1. YAZARLAR

  2. Asım Yenihaber

  3. Diyanetin riyaseti
Asım Yenihaber

Asım Yenihaber

Yazarın Tüm Yazıları >

Diyanetin riyaseti

A+A-

Köşe yazarlığının pirleri, eski “muharrir”ler, mübarek günlerde muhteva ile alâkalı yazılar kaleme alırlardı. Biz de onların izinden gitsek gerektir. Malum bugün arife, yarın mübarek kurban bayramı.

Acaba Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki tebeddülat, dinî bir mevzu sayılabilir mi? Yoksa Diyanet İşleri Riyaseti sırf siyasî bir mevzu mudur? Veyahut da idarî-bürokratik bir bahis midir?

Türkiye sınırları içinde her mekânda (kamusalı, mamusalı yok!) sarıkla dolaşabilme hakkını haiz tek kişi var: Diyanet İşleri Başkanı. Onun giyimi “dinî bir kisve” ve bu “kisve”yi Türkiye’de bir tek o taşıyabilir…

İşte bu kisve geçen hafta el değiştirdi. 7 yıldır bu vazifeyi ifa eden Ali Bardakoğlu Hoca, makamını yardımcısı Mehmet Görmez’e tevdi etti. Bu devir teslim töreni sarık ve cübbenin yeni başkana eski başkan tarafından giydirilmesi şeklinde cereyan etti.

Sembollerle dolu bir değişim…

İşe bakın: Diyanet’de ilk defa böyle bir devir teslim yapılıyormuş. (Bunu “yapılabiliyormuş” diye düşünmek lâzım).

17. Diyanet İşleri Başkanımız hayırlı olsun! Mehmet Görmez Hoca, ilmî kapasitesi herkesce teslim edilen, sözü sohbeti yerinde, ağır kâmil bir şahsiyettir. Onun şimdi Diyanet’in 21. Yüzyıl vizyonunu oluşturabilecek mevkide ve kudrette olduğunu söyleyebiliriz.

Bu değişim, Diyanetle ilgili olarak çeşitli konuların gündeme gelmesine yol açtı. Diyanet’in yapısı, geçmişi, geleceği üzerine yazılar yazıldı.

İslâm dini 14 asırlık, fakat Diyanet işleri 1924’ten beri var. Hadi diyelim, Türkiye Devleti ile sınırlı bir kurumdur, Selçuklular zamanından beri olmalı değil miydi? Hadi onu da es geçelim, Osmanlıdan beri sürmesi gerekmez miydi?

Bu mevzular herkesce bilinir bilinmesine de, neden sorgulanmaz?

Türkiye Devleti Cumhuriyet’ten sonra Hilafet’i kaldırdı, eş zamanlı olarak Şer’iye vekaletini ilga etti ve akabinde Diyanet İşleri Riyaseti’ni tesis etti!

Bu, dinin toplumdaki yeri ile ilgili bir görüşe dayandığı gibi, idarî ve siyasî bir tavır alışla da ilgili idi.

Din kurum olarak yöneticiler nezdinde yerini kaybediyordu. Bunun sebepleri dinî olmaktan ziyade, siyasî idi. Bazılarının sandığı gibi, aklî filan da değildi. Yeni Türkiye devletinin siyaseti Osmanlı siyasetinden böylece ayrıştırıldı. Yeni Türkiye’nin yöneticileri Türkiye’de dini geriletmeyi, Avrupa emperyalizminin geleneksel düşmanı İslâmı içte sınırlandırmayı taahhüt ettiler. İslâm Avrupa’nın dış düşmanı idi, Türkiye’nin iç düşmanı oldu.

Lozan’da bile açık yazılan hükümlerde Hilafet Misak-ı Milli’yi aşan bir tesir ve güç olarak kabul ediliyordu. Libya ile ilgili olarak İtalyanlarla anlaşılırken, İtalya’nın bu ülkedeki varlığı tanınmakla beraber, Halifenin Libya halkı üzerindeki dini otoritesi de kabul ediliyordu. Bu kabuldeki ayrıntı ise şuydu: Halifenin otoritesi diğer Osmanlı  bakiyesi ülkelerden farklı olmayacaktı…

Diyanet Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş algısı, idraki (hadi “konsepti” diyelim) değişmek zorunda olduğu için, bir değişim geçirmek mecburiyetinde.

Değişime Türkiye’yi yönetenler hazır, halk hazır ve fakat acaba bürokratik bir yapı olarak Diyanet hazır mı?

28 Şubat sonrası Diyanet’i düşürüldüğü çukurdan çıkarmakta ciddi gayret gösteren Ali Bardakoğlu’nun işi protokol mevzu olarak görmesi beni ümitsizliğe sevketmişti.

Örnek Atatürk devrinde veriliyor.

İlk Diyanet İşleri Reisi Milli Mücadele’nin Ankara müftüsü ve Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti başkanı Rifat Börekçi güya, protokolde üçüncü sıradaymış!

Yok böyle bir şey!

Mustafa Kemal Paşa Rifat Efendi’yi Diyanet İşleri Reisi yaptı. Fakat ona ne protokolde yer verdi ne de işlerinde yetki. Böyle bir yetkisi olsa idi, başkan bunu türkçe ezandan yana kullanabilir miydi?

Rifat Efendi’nin yeri ile ilgili benim sağlam bir kriterim var: Eğer Kemal Paşa Rifat Hoca’ya böyle yüksek bir protokol mevkii verse idi, onu 1931 yılında CHP Ankara il başkanı yapmaz, partinin genel başkan yardımcısı yapardı!

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT