıpta ederek döndüğümüz İstanbul'a kardeşlerimizin selamlarını getirdik.

YAZIYA YORUM KAT

16 Yorum