1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Direniş ABD Komplosu mu, Türkiye de Piyon mu?
Direniş ABD Komplosu mu, Türkiye de Piyon mu?

Direniş ABD Komplosu mu, Türkiye de Piyon mu?

Son zamanlarda bu kez de AK Parti Hükümetinin çıkardığı “Suriye Tezkeresi” üzerinden pişirilerek yeniden servis edilen bu teze bir itiraz da Zaman gazetesinin bugünkü nüshasında yayınlanan bir yazıdan geldi.

A+A-

Haber: HAŞİM AY

Ortadoğu genelinde son iki yılda gelişen halk ayaklanmalarını değerlendirme babında bir kısım kesimlerce dile getirilen tezlerden birisi de olayların arkasında ABD’nin olduğu yönündeki komplocu yaklaşım idi. Bir takım İslamcı kesim ve yazarda da karşılığını bulan bu iddiaya, teze karşı çıkanlar arasında ise yine İslamcılar olduğu gibi küresel sistemi, bölge denklemini ve Müslüman halkların durumunu adil okumaya çalışan farklı kesimlerden insanlar da bulunmaktadır.

Son zamanlarda bu kez de AK Parti Hükümetinin çıkardığı “Suriye Tezkeresi” üzerinden pişirilerek yeniden servis edilen bu teze bir itiraz da Zaman gazetesinin bugünkü nüshasında yayınlanan bir yazıdan geldi.

Sözkonusu gazetenin yorum sayfasında “Türkiye, Suriye ve ‘Amerikan Komplosu’” başlığıyla yayınlanan ve Brookings Doha Araştırma Merkezi üyesi Doç. Dr. Ahmet T. Kuru imzası taşıyan yorum yazısında Ortadoğu halk intifadasının ve doğal olarak da Suriye ayaklanmasının arkasında ABD’nin olduğu tezine beş açıdan itiraz edilmektedir.

Bu tezleri çeşitli alt başlıklar altında toplayarak özetlemeye çalışalım:

1. ABD’li Cumhuriyetçiler İntifadanın İsrail’i Bölgede Yalnızlaştıracağını Düşünüyorlar:

Birinci olarak ABD’nin kendi iç dengelerinden kalkarak tezi değerlendiren Kuru, bu iddianın zayıflığını ironik olarak ortaya koyan olaylardan bahsederek bu ay içerisinde baş gösteren bir gelişmeye şu sözlerle dikkat çekmektedir:

“Cumhuriyetçi Parti’nin Temsilciler Meclisi’ndeki Teksaslı üyelerinden Louie Gohmert, Kongre’de yaptığı konuşmada Başkan Barack Obama’yı Arap Baharı’na yönelik politikalarından dolayı tenkit ederek, Obama’nın ikinci bir Osmanlı İmparatorluğu kurmakta olduğunu iddia etti. Obama’nın gizli bir Müslüman olduğu iddialarına da atıf yapan Gohmert’e göre, Obama Arap Baharı’na göz yumarak İslamcıların işbaşına gelmesini ve İsrail’in bölgede yalnız kalmasını sağlamıştı.”

Gohmert’in çıkışının fevri-kişisel olmanın ötesinde Amerikan sisteminde ağırlıklı yeri olan muhafazakâr çizginin ortak yaklaşımı olduğuna da dikkat çeken Kuru, bunu şu sözlerle ifade ediyor:

“Gohmert’in konuşması kişisel bir çıkışın ötesinde, Amerika’daki muhafazakâr sağ çizginin Arap Baharı’na bakışını göstermektedir. Amerikan siyasetinin yarısını etkisi altında tutan muhafazakârlara göre Arap Baharı, Hüsnü Mübarek ve Zeynelabidin bin Ali gibi müttefiklerinin yerine İslamcıların geçmesi anlamına gelmektedir. Kısacası, Türkiye’den olaylara bakarak Arap Baharı’nı bir Amerikan komplosu olarak niteleyenler, Amerika’nın iç siyasetinden habersiz görünmektedirler.”

2. Komplocular ABD’nin Gücünü Abartıp Mutlaklık İzafe Ediyorlar:

İkinci olarak ilgili tez sahiplerinin farkında olup olmadan Amerika’ya mutlaklık izafe etme pozisyonuna düştüklerini belirten Kuru, bu algının yanlışlığını da şu sözlerle ortaya koyuyor:

“Komplo iddiasının zayıflığını gösterecek ikinci bir nokta da, bu tezin Amerika’yı hadiselere tek başına yön verebilen, her şeye muktedir bir şekilde göstermesidir. Hâlbuki Amerika’nın son elli yıllık dış siyaseti başarısızlıklar, beklenmedik sonuçlar, hatta hedeflenenin aksi yönündeki neticelerle doludur. Devletler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar olayların sonuçlarını her şeyiyle kontrol edemezler.”

3. Arap Baharını ve Suriye’deki olayları Amerikan Komplosu Addetmek Bölge Tarihi ve Gerçekliğinden Habersizliğin Göstergesidir:

Üçüncü olarak komplocu yaklaşımın bölge halklarının tarihini ve Ortadoğu gerçekliğini ya bilmediğini ya da bile bile saptırdığını belirten Kuru, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Arap Baharı’nı ve onun içinde Suriye’de yaşananları sadece bir Amerikan komplosu olarak görmek, Ortadoğu’nun son otuz-kırk yıllık tarihinden habersiz olmanın bir göstergesidir. Suriye’de yaşananlar 1980’lerdeki muhalif hareketin Hafız Esed tarafından kanla bastırılmasının bir tekrarı niteliğindedir. 1980’lerdeki katliamların sonrasında bile muhaliflere karşı hapishanelerde zulüm devam etmiştir. 2008 ve 2010 yıllarında Şam’da iki ay geçirdim. Bu süre zarfında görüştüğüm insanlardaki korku ve ezilmişlik ruh haleti, Beşşar Esed’in ülkeyi liberalleştireceğinin iddia edildiği yıllarda bile,  muhalefete karşı zulmün devam ettiğini açıkça göstermekteydi.”

4. Ayaklanmaları Amerikan Komplosuna İndirgemek Halkları İradesiz Yığınlar Olarak Görmek Anlamına Gelir:

Dördüncü olarak komplocu yaklaşımın egemen güçleri yegâne özne ve halkları ise pasif nesneler veya iradesiz yığınlar olarak gördüğünü belirten yazar, şu saptamalarda bulunmaktadır:

“Arap Baharı ve Suriye’deki olayları Amerikan komplosuna indirgemek, Arap halklarını kendi başlarına hareket etmekten uzak, iradesiz yığınlar olarak görmek anlamına gelir. Hâlbuki Arap ülkelerinde, özellikle Tunus ve Mısır’da, muhalefet belirli bir oranda organize olmuş ve yıllar süren baskının ardından ülkenin kaderine hâkim olmak için harekete geçmiştir.”

5. Suriye’ye Müdahil Olunması Gerektiği Talebi ABD’den Gelmiyor:

Son olarak NATO ve BM’nin Suriye’deki olaylara daha fazla müdahil olması yönündeki taleplerin Amerika’dan gelmediğine dikkat çeken Kuru, talepkâr olanın Türkiye olduğunu ve bu politikanın da yanlış olmadığını söylüyor:

“Suriye’deki olaylara BM ve NATO nezdinde daha fazla müdahil olunması taleplerini ileri süren taraf ABD değil Türkiye’dir. ABD, yaklaşan başkanlık seçimleri, Irak ve Afganistan işgallerinin doğurduğu yorgunluk, İsrail’in çekinceleri, Libya’da büyükelçisinin öldürülmesinin oluşturduğu hayal kırıklığı gibi sebeplerden dolayı Türkiye’nin taleplerine uzak durmaktadır. Bu noktadan da bakıldığında Suriye konusunda Türkiye’nin inisiyatif aldığı ve bir Amerikan projesinin parçası olmadığı açıktır.”

Islah Haber

HABERE YORUM KAT

3 Yorum