1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. Diplomasinin Ahlâkı Var mıdır?
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

Diplomasinin Ahlâkı Var mıdır?

A+A-

secakirgil@yahoo.com

1853’lerde, Kırım Savaşı öncesinde, İngiltere ve Fransa, Rusya’yla savaşın eşiğine gelince,  Osmanlı’yı da yanlarına çekmek isterler.  Halbuki, o tarihten henüz iki sene öncelerde Fransa  İmparatoru 3. Napolyan ile Rus Çarı buluşurlar ve  ‘kollarımız arasında bir hasta adam var, bu hastanın kendi halinde ölmesine müsaade etmemeliyiz..’ derler. 

Ama, şimdi o Fransa, Rusya’ya karşı açılacak savaşta o ‘Hasta Adam’ı da yanına çekmek istiyordu.. Çünkü, o ‘hasta’lığına rağmen Osmanlı,  Balkanlar ve Ortadoğu’nun hâlâ da en büyük güçlerindendi.  

Halbuki, aynı Fransa ve İngiltere, 1820’lerdeki Yunan İsyanı’ndan beri Yunanistan tarafındaydılar, tıpkı Rusya gibi.. Ve Yunanistan bağımsızlığını o yardımlarla ilan etmişti, ama, Girit’te devam eden silahlı mücadele, Osmanlı’yı bayağı zorluyordu.. 

Ve, ‘Duvel-i Muazzama  (Büyük Devletler) ne der?’ virüsü içimize girmiştir.

***

Kırım Savaşı öncesinde, Osmanlı’nın da İngiltere- Fransa yanında yer aldığını açıklanınca, İngilizler Londra sokaklarında, Osmanlı Sefiri’nin faytonundan  atları çözüp, Londra sokaklarında saatlerce, sevinç gösterileri arasında, kendileri dolaştırırlar.

***

Ve, 1853-56 arasında cereyan eden Kırım Savaşı’na Osmanlı da girer..

O savaş sürerken, bir gece, hem Fransız ve İngiliz ordugâhlarından, hem de Rus ordugâhlarından, çan sesleri yükselmeye başlar..

Osmanlı askerleri bunun mânâsını anlamazlar, önce..

Sonra anlaşılır ki, birbirleriyle savaşan her iki taraf da, aynı acı yıldönümünü anmaktadırlar, Bizans İmparatorluğu’nun 29 Mayıs 1453’deki çöküşünün 400. yıldönümünü..

İki taraf da birbirleriyle çarpışmaktadırlar, ama, kalpleri aynı noktada atmaktadır.

Osmanlı ise, Bizans’ı çökerten güç idi..   

Bu anlatılanların bugün ile ilgisi mi?

‘Ben hizmet’e varım. Ama, hizmetçiliğe yokum. Yaptığım hizmetler üzerine inandığım değerlerin mührünü vuramazsam, o zaman hizmetçi durumuna düşerim, ben buna yokum..’ diyen bir anlayış ve irade dünkü ‘Hasta Adam’ın en stratejik topraklarında yeniden güçlenmektedir ve bir restorasyon ve dünya siyasetine güçlü şekilde dönüş işaret vermektedir.

Elbette böylesine büyük hedeflerin bedeli de olur.

Nitekim, DAİŞ /IŞİD diye bir heyula oluşturuldu.. Bu heyulanın henüz ne olduğunu henüz kimse bilmezken, İslam Devleti  adını almasından sonra..

Bir anda, ne sionist İsrail rejiminin Filistin’de işlediği onca korkunç saldırılar, barbarlıklar, ne başka şey.. Her birisine alkış tutan emperyalist güçlerce, bu ‘tehlike’ye karşı öyle bir hava oluşturuldu ki, herbirimiz o gulyabanî korktuk ve herkes ona karşı savaşa girdi.

***

Suriye Buhranı’ çıktığından beri, Türkiye’yi kendi istedikleri şekilde devreye sokmaya çalışan NATO dünyasının istekleri karşılık bulmayınca Tayyîb Erdoğan aleyhinde sürekli bir yıpratma kampanyası başlatılmıştı.. İçimizdeki bazıları da, ne olduğunu bile bilmedikleri bu IŞİD hakkında, Amerikan kaynaklı bilgilendirmelerle hareket ettiler, hattâ IŞİD’e destek veriyor  diyerek  Türkiye’ye yapılan suçlamalarla,  emperyalistlerin  ağzıyla yazıp çizdiler, konuştular.  Kimileri de, ‘Türkiye, PKK’yle işbirliği yapması gerekirken, IŞİD’le birlikte PKK’yla da savaşması mantıksızlıktır..’ demeye başladılar. Halbuki PKK’yı Irak’ta tutan da bizzat USA emperyalizmiydi.. 

Emperyalist dünya, Türkiye’ye başka rol biçiyor ve de Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek, düzenlemek istiyordu..

Şimdi, Amerika Türkiye’nin DAİŞ’e karşı savaşmasını memnuniyetle karşılıyor. Ama, Türkiye de teröre karşı ortak mücadele  anlayışını ileri sürerek PKK’yı da vuruyor.

Bu da emperyalist odakları rahatsız ediyor.. Amerika da NATO’daki müttefikleri de  ‘Hizmetlerinizden memnunuz, ama, PKK,  bizimle birlikte DAİŞ’e karşı savaşıyor, bizim müttefikimiz onlar..Biz size hangi rolü verdiysek, siz onu yerine getirin..’ diyorlar.

Bir taraftan da Türkiye’yi övmeyi sürdürerek..

1991 - Irak/ Amerika Savaşı’nda,  Amerika etrafına 25-30 devleti çekmişti, ama, parsayı tek başına topladı.. Şimdi de aynı olmayacağına kimse garanti veremez.

Amerikan eski Dışbakanlarından Kissinger, ‘Bizim dış siyasetimizde ahlâka yer yoktur..’ dememiş miydi?

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum