Dış politikada zor dönemeç

14.04.2011 02:47

Serdar Demirel

Türkiye’nin Ortadoğu politikası zor bir merhaleye girdi. Tunus’ta başlayan halk ayaklanması Mısır’da da kısmî bir başarı elde ettiğinde durum gâyet iyiydi. Ancak ayaklanmalar Libya ve Suriye’ye sıçradığında gelişmelerin seyri, durumu zora soktu.

Bir taraftan bölge halklarının beklentileri, bir taraftan Kaddafi’nin ‘ben yoksam bütün ülke yansın’ çılgınlığı, bir yandan Türkiye’nin Suriye gibi iyi ilişkiler kurduğu diktatör rejimler, bir taraftan da küresel egemenlerin dayatmaları karşısında dış politikanın “kazan-kazan” formülü çıkmaza girdi. Bu da Türkiye’yi zor ve bedeli ağır olan tercihlerle karşı karşıya bıraktı.

Bunların her birini ayrı ele almak gerekiyor. Ancak bugün, bizi öncelikli olarak ilgilendiren Ortadoğu halklarının beklentisine değinmek istiyorum.

Benim gözlemlediğim kadarıyla halklar, Türkiye’den Türkiye’nin gücüne çok da paralel olmayan bir Osmanlı himayesi beklentisi içerisinde. 1 Mart tezkeresinin reddini, “One minute” çıkışını, Mavi Marmara hamlesini, Osmanlı ruhunun geri dönmesi olarak gördüler. Komşularla sıfır problem açılımı da, AK Parti kadrolarının önemli bölümünün dindar kimliği de bunu pekiştirdi.

Tarihçi Halil İnalcık’ın yerinde tesbit ettiği gibi Türkiye’nin bugünkü Ortadoğu siyasetini, Osmanlı’nın yükseliş dönemi siyasetiyle mukayese etmek mümkündür. O zaman iç çekişmelerle istikrarını yitirmiş Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci müdahalelerine karşı savunmasız kalmıştı. Yönetenlerle yönetilenler arasında güven bulanılımı oluşmuştu. Halklar buna son vermek için o günün yükselen gücü Osmanlı’nın himayesini arzulamışlardı.

Böyle olduğu için de Osmanlı büyük bir mukavemetle karşılaşmadan kısa sürede koca bir coğrafyada yönetimi devralmıştı. Aksi olsaydı eğer bölge halkları Osmanlı yönetimini benimsemezlerdi. Bölge halkları aynı formatta olmasa da aynı ruhta bir Türkiye himayesini bugün de bekliyor.

Hem bir kaosa sürüklenmekten kurtulmak hem de Batı’nın sömürgeci müdahalelerine engel olmak için bu himayeyi istiyorlar.

Yani Arap halkları bugün de kendi taleplerinin arkasında duracak bir Osmanlı iradesi bekliyor. Burada yanlış anlamaya mahal vermemek için Osmanlı’nın koruyucu iradesini talep etmekle Osmanlıcılığı hortlatmanın aynı şey olmadığını söyleyelim.

Türkiye’nin Libya devrimcilerinin silahlandırılmasına karşı çıkması, Suriye rejimi karşısında yumuşak tavır alması, Fransa’nın “Ben korurum” hamlesi kafaları karıştırmıştır. Bu da Türkiye’nin hâlihazırdaki siyasetini gözden geçirmesi gerektiğini gösterir.

Bire bir görüştüğüm ya da takip ettiğim Türkiye sempatizanı Arap kanaat önderlerinin kafası bile karışmış durumda. Zira haklı olan taleplerinin neden tam desteklenmediğini anlayabilmiş değiller. Kimisi kızgın, kimisi gelişmeleri nasıl yorumlayacağını bilmiyor.

Meselâ Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Selman Avde, Birlik adına Başbakan Erdoğan’a; “Elleri halkın kanına bulanmış liderlerin ellerini sıkma”, “Özgürlük Libya ve Suriye halkının da hakkıdır. Önünüzde iki seçenek var: Ya geçmişle ya da gelecekle uyum içinde olmalısınız, tercih sizin!” mesajını bölge halkları adına gönderdi.

Yusuf El Karadavî de Başbakan Erdoğan’a seslenerek, “Libya’daki tavrını net ve açık bir biçimde ortaya koy” diyebilmiştir. Bunlar kamuoyu önünde yumuşatılarak gösterilmiş tepkilerdir. Avde ve El Karadavî’nin Erdoğan’dan beklentisi ne kadar gerçekçidir, tartışılabilir. Ama vaka budur.

Bölgenin geleceği olan halkı kazanan, geleceği kazanacaktır.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim