1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Dipteler, Sondalar, Depresyondalar
Dipteler, Sondalar, Depresyondalar

Dipteler, Sondalar, Depresyondalar

Hayata tutunma ve varoşlunu meşrulaştırma-makulleştirme araçları olarak belki daha sık Onuncu Yıl Marşı ve Andımız okuyorlar, Mustafa Kemal’li tişörtler ve rozetlerle, arabalarının arkasına attıkları Mustafa Kemal imzalarıyla görünür kılınmak istiyorlar.

A+A-

Dipteler, Sondalar, Depresyondalar

Kenan Alpay

Sadece tek tek bireylerin değil toplumun belli bir kesimini dipte, sonda ve depresyonda olduğunu net olarak görmek ve bu kapsamlı soruna çözüm üretmek durumundayız. Üstelik sıradan ve küçük bir toplumsal kesimin değil Türkiye için oransal açıdan önemli ve geniş sayılabilecek iktidar sınıflarının ve resmi ideoloji yandaşlarının içine girmiş olduğu bir depresyondan bahsediyoruz.

Ahlaki, siyasi, hukuki ve toplumsal açıdan çoktan dibe vurmuş ama özellikle son süreçte iktidar ve ihtilal imkânları gün geçtikçe zayıflayan Mustafa Kemal’in Askerleri çok ağır bir depresyon geçiriyor. Anlaşılan o ki bu depresyon kronik ve kalıcı. Çünkü yolun sonuna gelip dayanmış ve bu sebeple “majör depresyon” hali hızla zirveye doğru tırmanan Kemalist-ulusolcu kesimlerin ‘sıcak sonbahar düşleri’ de yeni bir hayal kırıklığı olarak tarihe geçecek gibi.

Her Türlü Desteğe Muhtaçlar

Meclis’e başörtülü vekillerin girişini engelleyebilecek veya en azından kontrollü bir biçimde gerilimi yükseltebilecek güç ve imkânlardan yoksun olan Kemalist-ulusolcu cephe farklı bir taktik hamle ile en azından moral üstünlüğünü koruma telaşesine düştü. Bu telaşenin somut tezahürü olarak Nur Serter, Canan Arıtman, Birgül Ayman Güler gibi ırkçı-şoven karakteriyle meşhur tipler geriye çekildi ve Şafak Pavey cepheye sürüldü.

Biyografisi çok net ama biz yine de vurgulayalım: Hem içerik hem de üslup itibariyle tartışılan konuşması kadar bizzat Şafak Pavey’in temsil ettiği misyon en çirkin haliyle Kemalizm ve Baas/Esed çizgisidir. Hal böyleyken Pavey’in gölgesine sığınarak topluma ders vermeye kalkışan laik-ulusolcu ve dahi liberal kesimlerden herhangi bir sağduyulu tutum ve davranış beklemek hiç de makul ve mantıklı değil.

Siyasi söylemleri sadece adalet ve mantıktan nasipsiz olsa bizim açımızdan hiç sorun değil. Ama kibir ve istihzayla örülmüş kişiliğinin dışa vurumuyla eşleşen sinsi sırıtkanlık tahammül sınırlarını fazlasıyla zorluyordu. Üstelik bir de kendine ve temsil ettiği ideoloji ve iktidar sınıflarının icra ettiği zulümlere hiç bakmaksızın Müslüman kadınlara tutarlılık ve tevazu dersi vermeye kalkışıyordu. Hakikaten fiziken ve fiilen icra edemedikleri zorbalık ve çirkinliği kelimeler, jest ve mimiklerle icraya soyunmuşlar ve hedefe ulaşmışlardı: Kusturucu bir zorbalık.

Pavey’in oynadığı müsamerenin ana fikri elbette ki “bütün bir toplum Atatürk’e şükran borçlu” klişesinden başka bir şey değildi. Nur Serter, Canan Arıtman, Birgül Ayman Güler gibi o da hepimize Mustafa Kemal’in Askerleri’nden olma yükümlülüğünü hatırlatıyordu. Çünkü o da Kemalizmin öngördüğü bütün makbul vatandaşlar gibi “hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyor” ve bütün bir Türkiye’yi “en büyük güvencemiz” saydığı “kusursuz sekülerizm”e imana yani “seküler hayat tarzı” ortak paydasında birleşmeye mecbur tutmak istiyordu.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT