1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Diyarbakır’da “Niçin Suriye?” Paneli Yapıldı
Diyarbakır’da “Niçin Suriye?” Paneli Yapıldı

Diyarbakır’da “Niçin Suriye?” Paneli Yapıldı

Özgür-Der Diyarbakır Şubesinin organize ettiği “Niçin Suriye?” konulu panele, panelistlerin konuşmalarıyla devam edildi.

A+A-

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi tarafından gerçekleştirilen, moderatörlüğünü Mustafa Çağlı’nın yaptığı ve Hakan Albayrak, Kenan Alpay, Muhammed Yorgancıoğlu ve Ebû Yahya Kurdî’nin konuşmacı olarak katıldığı “Niçin Suriye?” konulu panel, Demirok Konferans Salonunda yapıldı.

ebu_halit_halebi-20121216.jpgEhrar-u Şam Lojistik Sorumlusu Ebu Ömer ve Hareketül Fecr Türkiye Lojistik Sorumlusu Ebu Halit Halebî’nin selamlama konuşmalarının ardından panele geçildi.

Mustafa Çağlı’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde, Çağlı, Suriye’de insani bir dramın yaşandığını, bu drama seyirci kalınamayacağını söyledi. Panelde, Suriye’de yaşanan olaylar, kafa karışıklıkları ve sorumluluğumuz gibi sorulara cevap aranacağını kaydeden Çağlı, duyarlılık gösteren herkese teşekkür ederek, sözü panelistlere bıraktı.

ALBAYRAK: İRAN DA SURİYE’Yİ ANLAYACAK VE MUHALİFLERLE DİYALOGUN YOLLARINI ARAYACAK

İlk panelist olarak söz alan Hakan Albayrak, Suriye’de hakikatin üstünü örten grupların az sayıda da olsa olduğunu söyleyerek, bunlara karşı hakikate ışık tuttuğu ve duyarlılık oluşturduğu için Özgür-Der’e teşekkür etti.

hakan_albayrak-20121216.jpgAlbayrak, Dera’da bir grup çocuğun duvara “Doktor Beşar sıra sana da gelecek” sloganını yazmasıyla başlayan süreçte, dört gün kurşunlanmasının ardından yine Dera’da bir gencin, “üzerimize kurşunlar yağdırılıyor ama dört gündür özgürüz. Neye inanıyorsak onu özgürce haykırıyoruz. Dört gündür tattığım bu özgürlük hissini o kadar sevdim ki, artık ölüm pahasına olsa da özgür kalacağım” dediğini ve Dera’nın bir daha da durulmadığını kaydetti. Suriye’deki ayaklanma sürecini kısaca anlatmaya devam eden Albayrak, süreç içerisinde halkın başta sistem içerisinde değişim talep ettiğini, zamanla bu talebin bile kanla bastırılmasıyla taleplerin devrimci bir hüviyet kazandığını belirtti. Baskıların beslediği isyanın yayılmasıyla Baas’ın askerlere halka ateş etme baskısı yaptığını öyle ki, bazı askerlerin  “ölmemek için öldürebilir miyiz?” fetvası aradığını ve bu arayışın aslında Suriye’deki vahim süreci gözler önüne sermeye yettiğini sözlerine ekledi.

Direnişçilerin ne olduklarının belli olduğunu, Amerika’dan nefret ettikleri, İsrail’i bir kaşık suda boğmak istedikleri belli olmasına rağmen “Amerikancı” gibi ithamlara maruz kaldıklarını kaydeden Albayrak, İran’ın da yavaş yavaş meseleyi kavramaya başladığını, er ya da geç muhaliflerle iyi ilişkiler geliştirmenin yollarını arayacağını söyledi.

ALPAY: SURİYE’Yİ ANLAMANIN YOLU BURALARDA YAŞAYAN İNSANLARA BAKMAKTAN GEÇER

kenan_alpay-20121216.jpgİkinci panelist olarak sözü Kenan Alpay aldı. Açık olmasına; her şeyin gözlerimizin önünde cereyan etmesine rağmen; “Suriye üzerine bir takım aydın, entelektüel kesim tarafından adeta şifreliymiş-bir şey anlaşılmıyormuş propagandası yürütülmeye çalışılmasından” yakınan Alpay, “oysa Suriye üzerinde gizli saklı hiçbir husus yok. Elli yıllık bir zulüm rejimi var ve bu zulüm rejimi; hepimizin bildiği üzere bir askeri cunta tarafından daha sonra etnik ve mezhebi temeller üzerinde de desteklenerek bir halkı elli yıldır tahakküm etmekte. Bu sadece Suriye’ye özgü de değil. Bu kader Türkiye dahil diğer bölge ülkeleri için de geçerli…” diye konuştu.

Konuşmasının büyük bölümünü Suriye’yi yanlış okumalara ayıran Alpay, “toplumsal değişimin bir yasası vardır. Yüce Allah Rad Suresinde bunu zaten açıkça beyan etmiştir. ‘Bir toplum kendi olanı değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.’   O açıdan bakılınca Suriye ve Mısır halkının canı burnuna gelmişti. Ezilen, itilip kalkılan, dövülüp sövülen yakını hapislerde çürütülen-işkenceden geçirilen bir halkın daha fazla tahammül edecek bir tarafı da kalmamıştı. Fakat enteresan bir biçimde olaylar izah edilirken Jeostrateji ya da jeopolitik gibi ‘Thing-Tank’ kuruluşlarının raporlarından yola çıkma gibi bir takım zaaflardan hareketle Mısır halkının itirazlarını ya da taleplerini, Suriye halkının itirazlarını ve taleplerini görmezden gelen planlar-programlar yapılıyor. Oysa bana göre, eğer Suriye’yi anlamak istiyorsak bunun yolu Paris’te, Londra’da, Berlin’de, Washington’da herhangi bir ‘Thing-Tank’ kuruluşunun-istihbarat örgütünün yazmış olduğu raporlardan yola çıkmak değildir. Suriye’yi, Mısır’ı, Tunus’u, Türkiye’yi anlamanın yolu Batı’dan değil bizzat burada yaşayan insanların tarihinden, kültüründen, beklentisinden, mücadelesinden geçmektedir. Ben bu yaklaşımlara komplo teorisi olarak bakıyorum. Buralarda meydana gelen olayları Batı’nın yönlendirmek istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Ama bu demek değildir ki, Müslüman halklar piyondur…”    

YORGANCIOĞLU: SURİYE HALKININ YANLARINDA OLMAMIZA İHTİYAÇLARI VAR

muhammed_yorgancioglu-20121216.jpgÜçüncü konuşmacı olarak sözü Muhammed Yorgancıoğlu aldı. “Suriye direnişi ve sorumluluklarımız” üzerine yoğunlaştırdığı konuşmasında Yorgancıoğlu, direnişin Dera’da başlayıp Suriye’nin tamamına yayıldığını; zalimlerin zulümlerine devam edebilmek için halklarını ezdiklerini bu gerçeğin Suriye’de de korkunç yüzünü gösterdiğini belirtti. Halep’e girişi ve çıkışı sırasında 100’den fazla bomba sesiyle irkildiği bilgisini paylaşan Yorgancıoğlu gördüğü manzara karşısında şoke olduklarını; açlık, yoksulluk, yıkım, uzun ekmek kuyruğuyla karşılaştıklarını ve bu durumun Suriye halkının yaşam denecekse yaşamı haline geldiğini kaydetti.

Adalet ve özgürlük talepleri karşısında çaresiz kalan rejimin muhaliflere olan hıncını halktan çıkardığının altını çizen Yorgancıoğlu, insanların en temel ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığını bunun temelinde un ve mazot olduğunu ifade etti. Bu bağlamda Yorgancıoğlu, yaşananları anlatmaya kelime bulmakta zorlandığını sözlerine ekledi. 

Müslümanlar olarak sorumluluğumuzu hatırlatan Yorgancıoğlu, “Dün Ashab-ı Uhdud’a uygulan; iman ettiği için ateş dolu hendeklere atılan Müslümanlara uygulanan zulüm şuan Suriye’deki kardeşlerimize uygulanıyor. Ve bizler Müslümanlar olarak; Allah’ın bak dediği pencereden hayatı yorumlamakla mükellefiz.  Rabbimiz ‘Allah’a iman eden-hayatı onun çizdiği çerçeveye göre yaşayanlar kardeştir’ diyor. Bizler bir uzvumuz acı çekerken diğer uzuvlarımız bu acıya duyarsız kalamayız. Çünkü inandığımız akide bize bunu öğretiyor. Suriye’deki kardeşlerimiz zulüm altında inliyor. Maalesef Müslümanlar tepkisiz kaldılar. Kardeşlerimizin gıdaya ihtiyacı var.  En çok da yanlarında olmamıza ihtiyaçları var. Onları bu haklı davalarında yalnız bırakmamaya ihtiyaçları var…” dedi.

EBÛ YAHYA KURDÎ: GENÇLERİMİZİ ASKERE ALMAK İÇİN KİMLİK VERİLDİ

yahya_kurdi-20121216.jpgPanelde son olarak sözü Ebû Yahya Kurdî aldı.  Konuşmasını Kürtçe olarak yapan Yahya Kurdî, bugün meselelerinin zulüm olduğunu; 80’lerde 40 bin insanın katledildiğini, bugün de 40 bin civarında insanın katledildiğini ve yaptıkları şeyin ise bu zulmü ortadan kaldırarak özgürlüğe ve adalete ulaşmak olduğunu kaydetti. Tüm insanların dillerinde “Allah-u Ekber” olduğunun altını çizen Yahya Kurdî, davalarının İslam davası olduğunu belirtti. Yahya Kurdî sözlerini şöyle sürdürdü: “8 yıl Esed’in zindanında kaldım. Baas’ın zulmünü bizzat yaşadım. Benim gibi çok sayıda insan zulümler gördü. Allah’a hamd olsun halkımız dinine yöneldi ve zulümlere baş kaldırdı. Başlarda ayaklanmamız görülmek istenmedi. Mücadelemizin arkasında Amerika ve Avrupa arandı. Zamanla öyle olmadığı görülmeye başlandı. Kesinlikle Amerika arkamızda yok. Amerika arkamızda olmuş olsa ilk başta biz karşı çıkardık ve ben şu an burada bulunuyor olmazdım. Bizler Allah’a güvenerek zulme başkaldırdık. Arkamızda Allah olduğuna inanıyoruz…” 

Bu tür durumlarda durulması gereken yeri Hz. Muhammed’in dilinden hadislerle hatırlatan Yahya Kurdî, Esed’in elini sıkanın-ona destek olanın ondan olacağını, direnen Müslümanların elini sıkanın-onlara destek olanın da onlarla haşrolacağını belirtti. Sözünün burasında Yahya Kurdî, duyarlılığa bir kez daha teşekkür etti.

Esad’ın zulümlerinin herkese olduğuna işaret eden Yahya Kurdî, Kürtler olarak kendilerine de büyük zulümler yapıldığını hatta kimliklerinin bile bulunmadığını söyledi. Sıkışan Esad’ın kimlik verme vaadinde bulunmasını da kısaca değerlendiren Yahya Kurdî, bunun gidilip kendilerine askerlik yapılması için getirildiğini Kürtlerin bu oyuna da gelmediğini belirtti.

Konuşmasında kimliği ve bağlı bulunduğu hareket hakkında da bilgi veren Yahya Kurdî,  “Ahrar el-Şam”a bağlı olduklarını ve Kürdistan’da hummalı bir şekilde mücadele veren gençlerinin olduğunu kaydetti.

Kudüs’ün özgürlüğünün Suriye’nin özgürlüğünden geçtiği vurgusunun ön plana çıktığı panel, sorulan soruların cevaplanmasıyla sona erdi.  

ISLAH HABER 

diyarbakir20121216-01.jpg

diyarbakir20121216-02.jpg

diyarbakir20121216-03.jpg

diyarbakir20121216-04.jpg

diyarbakir20121216-05.jpg

diyarbakir20121216-06.jpg

HABERE YORUM KAT

23 Yorum