Diplomatik Açılım ve Askeri Operasyon

25.08.2016 03:53

KENAN ALPAY

Bakın nihayet Suriye politikasının çöktüğünü Hükümet de itiraf etti” türünden sinsi söylemlerin bir kâbus gibi üzerimize çöktüğü gecelerin şafağında geldi Fırat Kalkanı Harekâtı. Hatta öyle ki Marksist kökenli Erdoğan düşmanı liberallerin de güya Tayyip Erdoğan neferi Pelikan çetecilerinin de dünkü yazıları “duvara toslayan Suriye politikaları” üzerine alabildiğine alaycı ve hakaretamiz cümlelerle kaleme alınmıştı. Tabii şafak sökerken IŞİD kadar, PKK-PYD kadar, kimi Amerikancı kimi İrancı bu zevat da morarmaya, kıvırmaya başlamış hatta alel acele konjonktüre müsait bir pozisyon alma telaşesine düşmüştü bile.

Nereyse ittifakla Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Ankara ziyaretine endekslenmişti kimi ortak diplomatik kararlar ve askeri harekâtlar. Öyle ki Türkiye’nin Biden’den rica minnet Amerikan yardımını talep edeceği, PKK-PYD’ye karşı Amerika’nın rızası olmadan adım atamayacağına dair diplomatik kulislerden sistematik olarak söylentiler sızdırılıyordu.

Ancak üst düzey Amerikan heyetini taşıyan uçak Esenboğa Havalimanı’na inmeden saatler öncesinde TSK topçu birlikleri Cerablus’u dövmeye ve zırhlı birlikler sınırı derinlemesine yarmaya başlamıştı bile. Hatta Arap ve Türkmen unsurlarıyla Özgür Suriye Ordusu ve diğer direniş grupları da Cerablus’un merkezine doğru süratle intikal edip öğleden sonra bölgeyi büyük oranda kontrol altına almıştı.

Jest Bekleme, Harekât Başlat

Fırat Kalkanı Harekâtı ilk elde IŞİD’in Cerablus’taki işgalini sona erdirmeyi hedefliyorsa da Münbiç’deki PKK-PYD işgalinin de bu operasyonun ikinci adımı olacağından kimsenin şüphesi yok. Bu sebeple PKK-PYD ve bunların çeperine tutunan oluşumlardan yükseldi ilk tepki ve tehditler. Aynı saatlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye ve bölge bağlamında yaptığı değerlendirmeler tereddüt veya beklenti arayışı belirtmeden net ve kararlı bir ilerleyişi teyid ediyordu. Suriye’nin geçmişini ve bugünü kanla işgalle karartanlara geleceğini kararttırılmasına asla müsaade edilmeyeceğini tekraren vurguladı Erdoğan. Benzer açıklamalar Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ndan beyan edildi kamuoyuna ve muhataplara. Amerika ve Avrupa’nın diplomatik hilelerle Suriye’nin çöküş ve parçalanmasını hızlandıran siyasetine yönelik bir beklentinin kalmadığı kamuoyuna gayet açık bir biçimde deklare ediliyordu esasen.

Cerablus’tan IŞİD hızla çekildi ve PKK-PYD unsurlarının bölgeyi işgal etmesine fırsat tanınmadı. Böylece PKK-PYD marifetiyle Amerika-Rusya destekli koridor-kanton dayatması da engellendi ilk etapta. Meseleyi artık “Fırat’ın Batısı kırmızıçizgidir” vesaire şeklinde tanımlamanın anlamı ve fonksiyonu kalmamıştır. Bölgenin asli unsurlarına alan açmak ve güvenli bölgenin kuruluşunu bilfiil oluşturmak Türkiye’nin ve Suriye halkının selameti açısından hayati bir hamledir.

Amerika ve Avrupa’nın katliamları engellemek bir tarafa adeta PKK-PYD’nin yanı sıra Esed rejimi, Rusya ve İran’a ön açan pozisyonlarını kırmanın başka çaresi dün de yoktu bugün de. Türkiye Kıbrıs’ta olduğu gibi Suriye’de de garantör devlet olarak rol almalı ve bunun için askeri operasyonlarını Suriye direnişini iyice tahkim edinceye kadar sürdürmelidir.

Başbakan Binali Yıldırım’ın Suriye ve bölge politikaları üzerine söylem ve politika değişikliğine gittiğini varsayan analiz ve beklentiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beyan ve kararlılığını es geçerek açıkça boşluğa düşmüşlerdir. 15 Temmuz sonrası TSK’nın içine düştüğü bunalım ve toplum nezdinde yerlerde sürünen itibarı Fırat Kalkanı ile belirli bir oranda aşılmıştır. Ancak 15 Temmuz ve takip eden günlerde PKK ve IŞİD marifetiyle Türkiye’yi kaosa ve edilgen bir pozisyona mahkûm etme yönündeki planların büyük oranda başarısız kılındığı da görülmüştür.

Güvenlik Sağlayan Güvenli Bölge

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hilafına sık sık vurguladığı gibi Suriye meselesi bir yük ve bela değil her şeyden önce Türkiye’nin de içinde yer aldığı İslam coğrafyasının bir beka sorunudur.

Rusya’nın Ortodoks ve Slav kimliğine rağmen binlerce km öteden Suriye’yi neden işgale kalkıştığını göremeyen bir siyasetin körlüğü ve mantıksızlığı ortadadır. İran’ın Şii ve Farisi kimliğine rağmen Lübnan, Afganistan, Pakistan gibi ülkelerden de toparladığı lejyoner birlikleriyle Suriye üzerinde kurmaya kalkıştığı hegemonyayı izlemekle yetinen bir Hükümetin iktidarsızlığı seçtiği anlaşılır. Aynı durum daha fazlasıyla Amerika ve Avrupa için geçerlidir. Suriye, Orta Doğu’nun, Filistin’in hem kapısıdır hem de dağ gibi sağlam dayanağıdır. Bu sebeple ikide bir Suriye politikalarında kafa karıştıran, çelişkili mesajlar vermekten imtina edilmesine dikkat edilmelidir.

Türkiye, Suriye’de tuzağa düşürülecek, bataklığa çekilecek” söylemlerinin bizatihi kendisi tuzaktır. Kendi kendini felç eden, kendi hukukuna sahip çıkamayan bir görüntü Suriye’yi olduğu gibi Türkiye’yi de kaosa sürükleyecektir. Bu demek değildir ki bu sürecin ve siyasetin bir bedeli olmayacak. Muhakkak her kararın ve askeri harekâtın uzun, meşakkatli ve ağır bedeli olur. Bu risk her zaman yüksektir. Ancak tersi daha kolay ve hafif bir süreci işaretlemez. Gerek PKK’nın gerek IŞİD’in gerekse Esed rejiminin saldırılarına her zaman muhatap olan Türkiye için bundan böyle risk daha fazla yükselmiştir. Fakat bu riski göze alan, mazlumların hukukuna sahip çıkan ve bölgede adaletin tesisinde rol oynayan bir Türkiye tercihinden başka bir tercihi bulunmuyor.

Joe Biden’ın Ankara ziyaretinde sergilediği şirinliklerin, Rusya’dan gelen sempatik ve diplomatik beyanların, İran’da derinleşen kaygının, CHP ve HDP’yi telaşa düşüren psikolojinin altında işte o harekât yani Fırat Kalkanı yatıyor. 

YENİ AKİT

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim