Diyanet İşleri Başkanı Neden MGK’da Değil?

04.01.2010 15:44

Nasuhi Güngör

Ankara’da Eskişehir yolu güzergahında iki resmi bina karşı karşıya durur: Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı. Bu tuhaf komşuluk, her iki binanın da mimari açıdan felakat olmasının etkisiyle hemen hiç farkedilmez.

Fakat meseleye ‘devlet’ penceresinden baktığınızda pek de yadırganacak bir yakınlık değildir bu. Sonuç itibarıyla birisi devletin en üst düzeyde temsil edildiği zeminin sekreteryasıdır. Diğeri, cumhuriyetle birlikte ‘dini devlet eliyle kontrol etme’ talebinin ortaya çıkardığı bir kurumdur.

***

Türkiye’de gündemin hangi maddesine bakarsanız bakın, olup bitenin özünde aynı çatışmanın olduğunu görebilirsiniz. Dün ülkeyi yöneten ‘devlet aklı’nın sorunlar karşısında düştüğü acziyet, bugün yeni bir devlet aklı’nın şekillenmesinin yolunu açmış görünüyor.  

Buraya kadar bir sorun yok. Zamanın ruhunu doğru okuma gayretindeki her ülkenin yaşadığı bir süreçten bahsediyoruz. Bizdekinin farkı şurada; sorunlar içinden çıkılmaz hale gelmedikçe böyle bir yenilenmeye cesaret bulamıyoruz.

Öte yandan geçmişin yönetenleri, sahip oldukları avantajları kolayca terketmiyor; en hafif deyimle vuruşarak geri çekiliyor. Ergenekon davasından devletin mahrem karargahlarının aranmasına kadar hemen her aşamada bu çatışma karşımızda.

***

Ancak bu manzarada bir tuhaflık var ki, üzerinde durmaya değer.

Eğer bir ülke yeni bir siyasi aklı inşa etme çabasındaysa, öncelikle geçmişin vahim hatalarından ders almak durumundadır. O ülkeyi geleceğe taşıyacak ‘akıl’, sözgelimi bazı sebeplerle toplumun değerlerine sırt çevirmişse, bırakın çözüm üretmeyi, başlı başına bir sorun kaynağı olacaktır.

Türkiye’de dün İslam ve Müslümanlık, ısrarla, inatla ve belli ölçüde şartların dayatmasıyla ‘devlet aklı’nın dışına itildi. Toplum, sahip olduğu değerleri, zaman zaman sistemle çatışma pahasına, kimi zaman da uzlaşma alanları üreterek ayakta tuttu.

Bugün, bu değerlerin yeniden siyasi merkeze taşınması yönünde bir gayret var. Ne kadar nitelikli olduğu ve geçmişin yanlışlarını hangi düzeyde anladığı kuşkulu olsa da, bu çabayı görmezden gelemeyiz.

Şu halde neden bu ülkenin en ciddi sorunları tartışılırken, Diyanet İşleri Başkanlığı yok hükmündedir? Kurumun ve onun başındaki isimlerin temsil kabiliyetleri, hali hazırda verdikleri hizmetin kalitesi elbette tartışılabilir. Ama onu yok saymayı meşru kılmaz.

Devlet protokolünde 51. sırada yer alan, din eğitimi konusunda bile görüşüne başvurulmayan bir kurumdan söz ettiğimin farkındayım. Danıştay’ın din dersleriyle ilgili aldığı kararı değerlendiren Başkan Ali Bardakoğlu’na nasıl hücum edildiğini unutmayalım.

Diyanet, dün devletin din üzerindeki kontrolünü ifade ediyordu. Bugün tam anlamıyla arada sıkışıp kalmış görünüyor.

***

Elbette mahyalara ‘Demokratik Açılım Kutlu Olsun’ yazılsın demiyorum. Ya da hutbelerde birlik ve beraberlik mesajları verilirse tansiyon düşer de demiyorum. Devletin tezlerine payanda kılınan kurumlar, yarar değil zarar üretti bugüne kadar. Onların ortak bir aklın inşasına katkıda bulunmalarını sağlamak yerine, yazık ki itibarsızlaştırdık.  Sonuç ortada.

Diyanet İşleri Başkanı’nın protokolde gerilere itildiği değil, devlet katında sahici bir itibar gördüğü bir Türkiye, sorunlarını daha sağlam bir zeminde konuşma imkanı bulacaktır.

Onun için tekrar soruyorum.

Neden Diyanet İşleri Başkanı MGK’ya katılmıyor?

STAR GAZETESİ

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim