1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Dış politikada sorular
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Dış politikada sorular

A+A-

15 ve 19 Haziran tarihli yazılarda neden Türkiye'nin "bir eksen kayması" içinde olmadığını anlatmaya çalıştım.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre, "AB medyasında pek tartışılmayan bu 'eksen kayması' tezinin ABD'de belli bir kesim ve Bush'un Irak politikasını ateşli bir şekilde destekleyen kalemler olduğu"nu söylemektedir. Bu kaygıyı dillendirenler belli: İsrail yönetimi, ABD'deki neoconlar, Yahudi lobileri ve Türkiye'deki AK Parti muhalifleri.

Buna mukabil Türkiye'nin ABD ve AB'yle uyumlu olarak bölgede nazım rol oynamasını isteyen güçlü bir irade de var. Bunlar "Batı'yla uyum"u üstü kapalı ifade ediyorlar, ama asıl bize "belli bir tarihten sonra artık Türkiye'nin kendi başına karar veren, dış politikasını kimseye sormadan çizen bir ülke" olduğunu telkin ediyorlar. Bu bir taktiktir. "Türkiye'nin gururunu okşayan, belki daha aktif rol üstlenmesini hedefleyen bu taktik"in nasıl ince bir mühendislik eseri olduğunu anlamak için Graham Fuller'ın kitabına bakmak yeterlidir. Fuller, "Türkiye'ye kendi başına bağımsız davranan hissini telkin etmenin ABD ve Batı'nın uzun vadeli çıkarlarıyla daha çok örtüşen bir yol" olduğu tezini savunmaktadır. Bize "Siz artık bağımsızsınız, bizimle çıkar işbirliği içinde Ortadoğu'ya girin" deniyor. (Bkz. G. Fuller, Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti, İst.-2008) İşin garibi şu ki, bazı sağ muhafazakâr yazarlar da buna fazlasıyla inanmış görünüyorlar.

Şu soru önemli: Türkiye, sahiden ABD ve AB'nin stratejik öngörüleri dışında mı hareket ediyor? Cevap tek kelime ile "hayır". Nitekim Flautre, "Türkiye, özünde AB'nin sessiz düşündüğü İran ve Filistin politikasını sesli ve aktif bir şekilde hayata geçiriyor. Bu tespit sadece AB kamuoyu için değil, AB'nin başkentleri ve Brüksel'de Türkiye politikasını yürüten kadroların da görüşüdü.r" diyor.

İran'a yaptırımların onaylandığı Güvenlik Konseyi'nde Türkiye'nin "hayır" oyu vermesi Obama'nın bilgisi dahilinde atılmış radikal bir adımdı. Bunu Erdoğan defalarca dile getirdi. Davutoğlu da "Türkiye attığı her adımda Obama'nın politikalarının önünü açıyor." diyor (Taraf, 11 .06. 2010) Zbigniew Brzezinski de "Genel anlamda bölgede Türkiye'nin daha aktif rol oynamasının son derece yapıcı olabileceği" kanaatini izhar ediyor.

Mesele şu ki, Türkiye'nin ve bölgenin hakiki ve nihai çıkarları ile bölgede yapısal dönüşüm öngören ABD'nin çıkarlarının ne kadar örtüştüğü, model ortaklık çerçevesinde Türkiye'nin yürüteceği operasyonel düzenlemelerin nereye kadar yarar sağlayabileceği konusu yeterince tartışılmış değil. Dar bir çevrenin çalıştığı mutfakta bu politika pişirilmiş ve önümüze konulmuş bulunuyor. Davutoğlu, bizim Türkiye muhayyilemiz ile ABD ve AB'nin stratejik çıkarlarının örtüştüğünü, dolayısıyla sürecin içine girip aktif rol almanın gelişmeleri uzun vadede lehimize çevireceğini düşünüyor ve bu tezi kuvvetle savunuyor. Bu teze devletin silahlı ve sivil bürokrasisi içinde de destek veren etkili unsurlar var. Davutoğlu'nu 'stratejik derinlik' teorisiyle 'cazip ve aranan adam' kılan da budur.

Ama bazı kaygılar söz konusu. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1) Bugünkü gayri safi milli hasılamızı ikiye, hatta üçe katlamadan bu 'görece gelişmiş ekonomi'yle bu yükün altından kalkabilir miyiz?

2) Askerî ve savunma sistemimiz neredeyse yüzde 95 ABD ve dolaylı olarak İsrail'e bağımlı iken Ortadoğu liderliğine soyunmak ne kadar doğru?

3) 30 senedir süren ve 50 bin insanın hayatına mal olan bir Kürt sorunu hâlâ can yakmaya devam ederken iç barış ve istikrarı sağlayamadan bölgenin liderliğine kalkışmak ne kadar rasyonel?

4) Aktif nazım rol oynamaya kalkıştığımız dünyanın (İslam ve Ortadoğu'nun) dilini iyi bildiğimizden emin miyiz?

5) Batı'nın sosyo-kültürel değerlerinin taşıyıcılığını üstlenmek -mesela "yumuşak gücümüz (!?)", "Türk dizileri", "türbanlı feminizm" veya "emredici laiklik"le Ortadoğu'yu dönüştürmek- bu bölgenin ve bizim ne kadar hayrımıza olacak?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum