1. HABERLER

  2. BASIN AÇIKLAMASI

  3. Diyarbakır Özgür-Der: OHAL Yasalarıyla Siyaset Yapmak Doğru Değildir!
Diyarbakır Özgür-Der: OHAL Yasalarıyla Siyaset Yapmak Doğru Değildir!

Diyarbakır Özgür-Der: OHAL Yasalarıyla Siyaset Yapmak Doğru Değildir!

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi, yazılı bir basın açıklaması yaparak OHAL kapsamında yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekti.

A+A-

Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan imzalı açıklamada, tutuklulara tek tip kıyafetten KHK ihraçlarına, savcılıkça da kabul edilen ByLock mağdurlarından cezaevlerindeki hak ihlallerine kadar birçok konuya değinildi. Hükümet tarafından kamuoyunda dillendirilen şikayetlere buyurgan ve sesleri bastırmaya matuf yaklaşımlar sergilendiğinin belirtildiği açıklamada "Yapılan yanlışları düzeltmek yerine yanlışları savunan bir anlayışla yapıcı eleştirilere dahi tahammül edilmemektedir. Neredeyse bütün kesimleri topyekûn FETÖ’cü ilan eden ucuz bir siyaset dili kullanılarak algı yönetimi yapılmaktadır. Bu durum ülke siyaseti açısından çok üzücü ve kaygı vericidir. Oysa ülkenin birikmiş sorunlarını çözmenin yolu hamaset değil çözüm üretmektir." denildi.

Basın açıklamasının tam metni:

OHAL YASALARIYLA SİYASET YAPMAK DOĞRU DEĞİLDİR!

Türkiye bir yılı aşkın süredir Fetö darbe girişiminin ortaya çıkardığı sıkıntılarla boğuşmaktadır. Kuşkusuz geçtiğimiz sürecin sancılı olduğunun farkındayız. Ancak bu süreçte tedbir adına ortaya konulan uygulamalar hukuk ve adalet zeminini tahrip edecek bir noktaya gelmişse ve kamuoyu vicdanında mahkûm olmaya doğru gidiyorsa, bu demektir ki yanlış yoldayız.

Türkiye siyasetinde önemli bir yere sahip olan Akparti’nin 15 Temmuz sonrasında göstermiş olduğu refleksler siyaseten ciddi kırılmalara sebebiyet verecek durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle kullanılan buyurgan dil ve diğer toplumsal kesimlerin sesinin bastırılmasına yönelik ortaya konulan çabalar siyasi bir bunalım havası yaratmaktadır. Yapılan yanlışları düzeltmek yerine yanlışları savunan bir anlayışla yapıcı eleştirilere dahi tahammül edilmemektedir. Neredeyse bütün kesimleri topyekûn Fetö’cü ilan eden ucuz bir siyaset dili kullanılarak algı yönetimi yapılmaktadır. Bu durum ülke siyaseti açısından çok üzücü ve kaygı vericidir. Oysaki ülkenin birikmiş sorunlarını çözmenin yolu hamaset değil çözüm üretmektir.

Türkiye siyaseti bugüne kadar kendi bünyesinde çok ciddi tecrübeler biriktirmiştir. Bu tecrübeler bize göstermiştir ki Türkiye’de uzun soluklu siyaset yapmanın yolu sistemin çarpıklıklarını ortadan kaldırmaktır. Özellikle sistemin tekçi yapısının ortaya çıkardığı sosyal ve siyasal krizler hala ortadan kalkmış değildir. Bilinmelidir ki böyle bir vasatta sadece güvenlik politikalarıyla siyaset yapmak var olan krizi daha da derinleştirecek ve toplumsal beklentiler heba edilecektir.

Öte taraftan bilindiği gibi darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK’lar her seferinde kamuoyu tarafından eleştirilmiş ve sonuçları çokça tartışılmıştır. Bugünlerde ilan edilen iki KHK ve bazı maddeleri hakkında da çok yoğun eleştirilerin yapıldığını gözlemlemekteyiz. Elbette bu eleştiriler yersiz değildir ve gereklidir. Çünkü eleştiri ve muhakemenin olmadığı yerde keyfiliğin ve otoriterliğin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ve maalesef geldiğimiz nokta bu korkuyu besleyecek riskler taşımaktadır.

Fetö ile ilgili sürdürülen mücadelenin yöntemleri hakkında yapılan onca eleştiriye rağmen, hâlâ ciddi hatalar ve hukuksuzluklar yapılmaktadır. Soruşturmaların ve görevden almaların dayanağı olarak gösterilen; yapılan şikâyetler, kurum amirlerinin kanaatleri, çeşitli istihbarat raporları, kişilerin sosyal medya hesapları, kişilerin çeşitli sosyal ilişkileri, kişilerin yaşam biçimlerine dayalı olarak kullanılan kanaatler, üye olunan sendikanın toplumsal muhalefet içerisinde yer alıp almadığı ve bylock hesapları… Gibi gerekçelerin hukuksal boyutları bizce tartışmalıdır ve adaletli bir yargılamayı mümkün kılmamaktadır. Fakat maalesef ceza mahkemesi kararı ile tespiti yapılmayan ve adli süreçten geçirilmeyen kesin ihraç gibi ağır yaptırım türlerine bu süreçte çokça şahit olduk. Suça karışmış kişiler kadar suç ile hiç ilgisi olmayan kişilerin kesin ihraç edilmelerinin masumiyet karinesi ilkesiyle bağdaşmadığı ortadayken yüzlerce insanın bu şekilde mağdur edildiğini de biliyoruz.

Son çıkan KHK’da ise terör suçlarından yargılanan kişilere giydirilecek tek tip elbise konusu ülke gündemine oturmuş bulunmaktadır. Öncelikle bu düzenlemenin doğru bir düzenleme olmadığını vurgulamak isteriz. İnsanlık adına utanılacak olan Guantanamo kampındaki uygulamalar örnek gösterilerek suçu tamamen sabit olmamış kişilere yönelik bu uygulama, masumiyet karinesi ilkesine uygun değildir ve kabul edilemez. 

Keza  aylardır tartıştığımız Bylock garabeti nihayet fark edilmiş ve 11480 kişinin haksız yere bu suçtan soruşturmaya tabi tutulduğu ortaya çıkmıştır. Şayet bu gerçek ortaya çıkmamış olsaydı bu kişilere de tek tip elbise giydirilecekti. Dolayısıyla sürecin nasıl bir keyfilikle işletildiği bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Gelinen noktada sürecin bütün boyutlarını değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin acilen normalleşmeye ihtiyacının olduğunu bir kez daha müşahede etmekteyiz. Bizce olağanüstü halin gerektirdiği sınırlı tedbirler bir politikaya dönüşmemeli ve kalıcı hale getirilmemelidir. Ohal’in sağladığı dokunulmazlık zırhı kaldırılmalı, hak ihlaline yol açan sorumlular yargılanmalıdır. Tutuklama kararlarının geçerli hukuki dayanaklarıyla bir zorunluluktan kaynaklandığı hukuksal olarak kanıtlanmalıdır. Delilden yoksun, sadece spekülasyona veya kurum içi kanaat diye nitelendirilen görüşler ile verilen tutuklama kararları tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır.

Hukuki ve idari başvuru süreçleri, şeffaf bir biçimde sürdürülmeli, tüm belge ve bilgilerin taraflara açık olması sağlanmalıdır. Ceza infaz kurumlarında hak ihlallerinin yaşanmasına müsaade edilmemeli ve ceza infaz kurumlarındaki kapasite aşımının da bir hak ihlali olduğu unutulmamalıdır.

Sonuç olarak bu OHAL sürecinin uzamasının beraberinde getireceği riskler hesaplanarak siyasal ve sosyal sorunlara kalıcı çözümler üretmenin yolları aranmalıdır. Türkiye’nin olağanüstü hal yasalarıyla yönetilmesinin sürdürülebilir olmadığı bilinmelidir. Aksi takdirde siyasal olarak gittikçe otoriterleşen bir yapıya doğru gidileceğini, aşırıya kaçan güvenlikçi politikalarla sosyal zeminimizin tahrip edileceğini ve bunun sonucunda da ciddi bir güven bunalımı yaşanacağı bilinmelidir.

Süleyman Nazlıcan

Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı

 

HABERE YORUM KAT

2 Yorum