1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Dinle katil, bak senin hikâyen
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Dinle katil, bak senin hikâyen

A+A-

Kaos’un ürkütücü dengesinin kodlarını çözebileceğine dair “kibir” seni bu hâle getirdi sanırım.

Bir de modernizmin bataklığındaki bu çırpınışının üzerine, insanların-toplumların kolektif psikolojisini öngörebilme sanrın ve politikliğin de eklenince insanlığını enikonu unuttun.

Biliyorum çok güveniyorsun aklının rehberliğine, pozitivizmine.

Herhangi somut bir olayda, etkiyen milyarlarca parametreden o çok güvendiğin algılarınla yalnızca birkaçını ayırt edebildiğin hâlde ne kadar da eminsin.

Oysa aciz bir insansın altı üstü. Algı eşiklerinin müsaade ettiği sınırlarda duyuyor, görüyor, düşünebiliyorsun. Einstein da olsan, durduğun nokta benim bir iki adım ötem anca. Her şeyi açık seçik görebileceğin arş’ta falan değilsin. Senin için yok öyle bir mevki.

Sonuçta kaosun müsaade ettiği, anlayabildiğin kadarından da mahrum kalıyorsun, zavallı.

Bahsettiğim tevekkül değil, haddini bilmek, zorlamadan aklını tahakkümden kurtarıp kendini insanlığına “bırakmak”.

Antep’in göbeğinde bir yapı siyasi mesaj vermek için sivillerin ortasına bomba koyuyor mesela. Dokuz insan ölüyor, tek tek dokuz can.

Ölenlerden biri bir yaşındaki insan yavrusu Almina.

Aklına ilk olarak savunmasız, elini bile kaldıramayan, annesi meme vermese helak olacak, altına eden bir masumun, ne yaptığını ettiğini bilen bir büyük insan tarafından öldürüldüğü gelmeli.

İmam, Almina’nın tabutunun başında durup “çocuk niyetine” değinde tüylerin diken diken olmalı. Boğazın düğümlenmeli, gözün dolmalı, kahrolmalısın.

“Yanlış, doğal gidişata aykırı” demelisin.

Peki, sen ne yapıyorsun?

“Kim yaptı acaba” diye soruyorsun önce, “Katil kimlerdenmiş, acep tanır mıyız?”

İnsanlık ailesinden önce varlığını armağan ettiğin ideolojik cemaatinin, dolayısıyla kendinin bu işten nasıl etkileneceğini düşünüyorsun çünkü.

Savunma mekanizmaların devreye giriyor hemen.

“Kullanılan bomba tipine bakalım” diyorsun.

“Bu fiil, zanlının daha önceki edimleriyle uyum içinde mi” diye soruyorsun.

“Zamanlama”da boncuk bulamayınca mıntıkanın hikmetinden medet umuyorsun. “Neden Antep” diye söyleniyorsun.

Üzülmeden sinirlenenlerin, önce “el aman” diyeceğine “intikam” diye söylenen simetrindekilerin de kudurmasıyla, o korkunç mantığına başvuruyorsun.

Katili anlamaya çalışıyorsun.

Etnik kimliğinin nasıl baskı altında tutulduğunu anlatıyorsun.

Bir ara aklın biraz başına geliyor ama o zaman da yine geriden. Tarihi düşünüyorsun. “Kürt isyanları, İttihat Terakki” diye büyük büyük konuşuyorsun.

Dünyanın başka yerlerindeki katillerin de benzer durumlarda aynı şekilde cinayet işlediğini söyleyip, vahşete “enternasyonalist” meşruiyet devşirmeye çalışıyorsun.

Ardından sıçrayıp bugüne geliyor, malum takıntına takılıyorsun.

“Aklına ilk gelen bu mu” sorularından çekinmeden, ANF’ye çıkıp olayın medyadaki verilişini eleştiriyor, hükümet sansüründen bahsediyorsun.

Hem zaten yeni anayasa da yapılmıyor.

Bir de o bakan var, küfürlü konuşuyor, hakaret ediyor.

Eee, nereden yola çıkmıştık?

Ya, bebek öldürülmüştü değil mi?

Peki, nerede o bebek? Bu soruların, muhakemenin neresinde o? Tüm bu “kalabalıktan” Almina’ya ne, he ahmak?

Hatırlatayım, dün annesinin kucağındaydı şimdi dokuz tahta altında, toprakta.

Oysa “karıştırmasan” ne kadar basitti değil mi?

Kim, neden, nerede, ne zaman yapmış olursa olsun, üzülecektin sadece.

Sonrası tepkiydi, gelirdi zaten.

Bu en insani zeminde bile hemfikir değilsek, bir bebeğin ölümüne bile “ama”sız üzülemiyorsan, lafa “her iki taraf”la başlıyorsan, değil çözüm için yürümeye, su içmeye gidilir mi seninle?

Ama sana göre klişe bu “basitlik”. Vahşet hakkında konuşurken “üzüldük tabii” demen bunun kanıtı. Tabii ne tabii? Hatta editörler gereksiz diye kesip atmammışsa, bu olayla ilgili haberlerdeki keder girizgâhlarını bile okumuyorsun, eminim. O satırları okurken “sadede gel” diye söyleniyor bilinçaltın.

Ama mutlaka bir fırsat bulmalısın; hakikaten sadedine gelmelisin.

Rastlamışsındır, Almina’nın gözleri dün Taraf’ın tepesindeydi, dönüp bir kez daha bakmalısın o gözlere.

İnsanlık limanından açılana üzülmeyi ve sevgiyi hatırlamak nafile belki ama inan bu nefretle yaşanmaz.

Bu nefrette bebekler ölür.

Elbette insanlar, peki ya siz

Uludere’de dokuz askerin yaşamına mal olan trafik kazasında çevredekilerin yardıma koşması sosyal medyada ve ekranlarda şu spotla duyuruldu:

“Devletin uçaklarının çocuklarını, eşlerini bombaladığı Uludereliler, kaza yapan askerin yardımına koştu!”

Ne kadar ayıp ne kadar utanmazca bir vurgu. Nasıl bir ayrımcılık, kendini bilmezlik bu.

Kürtler devletin askerine yardım etmedi! İnsanlar, bir trafik kazasında acıyla kıvranan insanların yardımına koştu, yerdeki ölüyü kaldırdı.

“Asker yakaladığı PKK’lıyı öldürmedi, işkence etmedi, montunu verdi” haberleriyle “Roboskililer kaza yapan askere yardım etti” pr’larınız arasında fark yok.

Hiçbir lanet olası savaşın unutturamayacağı insanlığımızı lütuf gibi sunarak, üstelik de etnik vurgular yaparak insanlığımızdan utandırmayın.

Roboski’nin her sabah yeniden kahrolan kadınları azıcık umurunuzdaysa susun.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT